Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 5 Mayıs 2005

BİLGİ TOPLUMU İÇİN NASIL BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM VE ENTELEKTÜEL SERMAYE

GÜRHAN KALELİOĞLU

Oracle, Genel Müdür Yardımcısı

Teşekkürler Serdar. İsterseniz öncelikle şu şekilde başlayayım istiyorum. Türkiye’deki bilişim sektöründeki insan gücü profili nasıl? Bununla ilgili bir piramit düşünürsek, bu piramidin en alt katmanında bir okur yazarlık sözkonusu. Burada da kimleri kastediyoruz. En basit anlamda interneti kullanan, banka işlemini yapan ya da haber okuyan kişileri kastediyoruz. Bu da Türkiye’de % 7 civarında olduğu söyleniyor. Bunun üstünde bilişim kullanıcılığı segmenti var. Bu segmentde de işi gereği bilgisayar veya bilişim teknolojilerini kullanan insanları değerlendiriyoruz. Bunun üstündeki kısımda ise, bilişim teknisyenleri diye ifade ettiğimiz, ki Türkiye’nin en büyük sıkıntısının olduğunu düşündüğümüz alandır bu. Ara eleman diye tanımlanan kitleden bahsetmek istiyoruz. Bu adamlar, bu kişiler daha çok KOBİ’ler, ya da devlet kurumları, ya da özel kurumlardaki sistemlerin çalıştırılması için gerekli olacak olan profiller olacaktır. Bunun üstündeki segmentte ise, bilişim uzmanı diye adlandırdığımız, daha çok üniversitelerin mühendislik bölümlerinden mezun bilgisayar mühendisliği bölümlerinden mezun olan kitleyi adlandırıyoruz. Burada da yaklaşık yıllık 6.000 civarında bir mezun olduğu söyleniyor. Buradaki en büyük sıkıntı ciddi bir beyin göçü yurtdışına, Amerika’ya veya başka ülkelere ya da çok uluslu şirketlerde çalışma arzusu ya da akademik olaraktan kalma durumu. Bu durumda da bu kişilerin hiçbir şekilde iç piyasadaki eleman ihtiyacına yönelik ya da sektöre katkısı çok sınırlı kalmakta. Piramidin en tepesinde de bilişim politika üreticileri diye adlandırdığımız bir kitle var. Bunlar da daha çok bu konuda ahkam kesim, yorumlarda bulunan bir kitle ki burada çok fazla insan var. Belki buraya kendimi, Serdar’ı falan da dahil edebilirim. Burada illa bilgisayar mühendisi olmak zorunluluğu yok ama bilgisayar konularında belli birtakım politikaları üreten insanlar olma durumu sözkonusu. Burada bir sıkıntı yok. Türkiye’de genelde bu tür konularda da çok fazla sıkıntı olmaz zaten. Dolayısıyla, bizim odağımız özellikle bilişim teknisyeni diye adlandırdığımız orta katmanda yer alan profile yönelik olmalı. Şimdi burada ne durumdayız? Türkiye’de en önemli insan kaynağı ihtiyacını meslek liseleriyle sağlıyor oluyoruz. Meslek liselerine de baktığımızda, Türkiye’de 1.1 milyon civarında meslek lisesinde okuyan insan var. Milli Eğitim Bakanlığı’nın istatistiklerine göre ve bu 1.1 milyon insanın yaklaşık 53.000’ni bilişimle ilgili alanda eğitim almakta. Çok az bir oran bu. Bunun da yaklaşık 14.000’ni yabancı dille eğitim veren Anadolu meslek liseleri ya da Anadolu teknik liselerinde öğrenim görmekte. Bu da çok düşük bir rakam. Dolayısıyla, baktığımızda, Hindistan olalım diyoruz ama yıllık 50.000 veya 55.000 kişilik bir arzımız var ve bunun 13 veya 14.000’ni yabancı dile vakıf. Bu şekilde bir saptamayı yapınca sadece Hindistan’da Madras kentinin yıllık bu tür profesyonel arzı ya da supply ettiği kişi sayısı 50.000. Yani bir Madras kentiyle aynı düzeydeyiz şu anda. Bu 50.000 kişinin ne kadarı kullanılabilir, o da ayrı bir tartışma konusu. 2004’de öğretmen konusu bir başka sıkıntı. Anadolu teknik liselerinde 415 öğretmen varken, 2005 yılında bakanlığımız ciddi bir atılım yapıyor, % 300 artıyor ve 1422 öğretmene çıkıyor. Fakat bu da yeterli değil. Orada da ciddi yeni değişim veya dönüşüm yaşamak lazım. Türkiye’nin şu anda iddialı olduğu ya da iddialı olmaya çalıştığı bu entelektüel sermayesi ile yapabileceği konularla ilgili Hindistan’a veya başka yere rakip olmak istiyorsak öncelikle bir kaynağı kıt kaynak olmaktan çıkartmamız lazım, ekonominin temel prensipleri gereği. Bir kaynak kıtsa değerlidir. Dolayısıyla, değerliyse zaten iç piyasada bile zor erişilebilen bir kaynaksa nasıl sen bunu dış piyasaya satmaya çalışacaksın, servis sunmaya çalışacaksın. Öncelikle, burada bir dönüşüm yaşamak lazım ve bugün başlasak ancak bunun meyvelerini 4-5 yıl sonra alabiliriz bu konuda. Hindistan’a baktığımızda, gene şu anda 17 milyar dolarlık servis geliri var, McKinsey’in 2004 yılında yaptığı bir araştırmaya göre. 2008’de bunun 70 milyar dolar olması bekleniyor ve 4 milyon kişinin bu sektörlerde çalışıyor olması bekleniyor. Tabii burada biraz şeyi genişletmek lazım çünkü Hindistan’ın tanımında business process outsourcing dediğimiz konu da bu kapsam içerisinde mütalaa ediliyor.

Türkiye’nin durumuna tekrar dönersek Hindistan’la mukayese ettikten sonra, bizim ciddi şekilde alternatif birtakım çözüm önerilerini, hızlı şekilde devreye alınabilecek çözüm önerilerini ortaya koymamız lazım. Bu Anadolu teknik liseleri veya meslek liselerini artırmak bir yana, özel sektörün de kendi meslek liselerini veya teknik liselerini kuruyor olması lazım. Türkiye’nin en büyük sistem entekratörleri Meteksan, Koç belki kendi teknik liselerini kurabilirler. Mesela, Meteksan, Bilkent Vakfı’nın bir iştirakidir. Meteksan içerisinde bilişim meslek lisesi niye kurulmasın? Ya da Koç, Koç Üniversitesi’nin içerisinde kendine sağlayacak bir bilişim meslek lisesi niye kurmasın? Bu gibi provakatif birtakım fikirler masaya yatırılırsa hem sistem entekratörleri, hem kurumların ihtiyaçlarını karşılayabilecek değişik açılımlar yaratılabilir. Bir saptama da şu: Çıraklık diye bir kavram vardır. Biliriz, oto çıraklığı vs. Bilişim çıraklığı diye de bir kavram gündeme oturmakta. Bilişim çıraklığında gerçekten bilişim çıraklığı gibi yapabileceğimiz belki birtakım çıraklık merkezleri oluşturabiliriz. Sadece meslek liseleri ya da teknik liselerle değil, bu çıraklık merkezlerinde de birtakım transformasyonları gerçekleştirebiliriz. Bunun dışında bir başka açılım tabii ki uzaktan eğitim. Uzaktan eğitimle ilgili konuşmacılar ilerleyen kısımlarda oldukça detaylı bilgiler verecekler. Ama uzaktan eğitimin sağlayacağı en güzel husus tabii ki fırsat eşitliğini sağlıyor olacak Türkiye’de de. En uzak, en ücra noktada okuyan bir öğrencinin de en kaliteli, en düzgün içeriğe erişme şansı oluşabilir. Bu tür fikirlerle aslında yapılacak işleri özetleyebiliriz ama Türkiye’nin daha gideceği yol çok. Öncelikle, kendine yeterli olmalı, bunun yanında orta öğrenim katmanında ya da meslek liseleri katmanında ciddi bir dönüşüm yaşamalı artı bir ekleme daha yapacağım. Mesela, Hindistan hep başarılı deniyor da Çin niye başarılı değil bu konuda. Aslında bu çok enteresan bir tartışma. Hindistan’a baktığımızda, bir Anglo-Sakson eğitim sistemi var ve İngilizce eğitim sistemi var. Oysa, Çin’e gittiğimizde, Çin’de dil ciddi bir sorun ve Türkiye’nin bence yabancı dil eğitim konusunda şu anda gazetelerde medyada takip ediyoruz, seneye Anadolu liselerinde İngilizce tedrisattan vazgeçiliyor falan gibi birtakım söylemler var. Eğer böyle bir şey olursa çok ciddi birtakım zaten sıkıntılı olan bir kaynakta daha geriye gitme ihtimali sözkonusu olabilir. Bütün bunları aslında bir potada eriterekten mütalaa etmemiz gerektiğini düşünüp, hepinize teşekkür ederim.

Serdar Kuzuoğlu: Ben simdi tekrar Gürhan’a donmek istiyorum ve böylelikle yeniden yerel gündeme dönmüş olacağız. Gürhan, bu son zamanlarda üstünde oldukça projeler yürütülen öğretmen eğitimi, okulların internete bağlanması, okulların ortak bir eğitim sisteminde deminki konuşmacımızın bahsettiği gibi bir bilgi paylaşım portalının olması vs. gibi çalışmalar yürütülüyor. Bu konudaki süreci takip eden birisi olarak bu konuyla ilgili görüşlerin nedir?

Kesinlikle bunlar Türkiye için çok faydalı gelişimler. Ber kere her şeyden önce bir inisiyatif alındı ve bu inisiyatif bir noktaya doğru getirilmeye çalışılıyor. Ama o kadar uzun yıllardır biz bu süreçlerin içindeyiz ki, bu salonda bulunan bazı arkadaşlarımızın suratına bakıyorum yani bu Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki projeler başladığında birçoğumuz bu sektöre yeni girmiştik. Serder bilmiyorum, sen ne kadardır takip ediyorsun bu projeleri. Ama en azından bazıları belli bir noktaya geldi. İçerikte sürekli işler bir oluyor, bir iptal oluyor. En son ne durumda ben de artık bilemiyorum. Dolayısıyla, portalda bir inisiyatif alındı çok uluslu şirketin de katkısıyla. Orada belli bir değişim veya dönüşüm gerçekleştirilecek. Ama bütün bunların ötesinde en azından bu iktidar döneminde belli bir sistematik içerisinde Milli Eğitim Bakanlığına önem verildiğini görüyoruz. Ciddi bir şekilde en azından yetkililerin ağzından çıkan ifade şu şekilde: Milli Eğitimin bütçesinin savunmanın önüne geçtiğini gözlemliyoruz. Bu da herhalde sıra ve okul yaptırmanın ötesinde bilişim altyapısına yönelik bütçeler olarak düşünmekteyiz bunu. Dünya Bankası’nın veya diğer fonların burada ciddi yeniden yapılanmaya yönelik belli birtakım talepleri var. Açıkçası senin yorumun ne? Sen nasıl görüyorsun burada yapılan faaliyetleri? Basın olarak senin tarafına sorayım ben.

Soru (Tevfik Uyar): İstanbul Teknik Üniversitesi’nden geliyorum. Az önce Kalelioğlu’nun Hindistan’ın başarısı hakkında bir yorumu vardı. Hindistan’ın başarısını Anglo-Sakson dilleriyle eğitim yapmasına bağladı. Evvela affınıza sığınarak kısa bir açıklama yapacağım, daha sonra Sayın Kalelioğlu’na sorumu yönelteceğim. Ayrıca, Berner’e Almanya’daki durum hakkında bir soru yönelteceğim.

Evvela, bugünün sloganına bakmak lazım. Mesela şu an arkanızda yazıyor. “Yarının kurulması ve hedef 2023”. Başarı, hedefe ulaşmaktır. Dolayısıyla, hedef olmadan bir başarı olması da mümkün değildir. Dolayısıyla, eğitimde de başarı elde edilmek isteniyorsa, ki bizim Milli Eğitim Bakanlığımız var. Eğitimde milli bir hedef olmalı. Acaba yabancı dille eğitim yaparken, milli bir hedef belirlenebilir mi ve asıl sorum da şu: Acaba biz yabancı dille eğitim ve iyi bir Türkçe eğitimiyle iyi bir yabancı dil öğrenimini karıştırıyor muyuz? Sayın Berner’e de sorum, Almanya’da bu durum nasıl?

Olabilir aslında. Burada keşke Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir yetkilisi olsaydı da bu konuda yorum yapsaydı. Yabancı dilde eğitim bir anda gündeme acaip bir şekilde oturmuş durumda. Ben bunu çok enteresan bir tartışma olarak görüyorum çünkü bir yandan globallaşmeye çalışıyoruz. Hedefimiz Türkiye’nin kendi iç pazarına yönelik birtakım profiller yetiştirmekse tabii ki milli dilde eğitim yapan liselerden çıkan ya da üniversitelerden çıkan insanları istihdam edelim. Başarılı olan ülkelere bakarsak dile yatkınlık çok önemli. Sistemin dile yatkınlığı çok önemli gibi gözüküyor. Dolayısıyla, siz şu anda yurtdışına belli bir hizmet satıcı bir ülke ya da belli birtakım outsourcing ya da belli birtakım şeyleri hedefleyen bir ülkeyseniz söyleminiz farklı olmalı. Yoksa tamamen kendi ülke iç dinamiklerinize yönelik bir bilgi toplumu olmayı engellemez bu. Yabancı dilde eğitim yapmasanız da bilgi toplumu olabilirsiniz. Ama Türkiye’nin yurtdışına belli hizmetlerini satan belli bir offshore centre olma hedefi varsa bu ayrı bir tartışma konusu. Bu hedefin de sahibi Milli Eğitim Bakanlığı değildir. Çok daha makro düzeydeki birtakım politikalardır diye düşünüyorum.

Tevfik Uyar: Sorumun ikinci kısmı ile ilgili ufak bir noktayı atladık. Elbette uluslar arası pazarı hedefliyorsak iyi bir şekilde lisan bilmemiz lazım. Fakat iyi şekilde lisan bilmenin tek yolu o dilde eğitim yapmak mı? Ben çok iyi Türkçe bir eğitim aldıktan sonra gerekli kurslara gidip çok iyi İngilizceyi öğrendiğim zaman sonuçta bu yabancı dil eğitim gerektirmez.

Soru (Yılmaz Dağdeviren): Sözleşme Danışmanlık Şirketi ve eski televizyon dairesi başkanı olarak belirli bir basın ilişkim de var. Bugünkü konuşmacıların hepsi bilgi çağı için bilgi toplumu kurulması için ne yapılması gerektiğini çok güzel açıkladılar. Söylenenlerin hepsi doğru. Benim burada Türkiye’nin bana göre büyük bir sorununun da gündeme getirilmesi gerektiğine inanıyorum tabii bu platform için değil. Türkiye’nin genel gündemi için. Ben 45 yıllarında üç yıl kuran kursuna gittim ve hafız oldum, sonra mühendis olarak bugünlere geldim. Genel müdürlükler yaptım. Annemle babamın karşılıklı savaşında babam kuran kursu, annem çağdaş eğitim dedi. İkisini birden aldım ama liseye ve üniversiteye geçerken de eğitimin verdiği bir yönle çağdaş eğitim ağırlıklı oldu. Çağdaş eğitimi üniversite bitirdikten sonra hep destekledim. Benim zamanımda tam istatistik yok ama 40-50 bin kişi kuran kursuna gidiyordu. Bugünkü verilere göre sanıyorum istatistikler tam değil. On yaş altında 4-5 milyon çocuk kuran kursuna gidiyor. Sorum şu: Bu büyük potansiyeli o eğitim düzenini bugün anlatılan çağdaş eğitime yardımcı hale getirmek mümkün mü? Türkiye’nin kurtuluşunun bir yolu da bu diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Ben bir yorum yapayım. Genelde yaz aylarında 3 ay yollanır, çocuk orada birtakım dini eğitimlerini alır diye biliyoruz. Fakat bunun gibi belki ilköğretimdeki çocukların yaz okulları şeklinde planlanabilecek belli mahalle arası çıraklık merkezleri gibi yani bilişim kavramlarının ya da bilgisayar kavramlarının temelini öğrenebilecekleri belli birtakım dönüşüm programları bence çok rahat yapılabilir. Devlet inisiyatifiyle de yapılabilir, özel inisiyatifle de yapılabilir.Bu masaya yatırılması gereken enteresan bir öneri gibi geliyor bana.

Soru (Eyüp Coşkun): Genç Gönüllüler Derneği. Mesleki eğitim sorunlarını hep konuşuyoruz ama ben Gürhan Bey’e soracaktım sorumu. Biz özellikle mesleki eğitim yerel kalkınma konularında çalışan bir derneğiz. Mesleki eğitim konusunda Türkiye’de bir gençlik konseyi girişimi var. Hatta burada da benim bir önerim olmuştu. Hep önerilerimiz oluyor, bir şekilde bildirilerde çıkıyor ama bir türlü uygulamaya geçirilmiyor. Bizim en büyük şikayetimiz buydu. Bu tarihten itibaren dedik ki, Türkiye’de 81 ilden gençlik temsilcilerinin katılımıyla ulusal mesleki eğitimin kalitesinin artırılmasıyla bir zirve düzenleyelim dedik. Bununla ilgili olarak 25 Aralık’ta bir toplantı yapalım dedik. Yahoo grupları aracılığıyla tanıtımını yapalım dedik ve 7.000 kişiye ulaştım ama bu 7.000 sivil toplum kuruluşundan sadece bir tanesi bu ön toplantıya geldi. Bizim için çok büyük hayal kırıklığıydı. Ben burada size tekrar sesleniyorum. Şu işi yapalım. Türkiye’deki mesleki eğitimi gençlerle birlikte tartışalım ve bu sorunu öncelikle gençler çekiyorsa gençler tartışsın, çözüm politikalarını onlar oluştursun diyorum. Sizin Gürhan Bey’in acaba bu konuyla ilgili bu çalışmalara hangi konularda destek olabilirler? Şu anda mesela Sakarya Üniversitesi bu konuya destek oldu. Katılımcı gençlerin neredeyse tüm masraflarını karşılayarak burada bir çalışma yapacaklar. Benim sizden tek ricam, bu çalışmaya katılabilir misiniz? Destek olabilir misiniz? Ortak yapabilir miyiz?

Ben bir soru sorayım. Şu anda bir arama konferansı veya bir ortak akıl çıkartmayı düşünüyorsunuz diye anlıyorum. Bu ortak akılın sonucunda bilişim mi olur, başka şey mi olur, genetik mi olur, gıda mı olur, başka bir tür teknisyenlik mi olur böyle bir şeyin hangi alanların Türkiye için stratejik olduğunu belirlemeye çalışacaksınız. Değil mi?

Eyüp Coşkun: Biz genel olarak bütün mesleki eğitim kuruluşlarını alıp, tartıştırmayı düşünüyoruz. Bütün hepsi gelecekler ve çeşitli konu başlıklarına göre oturup tartışacaklar.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS