Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 6 Mayıs 2005

GİRİŞİMCİ VE YARATICI GENÇ BEYİNLERİN ÖNÜNÜ AÇMADA AR-GE VE TEKNOPARKLARIN ÖNEMİ

YUSUF IŞIK

Ekonomist

Birincisi bilgi ekonomisine nasıl geçildiği İstanbul Forumu’nda çok etraflıca tartışıldı. Tekrara girmeden özellikle bu büyük süreçte ar-ge’nin neden özellikle sürükleyici bir güç işlevi gördüğünü anlatmaya çalışacağım. İkincisi de, Türkiye’de ar-ge ve genç beyinlerin bu sürece çekilmesi açısından duruma değineceğim. Sonunda da ve en büyük zamanı bu üçüncüye ayırmayı tasarlıyorum. 2023 yolunda gelişme perspektifinde acaba bazı somut öneriler gündeme getirebilir miyiz? Kehanete kaçmadan, diğer ülkelerin deneyimlerinden de yararlanarak ve kendi yapımızı da değerlendirerek bu konuda birkaç öneriyi bilginize sunmaya çalışacağım.

Birincisi, bilgi ekonomisine geçişte herhalde bazı ortak özellikler var dünyada. Çünkü başarılı ülkelerin tümünde bunlara rastlıyoruz ve tabii hiçbir zaman bir ülke başka bir ülkedeki yapıları birebir kopya edemez ama çok farklı coğrafyalardaki, çok farklı tarihlerden gelen, çok farklı kültürel yapıları olan ülkelerde çok sayıda ortak özelliğe rastladığımız zaman bu tabii bir rastlantı olarak nitelenemez. Yine de kopya etme olanağının bulunmadığını düşünerek, bunları dikkate almak gerekiyor. Çok kısaca söylersek, hiç ayrıntılarına girmeden çünkü çok tartışıldı. Bilginin üretimden dağıtıma bütün aklımıza gelebilecek ekonomik faaliyetlere kadar her alanda çok daha öne çıktığını görüyoruz. Bu tabii şu şekilde de eleştirildi. Bu zaten tarihten beri var. Yalnız yeni bir durum var sanıyorum. O da tarihtekinden çok daha yoğun bir ölçüde oluyor. Bu da belki tek başına yeterli değil. Artık teorik bilgi doğrudan üretim üzerinde çok etkili olmaya başlıyor. Bütün ekonomide değil, geleneksel sektörlerde devam ediyor, modern sektörlerin içinde geleneksel faaliyetler devam ediyor. Her şey bir günde bambaşka bir niteliğe bürünmüyor ama teorik bilginin üretime dönüşme sürecinin öne çıkmaya başlaması bence 2023’ü haber veren bir gelişme ve buna hazırlıklı olan ülkeler daha başarılı olacaklar. Tabii diğer faaliyetlerini de unutmadan.

İkincisi, bu da çok iyi bildiğimiz bir şey, bilişim ve iletişim teknolojileri. Burada da yine bilinen ve tekrar edilen şeylerin ötesinde belki bir noktada şunu söylemek istiyorum. Aslında çok büyük bir sayısallaşmaya gidiliyor. Bu fotoğraf makinelerinde gördüğümüz süreç belki çok daha geniş alanları kaplayacak ve buna hazır olanlar çok daha başarılı olacaklar. Bu ilaç yapımından kamu hizmetlerine aklımıza gelebilecek her şeyi kapsayacak bir ivme ile gelişiyor. Onun için bunun altyapılarını kuran ülkeler daha başarılı olacaklar hiç kuşkusuz.

Üçüncüsü, insan gücü. Bunu Türkiye ile ilgili önerilerimde zaten dile getireceğim. O kadar açık ki, herhalde çok fazla üzerinde şu anda durmaya gerek yok.

Dördüncüsü, bir bakkal dükkanı bile açıldığında küresel etkiye ne kadar açık olduğu unutulursa başarılı olamaz. Dünyanın herhangi bir yerinde. Bunu da hepimiz biliyoruz fakat bu gelişme biraz hızlı oldu. Burada çok büyük bir yoğunlaşma var. Tarihte de her zaman uluslararasıydı ekonomik faaliyetler ama bu ölçüde değil ve bazen yüzlerce yıl birbirine değmeyen ekonomik birimler oluyordu. Bugün artık anında şu veya bu şekilde birbiriyle karşı karşıya bütün ekonomik faaliyetler. Bu da tabii dikkate almayanlar için çok büyük tehlikeler, bundan yararlananlar için de kuşkusuz çok büyük fırsatlar gerektiriyor.

Beşincisi de, ekonomik gelişmede artık istikrarsızlık bir ülkenin dünya yatırım gündeminden çıkmasına neden oluyor. Onun için makro ekonomik politikalar veri sayılıyor. Bunu da başaran başaramayan ülkeler ayrışıyor.

Son olarak da, kurumsal yapı. Sandığımızdan çok daha önemli olarak ortaya çıkıyor kanımca. Bunlar çok basit bir şekilde oluşturulamıyor. Geçmişte ve bilgi ekonomisi öncesi belki dönemden gelen alışkanlıklar var. Rantı çok daha mümkün kılan bir ekonomi, bilgi ekonomisi öncesi dönem. Bilgi ekonomisine geçiş her aşamadaki rantları daha hızlı ortadan kaldırmayı gerektiriyor. Bunun için de kurumlardaki liyakata dayalı işleyiş, performansa göre atamadan, eleman alımına kadar ve regülasyon alanındaki faaliyetlere kadar çok büyük bazı challenge’lar çıkıyor önümüze. Bütün bunları bir tek faktöre indirgemek çok yanıltıcı çok yanıltıcı olur. Tek bir faktöre indirgemek doğru değil. Ama bütün bunları en iyi simgeleyen bir eğilim var sanıyorum. O da fikri mülkiyete odaklı hale geliyor, gelişme. Bunun da somutlaştırılmasında bence fayda var. Bu da belki şu şekilde somutlandırılabilir:Artık özellikle performansı yüksek olan ülkelerde toplam faktör verimliliği büyümenin daha büyük payını açıklıyor. Yani işgücü ve sermayenin dışındaki faktörlerin katkısı. Bu da birebir olmasa da, önemli ölçüde tabii teknolojiyle ölçülüyor. Peki bunun belirtileri var mı? Son yıllardaki araştırmalar Phd tezlerindeki üretime yönelik sonuçların yani üretimde yararlanılan Phd tezlerinin giderek açıklayıcı bir faktör olmaya başladığını gösteriyorlar. Bunun gibi yakalamak kolay olmasa da bir dizi faktör var. Burada da fikri mülkiyet olmayı belki en iyi simgeleyen noktalardan bir tanesi demin de belirttiğim kuramsal bilgilerin üretimdeki rolü. Bu yeni bir olgu. 15 yıl içerisinde giderek hızlanan bir olgu ve bunun sonucu olarak ar-ge’nin temel bilimlere ayrılan payında çok büyük bir artış var. Mesela İsviçre milli gelirinin % 0.6’sını sadece temel bilimlerdeki ar-ge’ye harcıyor. Bu eğitimin dışında. Bunu özel şirketler de yapmaya başlıyor. Bu, önemli bir gelişme bence. Tasarım da aynı şekilde öne çıkıyor. Sadece 4 tane örnek vereceğim bu gelişmeleri neden sandığımızdan da öteye getirecek birtakım süreçler devrede bunu göstermek için. Bir tanesi çok küçük bir gelişme. Bir Amerikan firması 1.3 milyar dolar ödeyerek, bel fıtığı ameliyatlarında kullanılan bir alet için patent almış. Bu firma zaten milyarlık ......... ulaşmış. Bu artık böyle. Yani ekonomik getirisi son derece yüksek. İkincisi Sayın Kohli dün çok önemli bilgiler verdi. Hindistan’da bilişimden de yararlanarak gelişmeler yapacağını söyledi. Bu çok önemli bir şey ve Hindistan’da geçtiğimiz haftalarda herkesi şaşırtan bir karar alındı. Hindistan Parlamentosu yalnızca patentli ilaç üretimi yapılmasını kararlaştırdı. Bu tabii Hindistan’ın büyük lige en üst lige katılma isteğinin ve bilişim teknolojilerini de bu uğurda kullanma kararlılığının bir göstergesi. Bunu tabii büyük şirketlerle işbirliği halinde yapacak kuşkusuz. Diğer iki örnek de, IBM şirketi 500 tane patenti serbest bıraktı. Çünkü o patentleri kullanarak daha büyük bilgiler ortaya konacak. O bilgileri kullanarak IBM şirketi daha fazla gelişebilecek. Bu da giderek bu alandaki faaliyetin de üst düzeylere çıkmakta olduğunun bir göstergesi. Son olarak da, bir ilan gördüm. Etik olarak tabii tartışılabilir tarafları var ve insan yapmak için değil, hastalıklara çözüm getirmek için. Yine de düşündürücü yönleri de var. 28.000 tane insan genimiz var diyor ilanda ve çok ciddi bilimsel bir dergide yer alıyor. Bunları klonlama amacıyla ama insan yapma klonlaması değil. Hastalıklarda tedavide kullanılacak yöntemler için. 48 saatte size ulaştırabiliriz diyor. Yani bunlar artık bu gelişmelerin bilim kurgu değil, doğrudan doğruya hayatın içine girdiğini ve 2023’de buzdağının sadece tepesi bütün bunların ne kadar sürükleyici olduğunu gösteriyor.

Bu bölümü sonlandırırken şunu belirteyim; ar-ge, tabii bütün bu anlattığım süreçte çok büyük bir sürükleyici güç. Olmazsa olmaz bir parçası bütün bu anlatılanın ve artık Avrupa’daki ar-ge’nin bir bölümü Amerika’ya kaçtı, bir bölümü de Hindistan’a ve Çin’e gidiyor. Yani ar-ge’nin de fason olarak yapılma dönemi geldi ve bu tabii ülkeler arasında bazı gerilimler de yaratabilir belki ileride. Bütün bunlarda ortaya çıkan bir başka cephe de tabii bir ayrışma da ortaya çıkabilir. Ayrışma çok büyük olabilir. Sayısal uçurumdan söz ediliyor. Bilgi uçurumuna bu dönüşebilir. Burada da UNDP’nin Türkiye temsilcisi Simonsen’in bulunması da belki iyi bir raslantı. Çünkü bu dünyada uçurumun kapanması için Türkiye ile de çalışmaları var, bilişim konusunda. Ama bunu bilinçli olarak bu uçurumu azaltacak politikalar dünyada uygulanmazsa, belki bir süre sonra bu gelişmenin tamamı durabilir. Çünkü çok büyük dengesizlikler çıkabilir. Tabii sosyal ve ahlaki açıdan da istenir bir durum değil.

Türkiye ile ilgili duruma ben geçmeden direkt öneriler kısmına geçeceğim. Çünkü Türkiye’deki durumu biliyoruz. Sadece üç tane çok kısa örnek vereceğim. Türkiye uluslararası patentaçısından son derece yetersiz bir durumda. Patent her şey demek değil. Türkiye’nin şu düşük rakamı yani Amerika 99.000 almışken, Amerika Patent Ofisi’nden 2004 yılında 32 alması Türkiye’nin bu kadar geri olduğu anlamına tabii ki gelmiyor. Mesela Avrupa içerisinde İspanya’nın sadece 360 tane var. Almanya’nın 12.000. Ama 2023’de muhakkak giderilmesi gereken bir durum. Çünkü demin anlattığım fikri mülkiyet odaklı gelişmede çok önemli bir gösterge haline geliyor. Demin verdiğim Hindistan örneği de bazı alanlarda patentlerin kullanımının yaygınlaştırılması gerekiyor kuşkusuz. Bu olacak. Ama buna rağmen, esas gelişme bu yönde olacak. Yani patentlerin daha değerli hale gelmesi yönünde olacak. Onun için Türkiye de buna mutlaka hazırlıklı olmak durumunda. Genelde 20 yıl sonrasını öngörmek çok zordur. Ama bütün eldeki kanıtlar bu doğrultuda gelişme olacağını gösteriyor. Bu yanlış çıkabilir. Ama en azından buna hazırlıklı olmayan ülkeler, şirketler çok zor durumda kalacak. Umudumuzu artıran faktörlerden bir tanesi tabii rekabet rağmen, sizin bu oturumu izliyor olmanız ama bir başka umut da daha sayısal bir umut 2004 yılında 32 patent aldı Türkiye. Daha önceki yıllarda 15’i geçmiyordu. Bazen 1 veya 2 patent alıyordu yedi yıl öncesinde. 2000’ne gelindiğinde toplam 55 patent vardı. Bir yılda ilerleme olmuş. Bu tabii birikimin sonucu olabilir ve uluslararası atıf endeksinde Türkiye yukarılara çıktı uzun süredir. Onun bir sonucu olabilir.

Ben doğrudan öneriler bölümüne geçeyim. 2023 dünyasının nasıl olacağı konusunda bu anlattıklarımdan bir sonuç çıkıyor. Sadece iki üç şeye değineyim. Birincisi, 2023’de bazı sektörlerde birkaç şirket kalacak. Bu çok ciddi bir gelişme ve bu giderek doğrulanan bir öngörü. Şirket kararları da küresel düzeyde alınacak. Onun için çok yüksek performanslı olmaya hazırlanmak gerekiyor. İkincisi de, bilişim kapasitesi bütün bilim adamlarının belki çok büyük bölümünün ortak görüşü bugünkünün 1 milyon katı bir kapasitede PC’miz olacak. Belki de daha önce. Ama en geç 2023’de. Bu tabii tanımlanabilen pek çok problemi çözme imkanı getirecek. Kuşkusuz buna da hazırlanmak gerekiyor. Benim formüle ettiğim öneriler şunlar: Bu gelişme muhakkak Türkiye’nin Lizbon stratejisine katkısı sürecine dönüştürülmeli Türkiye’de. O yönde ilerlemeler var. Daha da belki belirgin hale getirilmeli. İkincisi, 2023 yolunda bu şekilde ilerlenirken, bazı hedefler konulabilir. Kesin hedefler yanıltıcı olabilir ama en azından 2023’de 6-7 teknolojide Türkiye dünyada öncü olabilirse bu, çok büyük bir ilerleme. Mesela, bugün Kore iki teknolojide öncü ve çok güçlü. Biraz iyimser bir hedef. Kamu açısından yine bilinenleri bir kenara bırakarak söylüyorum Eğitimde yurda yaygınlaştırmanın yanı sıra uluslararası sertifikasyon zorunluluğu. Çünkü bu dünyada rekabet edebilmek için insanlarımızın da certifiyt olması gerekiyor. Bu kaçınılmaz. İkincisi, birkaç sektörde üretimi kesinlikle özel sektör yapacak şekilde ivme vermek gerekiyor. Bu da nano teknoloji ve genetik. Türkiye’nin endemik bitkileri dünyanın en zengin üçüncü endemik bitki kaynağı. Bunu kullanmamak çok büyük bir israf. Bu duygusal bir görüş değil. Bunları yapan devletin kendisinin bilgiye dayalı devlet olması, liyakata göre çalışması, kesinlikle liyakat dışı özellikle bilim ve teknolojiyle ilgili kurumlarda gelişmelere olanak verilmemesi gerekiyor. Bu gelişmede gerekli kurumlar için de unutulmaması gereken girişim sermayesi var. Bu olmazsa olmaz ve gençlerin her alanda öne çıkması için de ekonominin özel sektördeki yönetiminde de kurumsal yönetişim aracılığıyla onları öne çıkarmak gerekiyor. Özellikle, belirli büyüklükteki şirketlerin muhakkak bir ar-ge birimi oluşturmaları gerekiyor. Diğer bir başarılı ülkelerin yaptığı gibi temel bilimlerde de ar-ge’yi arttırmak. Uluslararası patent alanında bir eşik saptamak ve ona ulaşmak. Hiç gocunmadan fason ar-ge’ye talip olmak. Çünkü hiç geri bir şey değil. İşte Hindistan’ın başarısı. Netaş gibi yabancı sermayeli şirketlerde de mümkün olduğu kadar ar-ge faaliyeti yaratmaya çalışmak. Yurtdışındaki Türkleri de içeren ar-ge konusunda network’ler oluşturmak tabii. Bizim yurtdışında da ar-ge ve tasarım faaliyetlerimiz olmalı. Çünkü o zaman o ekonomileri daha çok etkileyebiliriz. Fakat bütün bu anlattıklarımdan da önemlisi, Türkiye’deki ne yazık ki bir çok işletmede, birçok kurumdaki hiyerarşik yapı yaratıcı beyinlerin, gençlerin gelişmesi için elverişli değil. Mesela ar-ge’de insanlar çok kalmak istemiyorlar. Çünkü müdür olamazsa gelişme perspektifi çok iyi olmuyor. Paye çok önemli oluyor ve aile şirketlerinde de bu böyle. Şirketlerin büyük bölümü de aile şirketi. Tabii bu ileride değişmelidir. Bence bu bütün anlattıklarımla birlikte çok önemli anlayış ve yönetim değişikliği gerektiriyor. Çünkü bu üretimi bu hiyerarşileri tanımıyor. Bilginin hiyerarşisini gerektiriyor. En son olarak da, geleceği inşa etmek bugün her zamankinden daha mümkün. Bütün bu olağanüstü olanaklar nedeniyle. Geç kalmak da bir o kadar pahalı. Teşekkür ediyorum.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS