Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 5 Mayıs 2005

DÜNYA DEVLERİYLE YUVARLAK MASA –

KARAR VERİCİLER VE

YÖN BELİRLEYİCİLER

RECEP TAYYİP ERDOĞAN

T.C. Başbakanı

Değerli dostlar. Öncelikle böyle anlamlı bir toplantıda sizlerle bir arada olmanın mutluluğu, heyecanı içerisinde sizleri selamlıyorum ve bu anlamlı toplantının ülkemiz, AB ve dünyamız için aydınlık yarınlara, barışa vesile olmasını temenni ediyorum.

Teori ile pratik arasındaki farkı biz evdeki hesabın her zaman çarşıya uymadığı şeklinde ifade ederiz. Ama yine de halimize bir bakar kendimizce gelecekten yana planlar yapar, hayaller kurarız. Elbette kader de var, takdir de var deriz. Ama yine de yeterince akil insan planını sağlam yapar. Pratik ile teori arasındaki mesafeyi sürekli olarak daraltmaya çalışır. Bireysel hayatımızda olduğu gibi, toplumsal hayatta da ufkun ötesini hayal edemeyenler geleceği riskleriyle imkanlarıyla göremeyenler asla kaptan olamazlar. Şimdi Cumhuriyetimizin 100’ncü doğum günü olacak yıla bakıyorum. 2023. Yani tam 18 sene sonra. Bugün emekli olanlar yaşlılığın doruğunda. Bugün ilk gençliklerinin ilkbaharını yaşayanlar emekliliğin eşiğinde. Okuldaki gençler iş hayatında olacaklar. Bugünün bebekleri de üniversite koridorlarında olacaklar. Geleceği tümüyle dizayn edemeyiz ama tasavvur edebilir, hazırlıklarımızı geleceğe göre yapabiliriz. Ne Amerika’da, ne Avrupa’da 18 sene sonra devletin zirvesi değişmeden durmaz. O halde biz kişilere, olaylara değil, tarihin ana akışına bir bakış yapmamız şart. Gelecek tasavvurumuzu da tarihin akış istikametine göre yapacağız.

Değerli dostlar,

Geçen asrın ikinci yarısına damgasını vuran en çarpıcı gerçek herhalde soğuk savaştır. Dünyayı iki kutuba ayıran bu kolektif çılgınlık birbirlerini defalarca yok edebilecek güçte bir nükleer silanlanma dengesi altında iki süper ülkeyi karşı karşıya getirmişti. Askeri üstünlüğün motive ettiği bu yarışta o kadar ileri gidildi ki, bu yarıştan edinilen teknolojiler hem insanlığın bekasını tehdit eder hale geldi, hem de dünya baştan başa bir gerilim alanı oldu. Havada, karada, denizde, sualtında, uzayda insanı aylarca canlı tutup, düşmana karşı ölüm makinesi haline getirebilecek bilgi birikimleri çıktı ortaya. Soğuk savaş sonrası bu teknolojiler bizi bugünlere fazla bir çaba gerektirmeden taşıdı. Yeni teknoloji ve teçhizat geliştirmek yerine, eldeki birikimler değişen ihtiyaçlar önünde yeni ve daha üstün sistemler olarak yeni baştan düzenlendi. Bilgi üretimi amaç ve istikamet değiştirdi. Bu amaçla teknolojik gelişimde ağırlık bilişim teknolojilerini ve sistem alanına kaynak suretiyle kendini gösterdi. Böyle olunca da ittifaklar içinde dayanışmaları geliştirmek üzere yeni düzenlemeler yapıldı dünyamızda. İki süper gücün dünya satranç tahtasında sürdürdüğü oyun uzay ve dünyada köşe kapmacalarla devam ede dursun zamanla ikinci dünya savaşının yenik bıraktığı Japonya ayağa kalktı. Almanya ile birlikte dünya ekonomisinde en önlere geçti. Sovyet tehdidine karşı milliyetçi akımlar desteklendi bu arada. Batı blokunda Atlantik aşırı unsurlar ayrıştı, Avrupa kömür ve çelik birliği giderek önce Avrupa Ekonomik Topluluğu, daha sonra Avrupa Topluluğu ve şimdi de Avrupa Birliği oluverdi. Sovyetler Birliği’nin kimsenin burnu kanamadan çözülüvermesi yumuşayan bir dünya iklimine dönüşünce çelişen dinamiklerin yön verdiği bir dünya siyaseti doğdu. Son çeyrek asrın sihirli kavramları bunun altını çiziyorum küreselleşme sanayi toplumundan bilgi toplumuna dönüşüm oldu. Ama çelişkiler de derinleşerek sürdü durdu. Bir yandan küreselleşen dünyada paranın ne sadakati, ne de milliyeti kaldı. Öte yandan kıtasallaşan Avrupa uluslar ötesi şirketleri ortaya çıkarttı. Buna karşı Sovyetler’in bıraktığı boşlukta milliyetçi dinamikler ön plana çıktı. Orta Asya şimdi AB üyesi olan Batlık ve Orta Avrupa Cumhuriyetleri ile AB içerisindeki yerini aldı. Çin Halk Cumhuriyeti dünya sahnesine emin ve ağır adımlarla yürürken, ekonomide serbestleşme ve özelleştirme rüzgarları sertleşti. 11 Eylül’le birlikte yeni bir durumu karşımızda görerek çıktık. Önceleri birlikte hareket edebilen Batılı ülkeler Afganistan’a müdahalede görece bir birlik tablosu sergilerken, daha sonra ayrışan çizgiler başka kriz alanlarında farklılaşmaya başladı. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi. Asimetrik tehdit terörizme ve buna karşı korunma içgüdüsü dünya siyaseti kadar evindeki içindeki sade insanları dahi tesiri altına altı. Fırlayan petrol fiyatları bir taraftan çevre bilincini tetiklerken, öte yandan alternatif enerji kaynaklarını yeniden gündeme getirdi. Tabii bir de mevcut ve muhtemel enerji alanlarıyla bunları tüketim merkezlerine taşıma yollarının kontrolü de gündeme geldi.

Değerli dostlar,

Gelecek çeyrek asırda Avrupa köklü tarihi oturmuş geleneği ve değerleriyle muhtemel birçok kutuplu dünya dengesinin ana aktörlerinden biri olacaktır. Ama ne önünden koşturduğu kalabalık Asya toplumları, ne arkasından koşturduğu ABD önünde sayısal üstünlüğü mevcut kurgu ile yakalaması pek de mümkün görünmüyor. Nitekim, Avrupa kıtası küçük ve yaşlı, enerji kaynakları çok sınırlı ama müreffeh. Ekonomisi zengin ve güçlü. Ama iç pazarı küçük. Avrupa dış dünyada rekabet gücünü yakalamakta zorlanıyor. Çünkü karşısında düşük maliyetlerle üreten fakir bir dünya devi ile teknolojide yarışmakta zorlandığı zengin bir dev var. Artık son çeyrek yüzyılın başta bilişim olmak üzere yeniliğe dayalı ileri teknoloji kazanımlarını iddialı bir yedinci çerçeve programı ile 2013’den sonraki kıtasal endüstriyel entegrasyona hazırlanıyor. İnancın odur ki, 15-20 sene sonra Avrupa’nın yükselişi önündeki doğal iç pazar büyüklüğü meselesini Türkiye ile çözer. Bizim bugünkü ulusal stratejimiz de buraya dayanıyor. Zannediyorum Sayın Birand’ın sorusunun cevabı da burada yatıyor. Gücümüz, tarihi ve kültürel mirasımızın zenginliği, geleceğe dönük muazzam dinamizmimiz sağlam.....

......ilkesinde olduğu gibi bizim de handikaplarımızdır. Ama bunları aşmakta kararlıyız. Bunu başarmakta kararlıyız. Bu zorlukları aşıyoruz ve ülkemiz her anlamda bir cazibe merkezi oluyor.

Değerli dostlar,

Bazen makro ekonometrik göstergeleri bakarız. Bir ülkede kişi başına milli gelir 10-20 senede nereden nereye gelmiş. Biz kısa bir hesap yapalım. Zaman tünelinde biraz geriye gidelim. 3 Kasım 2002. Şu anda geldiğimiz nokta ortada. 5 Mayıs 2005. Yaklaşık 2.5 yıl geçti. Kişi başına milli gelir 2072 dolardı. Ama şimdi 4172 dolara geldik. Milli gelirimiz 163 milyar dolardı. Şimdi ise, 300 milyar doları aşmış durumdayız. Bu bir şey gösteriyor. Yani Türkiye büyüyor, Türkiye güçleniyor. Türkiye artık bir güven ülkesi. Türkiye bir istikrar ülkesi. Bütün dostlarımız ülkemizde yapılan toplantılarda ısrarla üzerinde durdukları ve altını çizdikleri kelimeler bunlar. Türkiye bir güven ve istikrar ülkesidir. İşte dün bugün hatta bir önceki gün başlayan toplantılarda da ekonomiyle ilgili bütün bu toplantıların sonuç bildirgelerinde yer alan başlıklar bunlardı.

Değerli arkadaşlar,

Nüfus, GSMH, sanayi, tarım, enerji, hizmet daha da açabilirsiniz eğitim, sağlık, ulaştırma, inşaat, ithalat, ihracat, finans nereden nereye gelmiş. Türkiye sadece doğal kaynaklarına güvenerek hareket eden bir ülke değil. Türkiye, tam aksine bu tür kaynakların ötesinde kendisini ayağa kaldıracak o sinerjiyi meydana getirmiş bir ülke. Bugün bizim göstergelerimizi 10 yıl önce yakalaşanlar şimdi nerede, biz 10 yıl sonra orada mı olacağız? Bu eksersiz iyidir ama her zaman sağlıklı sonuçlar vermez. Bunu kabul ediyorum. Ülkelerin gücü, büyümesi, önemi, nüfusu her zaman sayısal verilerle, grafiklerle, istatistiklerle ölçülemez. Ayrıca, 10 yıl sonra fabrikalarımız bugün birilerinin ürettiğini aynı teknoloji ile üretecek olsa, bu ilerlemez sayılabilir mi? Bakınız, zaman zaman bazı enteresan sorularla karşı karşıya kalıyoruz. Diyorlar ki, Türkiye acaba sanayide, teknolojide veya bilişim teknolojisinde ne yapıyor? Çok şeyler yapıyor. 2004 sonu itibariyle Türkiye’nin yatırımlarda ulaştığı rakam enteresandır. 45 milyar dolardır. Bunun içinde inşa var, bunun içinde makine ekipmanları, araç-gereç var. Bütün bunlar bir ileri teknolojiyi gösteriyor. Tabii bu ileri teknolojinin bize getirdiği bir eksi var. O eksi istihdam alanında bizi sıkıntıya sokuyor. Yani emek yoğun bir anlayıştan makine yoğun veya teknoloji yoğun bir alana doğru gidiyoruz. Ama bu bizi ileri teknolojiye doğru taşıyor. Öyleyse biz istihdam için farklı alanlar yaratmak zorundayız. Bu nedir? Hizmet alanlarına doğru gideceğiz, tarımsal endüstriye doğru gideceğiz vs. Bu alanlarla istihdam alanındaki sıkıntıyı da gidereceğiz. Bütün bunlara rağmen, 2.5 yıl içersinde resmi rakamların bize verdiği şudur: 1.1 milyon insanımıza iş alanı doğurmuşuz ve 10.7 ile aldığımız işsizlik şu anda 10.2’dir. 15-20 yıl sonra belki bugün sanayi ve hizmet sektörümüzde kullanılan teknolojilerle çalışan ve dünyada rekabetçi tek bir fabrika kalmayacak. O halde okullarımızda ve laboratuarlarımızda ilim ve fennin bu zaman diliminde geleceği atmosferi tasavvur edip, risk alıp, koyacağımız hedeflere yönelmeliyiz. Bizim koyduğumuz hedef, içeride bilgi toplumuna dönüşmektir. Şunu yüksek sesle kabul etmeliyiz ki, kamu kurum ve kuruluşları bu dönüşümde ne yazık ki iş hayatımızın toplumsal dönüşümün gerisine düşmüş, değişimin hızına yetişememiştir. Yaşadığımız dünyanın hangi alanlarda haksız rekabete yol açtığını dikkatle izliyor, gelecek zamanlara göre hazırlanıyoruz. Kamu yönetimi reformu ve kamuda bilgisayarlaşma ile biz e-dönüşümü evelallah başarırız. Bu arada digital uçurum tehlikesini aşmak için ise, ciddi bir eğitim seferberliği yapıyoruz. Bakınız, bu yıl sonuna kadar Türkiye’de internet ağının ulaşmadığı bir ilköğretim okulu kalmayacak. Hedefimiz budur ve bu hedefe de ulaşıyoruz, ulaşacağız. Türkiye bunun için çok özel bir ülke. Nüfusumuz çok genç. Neredeyse 1/3’ü şu anda okullarda. Biz yeniliğe ve değişime açık bir toplumuz. Fevkalade hareketli bir göç tarihimiz var. Bu ulusal dinamizmi ve klasik kalıplara dayalı sanayimizi yeniliğe dayalı bir akıllığı sanayiye çevirmek gibi bir ihtirasımız, azmimiz, kararlılığımız var. Gelecek 10 yıllarda Türkiye’ye batı dünyası içerisinde yerini aldıracak siyaset, güvenlik, sosyoloji, teknoloji ve ekonomi de bu hedefin gerektirdiği kriterlerle uyumlu hale gelecektir. Bu dinamik süreç bin yıllık bir tarihin sonucudur. Geleceğin Türkiye’sinin geçtiğimiz asırdakinden elbette büyük farkları olacak. Kendi medeniyet zeminini koruyarak, yeni sentezlerle yozlaştırmadan güçlü ve kişilikli yeni bir Türkiye. Binlerce yıllık kökenleriyle, medeniyet ve devlet geleneğiyle Osmanlı sentezine sadık ülküsüyle, Cumhuriyetimizin kazanımlarıyla tutarlı, batılı bir küresel güç olduğumuzun tüm milletimiz inanıyorum ki farkında. Bulunduğumuz yere ve hedeflerimize bakıp sakın 20 sene sonra planımız böyle değildi demeyelim. Çünkü sözün başında ifade ettiğimiz gibi, akil isen, gelecek için sağlam plan yapar, hedeflerine kararlılıkla ve tavizsiz yürürsün. Bu anlayışı taşıyorum. İnanıyorum ki, milletim de taşıyor. Şimdi sözü ben de değerli konuşmacılara ve değerli dostum Sayın Birand’a bırakıyorum. Bu gelecek resmin de konuklarımız bizi bekleyen dünyayı ve bu dünyada Türkiye’nin yerini ve bakalım önemini nerede görüyor, nereye taşıyor. Çok teşekkür ediyorum.

Mehmet Ali Birand: Biz bu programı banda alıyoruz. Bu programı 18 sene sonra 2023 yılında oynatacağız. Bütün bu söylenenler doğru mu değil mi birlikte bu programı tekrar yapacağız. O zaman gene Başbakan olacaksınız? Ben gene olacağım. Şimdi soru cevaba geldik.

Soru (Yıldırım Aktürk): O kadar mühim konu bir konu ki bu. En çok üzerinde durduğumuz istihdam meselesine de çok ciddi bir çözüm getirecek. Eğer ciddi bir şekilde gençlerimize iş sahası açarsak. Onun için eğitim de dahil komple bir paketi bir sistem anlayışıyla çözebilmek için 24 saat bu işi düşünen ve buradaki arkadaşlarımızın kalitesinde bir kurmayın liderliğine ihtiyacımız var ve bir Devlet Bakanı’nı sürekli olarak bilişim ve teknoloji bakanı adıyla adlandırır ve sadece bu işten sorumlu kılarsak çok şey halletmiş oluruz.

Mehmet Ali Birand: Bu soruya katılanlar çok oldu. İkinci soruyu alalım.

Soru (Naci Ekşi): Ben de Sayın Başbakana ve Sayın Rehn’e iki küçük soru soracağım. Şimdi Sayın Başbakanımıza soruyorum. Aşağı yukarı Yıldırım Bey’in sorusu gibi ben de şöyle düşünmüştüm. Biz burada hep birlikte geleceğe bakıyoruz. Halbuki 2023’den bu tarafa yani gelecekten bugüne bakmak gerekiyorsa eğer o takdirde bizim Devlet Bakanı seviyesinde değil, belki bir Başbakan Yardımcısı seviyesinde bilim ve strateji kurumunu kurmak mümkün olabilir mi?

Sayın Rehn’e soruyorum. Elbette AB’ne girerken AB müktesebatına uyum için gerekli olanları yapacağız. Ama bazen bizim hassasiyetlerimize dokunuyorlar. AB müktesebatı için gerekli olanlara evet, ama hassasiyetlerimize dokunup da bir noktada “hadi canım gidin işinize” dedirtmeyecek kadar Türkiye’nin AB’ne girmesini istiyorlar mı?

Değerli dostlar, gerek Yıldırım Bey’in, gerek Naci Bey’in sorusunu hemen cevabını vereyim. Yaklaşık iki yıl oldu. Ben Başbakan Yardımcım Abdüllatif Şener Bey bilişim ve icra kurulu oluşturduk. Onun başkanıdır ve sürekli olarak bilişimle ilgili toplantılarını yapmak suretiyle alınan kararlar ve e-devlet projesini yaygınlaştırarak devamı sağlanmaktadır. Bunu ben özellikle bilgilerinize arzediyorum.

Soru (Siyami Kahyaoğlu): Ben Sayın Başbakan’a sormak istiyorum. Lizbon kriterlerine göre belirli IT standartlarının hazırlanması lazım. Bununla ilgili çalışma acaba gene e-icra türü bir icra kurulunda mı yapılacak yoksa bunun için merkezi bir otorite sağlanacak mı?

Soru (İstanbul Valisi): 2023’de yalnız Türkiye’nin değil, dünyayı da ilgilendiren bir soru. Bilgi iletişim internetin geleceği bunları düşünürsek insan bunun neresinde kalacak? Kişi hakları, fikri mülkiyet hakları hangi konuma girecek, uluslararası terörizmi önleyen ulusal ve uluslararası güvenliği ilgilendiren konularda bir küresel hukuk internet yoluyla gelişebilecek mi? Yani bu bilgi ve iletişim dalgası içinde sanki insan bir konu mankeni gibi mi olacak? Bu anlamda bir düzenlemeye ihtiyaç yok mu?

Soru (Üniversite öğrencisi Gökhan): Ben Sayın Başbakanımıza 2023’deki Türk-Amerikan ilişkilerine dair bir soru sormak istiyorum. Belki kızacak ama bildiğim kadarıyla bugünlerde Beyaz Saray telefonları biraz meşgul çalıyor. Acaba 2023’de de meşgul çalmaya devam edecek mi?

Soru (Utku Tuncay): Ben de AB siyaset uluslararası siyaset öğrencisiyim. O yüzden AB siyaseti yapacağım. Olli Rehn’e bir sorum olacak. Biz şimdi 2023 yılının Türkiye’sini tasarlıyoruz. AB’ye tam üye bir Türkiye tasarlıyoruz. Müzakerelere hazırlanıyoruz. Peki siz AB olarak Türkiyeli bir AB’ne kurumlarınıza fonlarınızla politikalarınızla ve ciddi ön yargıları olan vatandaşlarınıza nasıl ve ne zaman hazırlanmaya başlayacaksınız?

Soru (Mehmet Ali Bayar): Sayın Başbakanımız katılanlara ne soru sormak isterdi. Türkiye’yi 2023’lere müzakere sürecine hazırlayacak hükümet. Çok önemli bir panel bu. Sayın Başbakanın da şahsen katılmasını çok önemsiyorum. Ama ne soru sormak isterdi merak ediyorum. Keşke orada otursaydım.

Mehmet Ali Birand: Bunu benim akıl edip, sormam lazımdı. Onu biraz sorduracağım.

Soru (Savaş Ünsal): Intercom. Bu oturumdan evvel bir oturumumuz daha vardı. Bunun anlamı da Türkiye’nin e-devlet ve diğer politikalarını 2023 için görüşüyorduk. Ancak, hepimizin beraber kabul ettiği bir konu vardı. E-devlet ya da teknolojiye giderken bilgi toplumuna giderken erişim şart. Yani bir serbestleşme özelleşme şarttır. Hatta bir örnek de Malezya’dan vardı. 15 sene orada yaşamış biri olarak Malezya Telecom’un serbestleşmesini 1986 senesinde yaptığını düşünürsek, 20 sene geçmiş. Biz 20 sene daha bakalım. Benim Başbakanımıza bir sorum var. İkinci sorum da Sayın Olli Rehn’e. Başbakanımıza 2023 senesine kadar Türk Telecom’un özelleşmesini bekleyecek miyiz? Birtakım zorluklar olduğunu düşünüyorum. Sayın Olli’ye sorum ise, Portekiz’deki yapılan Avrupa’daki teknoloji konusundaki kararlar içerisinde ihracatçılarını ithalatçılarını daha teknolojik olarak rekabetçi kılmak için internet erişimine verdikleri destekten bahsedebilirler mi?

Bana mevcut sorular. Bunlardan ilki, bilişim teknolojisi ile ilgili olarak Lizbon stratejilerini oluşturmuş olduğumuz bilim teknoloji yüksek kurulu, ki bugüne kadar bu alışılmamışın dışında bir uygulama ile belirlediğimiz süre aralıklarıyla 6 ayda bir toplanmaktadır. Buranın başkanı benim ve bu toplantılarda bizler kararları alıyoruz. Bu uygulamayı TÜBİTAK yürütmekte. Biliyorsunuz, altıncı çerçevenin içinde varız ve yedinci çerçeveye de girmekte kararlıyız. Yedinci çerçeveye de gireceğiz.

Diğer konu, genç arkadaşımın sorusuydu. O da Beyaz Saray’la telefonların kapalı olduğu hususunda bir endişesi var. Hiç öyle bir endişeniz olmasın, telefonlarımız açık, gayet rahatlıkla görüşebiliyoruz.

Bir konuyu ben tüm konuklarımızla paylaşmak istiyorum O da şudur: AB’nin biliyorsunuz bizim için iki başlığı var. Bir, uyum yasaları başlığıdır. Bir de uygulamadır. Biz uyum yasaları noktasında hemen hemen Kopenhag siyasi kriterleriyle önümüze konulanların hepsini hallettik. İktidarıyla muhalefetiyle hallettik. 1 Haziran’dan itibaren bunların uygulama süreci başlayacaktır. Tabii ki, uygulamada sıkıntılarımız olabilir. Zira, uygulama bir zihniyet değişimidir. Yani gelenek ve görenekleriniz var. Bütün bunlardan yavaş yavaş artık vazgeçeceksiniz, vazgeçmeye mecbursunuz. Niye? Çünkü öyle bölgesel alışkanlıklar var. Öyle dünyadaki tüm ortaklaşa paylaşılması gereken evrensel değerler var ki bu değerlerin dışında alışkanlıklar var. Bu alışkanlıkları bırakmaya mecburuz. Bu tabii ki bir zaman isteyecek. Bir anda olmuyor. Bu zaman asla Türkiye Cumhuriyeti devletine fatura edilmemelidir diyoruz. Bunu iyi düşünmek gerekiyor ve ben AB’nin tüm şu andaki üye ülkelerinin liderleriyle bunları zaten görüşüyoruz. Burada bir şeyi unutmayacağız. Komisyon ve Konsey. Konsey biliyorsunuz, AB üyesi ülkelerin liderlerinden oluşan ve belli zirvelerde bir araya gelen liderler topluluğu. Buralarda bunları görüşüyoruz. Onlar da uyum yasaları ile uygulamayı birbirinden zaten ayırt ediyorlar. Bu konuda bizim endişemiz yok. Düşünün güneydoğuda herkes ana dilde kurslar açılması konusunda ne tür feryatlar oluyordu. Kurslar açıldı, çalışıyor şu anda. Herhangi bir sıkıntı oldu mu? Olmadı. Televizyon, radyo yayınları noktasında kıyametler koptu. Herhangi bir sıkıntı oldu mu? Hayır. Bunun dışında bazı kurumlarımızda yeni düzenlemelere gidildi. Olur mu, olmaz mı bunlar tartışılıyordu. Bunların hepsi yapıldı, oldu ve uygulamaya girdi. Ama daha alacağımız çok mesafe var. Şunu unutmayın. Önümüzde zor bir süreç var. Biz bunun farkındayız. Ama bu zor süreç sadece bizim için değil, bizden önce AB’ne üye olmuş ülkeler de bu süreci yaşadı. İngiltere 11.5 bekletildi ve hatta öyle anlar oldu ki mesela Fransızlar tarafından 2 kez veto edildi. Ancak, burada bir şeyi ayırt etmem lazım. Az önce Sayın Birand bir soru sordu. Fransa’da yapılacak olan bu referandum nasıl etkiler? Ben bu soruları doğru bulmuyorum. Niye doğru bulmuyorum? Bu 3 Ekim’in bir ön şartı değildir. Yapılan oylama AB anayasası ile alakalıdır. Türkiye ile alakalı değildir. Niye biz bunu sakız gibi durmadan çiğneyip duruyoruz. Hiç bunun bizimle alakası yok. Türkiye’nin gündeminde değil. Böyle bir şey yok. Fransa’nın da aslında gündeminde değil. Biz kendi gündemimize alarak, aslında kendimizi yoruyoruz, kendimizi üzüyoruz. Hiç gerek yok. Bilinen bir gerçek var: Dün Almanya Şansölyesi buradaydı. Ona da soruldu bu soru. Güldü ve cevabı şu oldu: Bunun Türkiye ile alakası yok. O başka bir iş, bu başka bir iş. Kaldı ki, Fransa evet çıkacak, ben bunu görüyorum dedi. Bizler kendimizi olur olmaz şeylerle yormayalım. Biz işimize bakalım. Biz şu anda görevimizi biliyoruz. Dersimizi de gayet iyi çalışıyoruz ve yolumuza da bu şekilde devam edeceğiz.

Benim diğer bilişim teknolojisi ile ilgilenen, uğraşan ve onların temsilcisi olarak şu anda huzurumuzda bulunan değerli katılımcılara bir sorum var. Biz Türkiye’de şimdi adeta Silikon Vadisi gibi bir yeri kuracağız. Türkiye’yi pazar olarak görmekten öte geçmenizi istiyorum. Böyle bir yatırımı şu anda biz kuruyoruz. Geçenlerde Sayın Bill Gates geldiğinde kendisiyle de bunu konuştum. Kendisi “ben varım” dedi. Şimdi sizlere de soruyorum. Türkiye’de böyle bir Silikon Vadisi gibi bir yatırım merkezinin oluşması halinde sizler de bu yatırıma var mısınız? Yani üretimi burada yapmaya var mısınız? Ben sizi buna davet ediyorum, buna bekliyorum. Teşekkür ederim.

Mehmet Ali Birand: Bir Başbakan bu soruyu sorduğu zaman “hayır, biz yatırım yapmayız” demeyeceklerdir. Hepinize çok teşekkür ederim. Olli’ye özellikle teşekkür ederim. Ben bu oturumu isterseniz size iki soruyla bitireyim. Bir sorum var. 2023 dedik. Bugüne kadar 2023’de dünya nasıl olacak, biz nasıl olacağız hep bunları tartıştık. Siz bize bütün buradaki insanlara, bütün seyircilere 2023’de Türkiye, AB üyesi olacak diyebiliyor musunuz?

Gaybı ancak Allah bilir. Ama ben bir şeyi biliyorum. 2023’e göre biz AB’nin üyesi olacak sinerjiye de sahibiz, dinamik unsurlara da sahibiz. 2023’de AB’nin üyesi olan bir Türkiye, bölgede dengeleri bana göre tanzim eden bir Türkiye olacak. Neyi ile? Dinamik nüfusu ile. Bakınız Avrupa’da şu konuşuluyor: Eninde sonunda genç Türk nüfusunu, nitelikli o genç beyinleri siz Avrupa’ya kendiniz davet edeceksiniz deniliyor. Ben de gençliğimize inanıyorum. Yoğun bir şekilde buna çalışıyoruz ve yaşlanan bir Avrupa nüfusu var. Şu anda endişe ettikleri, ürktükleri Türk nüfusundan yarın onların beyinlerinden istifade etmek üzere göreceksiniz. Bu nüfusa o zaman davet çıkaracaklar. 60’lı yıllarda olduğu gibi. Ben bu konuda da huzurluyum. Çünkü AB bu noktada oluşturduğu o dengeyi şimdi emeğin serbeste dolaşımından ürküyorlar. Ama o zaman ürkmeyecekler. Niye? Bugün ürktüklerinin yanlış olduğunu anlayacaklar. İçerdeyiz, merak etme.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS