Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 6 Mayıs 2005

 

AVRUPA BİRLİĞİ

MÜZAKERE SÜRECİ: NASIL BİR YOL HARİTASI

ŞABAN DİŞLİ

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Milletvekili

Çok teşekkürler. Ben de öncelikle Sayın Derviş’in yeni görevinde başarılar diliyorum, tebrik ediyorum. Umarım Türkiye kendisinden yararlanmaya devam edecek. Kendisi de Türkiye’ye hem geçmiş tecrübelerinden, hem de bundan sonraki tecrübelerinden yararlandırmaya devam edecek. Zaten sanıyorum sorunumuzun başında içimizde var olan bir sürü Kemal Derviş’leri cilalayıp, öne çıkartamıyoruz. Hep böyle münferit kalıyor. Burada görüyoruz herkes konusunu çalışmış, herkes çok hazırlıklı her konuda. Ellerinden geldiğince kendi konularını ortaya koyuyorlar. Katılımcılık bu olacak. Türkiye projesi bu olacak. Avrupa projesi bu olacak. İçimizdeki Kemal Dervişlerimizi tecrübeleri alıp, bir potada yoğurup, toplumun koyduğu hedefte sonuna kadar ilerlemek.

Her şeyden önce şeffaflık konusundan başlamak istiyorum. Belki size siyasi gelecek ama öyle değil. Biliyorsunuz, biz daha iktidara gelmeden önce, hatta parti olmadan önce AB projesini bu yüzyılın projesi diye tespit ettik. Yani böyle sloganlaştırdık bu projeyi. İktidara geldiğimizde devletin devamlılığı bütün bu konulara katılıyorum. İktidara geldiğimizde bu projeyi alıp götüreceğiz demedik. Bu projeyle yola çıktık. Dedik ki, Türkiye’nin birinci öncelikli projesidir, sonuna kadar gitmemiz gerekiyor. Geçen yıl da ben buradaydım. Belki Sayın Derviş hatırlayacak. O zaman 17 Aralık’ta bize gün verilir mi, verilmez mi, A planımız, B planımız, C planımız var mı diye soruluyordu. O zaman şöyle demiştim: Evet, B planımız var. B planımız, bakınız A planıdır. Bugünkü duruşumuz da aynı. Böyle de durmak zorundayız. Bu projenin arkasında % 75 halk desteği var. Bu halk desteğini korumak zorundayız. Nasıl koruyacağız? İşveren sendikamızla, işçi sendikamızla, diğer sivil toplum örgütleriyle hep beraber bu projenin bir ucundan tutarak çünkü ana hedefimiz şuydu: Bu projeye niye başladık? Bu proje toplumumuzun mutluluğu, refahı için ortaya atılmış bir projeydi. Dedik ki, Türk halkı da en az Avrupalılar kadar, Amerikalılar kadar daha iyi ekonomik şartlarda, daha demokratik ortamda yaşamayı hak ediyorlar. Yola çıkışımız buydu. Bugüne kadarki kazanımlarımız da bunu gösteriyor. Bundan sonra yolun sonu dardır, incedir, uzundur evet bir sürü engeller var. Hep beraber bu engellerden atlamasını öğrenmemiz lazım. Eğer birimiz atlar, birimiz atlayamazsak atlayanı da atlayamayan düşürür. Bu toplumsal konsensusu sağlamamız lazım. Değerli Bayar, baş müzakereci niye atanmadı dedi. Dün baş müzakerecimiz aramızdaydı. Dün bütün gün birlikte oturduk. Gene sanıyorum tüm buradaki arkadaşlar buradaki değerli dinleyiciler buradaydı. Soruları dinledi, kendisi hedefi koydu. Hedefimiz AB’ne üye olacağız dedi. Ama Türk halkı istediği için olacağız dedi. Fransa’da referandum oluyor, ne olacağız, ne yapacağız gibi bir sürü sorular geldi. Bizi hiç bağlamaz dedi. Türk halkı bu projeye evet dediği müddetçe, biz bu % 75 desteği canlı tuttuğumuz sürece bu proje devam edecek. Zor olacak, hepimiz biliyoruz. AB’ni bir ülke kabul edersek Türkiye ile müktesebat arasında, bazı konularda çok fazla bazı konularda çok az farklılıklar var. Bunlar nasıl .......... edeceğimiz süreç başlayacak. Bunun bir maliyeti olacak, bir de zaman sözkonusu olacak. Burada müzakere edilecek konu, bu maliyete kim katlanacak, AB bu maliyette bize ne kadar destek verecek ya da vermeyecek, Türk halkı Türkiye’nin değişik katmanları, kesimleri bu maliyete ne derece katılacaklar. Dolayısıyla, işin hızını ayarını da bu belirlemiş olacak. Sabahki seansta Sayın Büyükelçi Sungar söyledi. Bürokrasi olarak hazırız dedi. Tercümeler yapılıyor. Tarım Bakanlığımız, diğer bakanlıklarımız kendi çalışmalarını yapıyor. Sivil toplum örgütlerinin en büyüklerinden ikisinin temsilcilerini dinlediniz. Onlar kendi hazırlıklarını yapıyorlar. Biz 3 Ekim’den itibaren 17 Aralık’ta önümüze konulan iki şart vardı. Birincisi meşhur 19’ncu madde. Ankara protokolünün yeni 10 ülkeye uyarlanması. Bu konuda yol alındı, mesafe alındı. Şimdi top AB’nde. Onlar kendi süreçlerini tamamlayıp, bize gönderdikleri zaman bu protokol imzalanacak. Diğeri, 6 maddeden oluşan bazı kanunların yürürlüğe girmesiyle ilgiliydi. Bunlarla ilgili hazırlıklar Parlamento’da devam ediyor. Biz 3 Ekim’den itibaren müzakerelere başlayacağız. Önce tarama sürecimiz başlayacak. Sanıyorum, tarama süreciyle hangi konu başlığı önce taranacaksa o bitip diğer tarama süreci devam ederken, müzakereler bir taraftan devam edecek. Dolayısıyla, her açıdan Türkiye bu sürece hazırdır. Önümüze burada hiç birimizin reaksiyonsuz bir sürü meseleler gelebilir, gelecektir de. Sabah Sayın İspanyol Büyükelçisi konuşmasında söyledi. İspanya ‘da dolaşımla ilgili deregasyonlar kondu dedi. Çünkü İspanyollar, Avrupa’da iş piyasasında gayet etkindiler dedi. Ama tam üye olduktan sonra tam tersi bir süreç yaşadık dedi. Dolayısıyla, Avrupa halklarının, Avrupa’daki siyasilerin de birtakım korkuları olabilir. O korkuları yenmeye de bizim yardımcı olmamız lazım. Sanıyorum. İngilizlerin meşhur atasözü vardır: “Seeing is believing (görmek inanmaktır)” Bugüne kadar bizi gördüler. Gerek Türk halkı gördü, gerekse Avrupalılar gördü. Bu konu üzerindeki ciddiyetimizi gördüler. Bundan sonra bu süreç devam edecek. Tabii ki, birtakım gerçeklikler var. Referandum süreci var. Belki bu referandum sürecinde Türkiye’nin malzeme olarak kullanılmaması için maalesef Avrupa’da bazı siyasi partiler Türkiye’yi devamlı malzeme olarak kullanıyorlar. Kullanmaması için birazcık low profile kalmış olabiliriz. Buna ben de katılabilirim. Ama Türkiye tüm hazırlıklarını yapmış bir şekilde bu sürece sonuna kadar gidecek. Sonunda biz de referandum yaparız Türk halkının önüne koyarız. Sonuçta Türk halkı buna evet ya da hayır der. Siyasetçinin görevi yol göstermektir. Sayın Başbakanımızın tabiriyle bir adım önde gitmektir. Sanıyorum bugüne kadar da bu şeyi gösterdik ve devam edecek.

Murat Yetkin: O dediğiniz belki Kemal Bey’in de dediği gibi belki ilerlemeci güçler, tutucu güçler oraya oturuyor, belki onları yeniden tanımlamamız gerekiyor. Şaban Bey, hanımefendi diyor ki, Başbakan süt kotaları ile mi uğraşacak diyor.

Intention ile perception yani niyetle algılama farklı olursa bu tür soruların gelmesi çok doğal. Aslında bu soru toplumumuzun bu sürece ne kadar dinamik katılmaya hazır olduğunu gösteren bir soru. Çünkü bulunduğumuz veya gittiğimiz her yerde aynı soruyla karşılaşıyoruz. Tabii ki, sadece Başbakanımız bu işle ilgilenmiyor. AB Genel Sekreterliğimiz var, Dışişleri Bakanımız var, Dışişleri bürokrasimiz var. Burada sadece yapılması gereken baş müzakereciden çok bu işi yürütecek, mutfağın organizasyonu nasıl olacak? Bu organizasyon yapılıyor. Modeller üzerinde çok detaylı araştırmalar yapıldı. Yeni katılan 10 ülkenin müzakerecileri ve onların mutfak dizaynları tartışıldı. Buna göre değişik modeller üzerinde duruldu. Bu modellerden birisi seçilecek, oraya bir baş müzakereci adı altında biri gelecek. O kişi çok önemli. Sayın Başbakan olmayacak tabii ki. O kişi şöyle çok önemli. Tabii ki, bu kişi tüm siyasi partilerin katılımını sağlayacak bir kişi olması lazım. O kişi tüm sivil toplum örgütleriyle diyalog kuracak bir kişi olması lazım. Devletle diyalog kuracak bir kişi olması lazım. Dolayısıyla, Sayın Başbakan az önce saydığım oluşumların adaylarını ya da az önce bahsedilen bu tür isimlerin getirilmesini bekliyor. Çok kısa süre içerisinde de bunu açıklayacağını söyledi. Gene şunu söylüyorum. Bu süreç bilinçli olarak, Sayın Gül tekrar açıkladı, biraz low profile tutuldu. Bu Avrupa’daki referandum süreci maalesef Türkiye üzerine siyaset yapılma şekline dönüştürüldüğü için low profile tutuldu. Çok yakın zamanda baş müzakereci de, müzakere ekibi de kamuoyuna duyurulacak.

Soru: Ben bir kadın kooperatifini temsilen geldim. Şaban Bey, siyasetçi yol gösterir dedi. Süleyman Bey de sivil toplum kuruluşlarının çoğalmasından yana olduklarını söyledi. İkisine de teşekkür ediyorum. Biz bir kadın kooperatifi kurduk. Bu kooperatifte kadının sosyalleşmesi, çocuğunun eğitimi, kadının eğitimi, el emeğini değerlendirme gibi konuları göz önüne aldık. Fakat ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının kurulmasında hiç yardımcı olunmuyor. Biz bir belediye başkanına yardımcı olması için gittiğimizde, AB’ne girme aşamasında bize önce can sonra canan dedi. Bizim ille bir siyasi partiye mi üye olmamız lazım sivil toplum kuruluşu olmak için. Bunu özellikle Şaban Bey’e sormak istiyorum çünkü kendi partisinden bir beydi.

Sanıyorum biraz sonra hanımefendiden hangi belediye başkanımız olduğunu öğrenirim. Tabii ki, çok yanlış bir cevap vermiş kendisine, yardımcı olunmamış. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte çok büyük önemi var. Demokratikleşmenin her aşamasında sivil toplum kuruluşlarının çok büyük önemi var. Bunları ihmal edenler yarın bir gün tek başlarına kalırlar, büyük problemlerle karşılaştıkları zaman. Bu münferit sorunu biraz sonra konuşur, çözeriz. Ama şu konuya değinmeden geçemeyeceğim. Sivil toplum kuruluşlarının liderleri, bu seçimlerinde sivil toplum kuruluşlarının amaç ve programlarını gerek hükümete, gerek topluma daha net açıklamaları gerekir. Hangi alanlarda topluma katkısı olacaklarını ortaya koymaları lazım. Eğer bunu net ortaya koyarlarsa sadece hükümetten ya da devletin oluşturduğu değişik fonlardan değil, AB’nin de bu konudaki çok önemli fonlarından yararlanma imkanları olur. Bir siyasi konuşma olarak söylemiyorum, sonuca gidebilme açısından söylüyorum.

Soru (Ayfer Yılmaz): Bütün panelistlere teşekkür ediyoruz ve Sayın Derviş’i bir kez daha kutluyorum. Sorum iki yönlü olacak. Birisi Sayın Şaban Dişli’ye. Baştan beri iki günlük panel ve bundan önceki panellerin her birinde ya bugünü ya da sonu konuşuyoruz. Ama aradaki süreci konuşmakta ya imtina ediyoruz, ya da gideceğimiz yoldaki adımlar ve çıkacağımız merdivenlerin hesabını pek iyi yapmış görünmüyoruz. Bu da bizim bugün için eksik bilgilendirilmemize ve desenformasyonun artmasına neden oluyor. Çünkü bir konu önümüze geldiği zaman, o konuyu bırakın aslında sonuçtaki ulaşacağımız yere bakın deniyor. Aslında AB, bir toplumsal dönüşüm projesi olduğuna göre toplumu unutan bir siyasi kadrolarla veya kamu yönetimiyle biz bu Avrupa projesini ne kadar canlı tutabileceğiz.

Teşekkür ederim. Aslında yol haritası çok net bir şekilde önümüze konmuş vaziyette. 36 tane konu başlığı var. Bu 36 tane konu başlığı tüm toplumu ilgilendirdiği kadar her konu başlığı ayrı bir kesimi daha fazla ilgilendiriyor. Tüm ilgilenecek kesimlerin sivil toplum kuruluşları çalışmalarını başlatmış vaziyette. Devlet çalışmasını başlatmış vaziyette. Bu projede her şeyi hükümetten beklememiz çok yanlış. Bu işin içinde basınımızla, sivil toplum örgütlerimizle her kurulla en az hükümet kadar aktif bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Aslında gene toplumumuz basınımızı görsel yazılı basınımızı çok net bir şekilde takip ediyor. Belki büyük şehirlerde o kadar olmaz ama Anadolu’da çok aktif bir şekilde takip ediyor ve en son örnek 10 ülkenin katılımındaki engelleri sıkıntıları da yavaş yavaş öğreniyorlar, biliyorlar. Bugün sokağa çıktığınızda zaman zaman basınımızdaki arkadaşlar yapıyorlar AB’nden ne bekliyorsunuz şeklinde. Kimse AB’nden para bekliyoruz demiyor artık. Herkes işin bilincinde, daha fazla demokratik ortam, daha iyi ekonomik koşul. AB stabilite projesidir. Bu ekonomik ve siyasi stabilite projesidir. Bu olunca yabancı sermaye gelecektir, istihdam artacaktır gibi cevaplar alıyorsunuz artık. Dolayısıyla, süreç halktan saklanan toplumdan saklanan herhangi bir şey yok. Zaten saklayamazsınız. Hep beraber bu işin ucundan tutmayı öğrenmemiz lazım. Önderlik burada gerekiyor. Benim bunlar resmi görüştür, kendi görüşümü daha sonra söyleyeceğim anlamına gelmesin. Gerçekten inanarak söylüyorum. Biz bu işin ucundan hep beraber nasıl tutacağımızı öğrenemezsek bir yerde kalırız. Bu da sadece hükümetin görevi değil. Basının, tüm sivil toplum örgütlerinin, kadın platformunun, hepimizin hep beraber görevi.

Soru (Özdem Sanberk): Benim sorum Sayın Şaban Dişli’ye. Önce kendisini kutluyorum, şimdiye kadar verdiği cevaplardaki samimiyet dolayısıyla. AB süreci içersinde yenmemiz gereken en önemli güçlüklerden bir tanesi de kamuoylarının kazanılması. Biliyorsunuz, 17 Aralık kararında da diyalog süreci var. Acaba hükümetimiz bir baş müzakerecinin yanı sıra, bir baş iletişimci tayin etmeyi düşünüyor mu ve eğer böyle bir şey düşünürse bunun bir kadın olması konusunda ne düşünürsünüz. Teşekkür ederim.

Gerçeği söylemek gerekirse bilmiyorum. Ama en azından Sayın Sanberk’in önerisi olarak bunu hükümetimize, Dışişleri Bakanımıza iletirim. Teklifiniz çok yerinde. Destekleyerek iletmeye söz veriyorum.

Soru (Sami Evli): İkinci sorum sayın Şaban Dişli’ye. Dün Sayın Başbakan bir zihniyet devrimi olması gerektiğinden bahsetti. Toplumun bu şekilde AB’ne adapte olamayacağından bahsetti. Bir önceki oturumda da Sayın Kretschmer, Türk toplumunda % 60-70 oranında AB’ni destek olunduğunu ama bunun altyapısının dolmadığını, Türk toplumunun bu konuda çok da fazla bilgili olmadığını söyledi. Muhafazakar demokrat bir siyasi kadronun üyesi olarak bu zihniyet devrimini Türkiye nasıl gerçekleştirecek?

Soru (Özge Bilişik): Kurulmak üzere olan Türk-Avrupa Atlantik Gençlik Platformu’nu temsilen buradayım. Benim Mehmet Ali Bayar’a bir sorum olacak. Genellikle şu ana kadar hep Türkiye boyutundan yaklaştık. Türkiye’nin AB üyeliğine engel teşkil eden birtakım sorunları tartıştık. Ben olayın bir AB boyutuyla ilgili soru sormak istiyorum size. Sizce AB’nin Türkiye’nin üyeliğine çekimser yaklaşmasının bir nedeni de AB’nin kendi içinde yaşadığı birtakım çelişkiler olabilir mi? AB üyesi ülkelerin şu andaki tablosuna baktığımız zaman, çeşitlilik içinde birlik hedefini gerçekleştirmeye çalışan ancak, sosyal, politik vs. birçok durumda hatta medyada ulusal politikaların baz alınmaktan vazgeçilmediği bir görüntü karşımıza çıkıyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Mehmet Ali Bayar: Avrupa ile Amerika’yı ayıran en temel özellik Avrupa’da tarihselcilik vardır. Tarihin birtakım bagajlarından, tarihin birtakım ipoteklerinden kurtulamayan çevreler vardır. O, dünün Avrupa’sı, eski Avrupa. Amerikalılar bu konuda daha rahatlar. Bir ulus devlet olmadıkları, bir dünya imparatorluğu yani bizim gibi varis olduğumuz çıkarlarını ve geleceklerini çok kısa sürelerde yeniden tanımlayabilen özellikleri vardır Amerikalıların. Aslında Türkiye de böyledir. Türkiye onun için çok kolay uyum sağlamaktadır. Bir büyük çok kültürlü, çok etnik, çok dilli bir imparatorluğun varisi olduğu için ulus devlet reaksiyonları tipik ulus devlet reaksiyonu değildir Türkiye’de. Kendisini kolaylıkla değişen dünya şartlarına adapte eder. Mesele şudur: Avrupa’nın dününü temsil edenler referandumlarından dahi hayır çıkartamayacaklar. Bu kadar ileri gittikleri halde. Rüzgarlar dönmüştür. Çünkü Avrupa’nın yarını temsil eden genç nesiller, çok ilginçtir, bizdekinin aksine Avrupa’da genç nesiller Türkiye’nin AB’ne üyeliğinin en önde gelen destekçilerinden. Nedense bizde beni çok üzen bir durum var. Türkiye’nin ve Avrupa’nın yarınını dizayn edecek olan Türkiye’nin üniversiteleri Türk gençleri çok reaksiyoneller. Çünkü onlara başka şeyler anlatılıyor. Avrupa’nın da kötüleri var. Avrupa’nın kötüleri ile değil, Avrupa’nın yarınıyla, Avrupa’nın iyileriyle bizim yolculuğumuz olacaktır. Bizim buna bakmamız gerekiyor. Yani benim Churcill’in lafıyla, iyimserle kötümserin arasındaki fark şudur: Kötümser iyi bir noktadan kötü sonuçlar çıkartabilir. İyimser, kötülüklerin içinden fırsat çıkarmak durumundadır. Ben sıkıntıların içinden fırsat çıkartabileceğimize inanıyorum. O yüzden buralara kadar geldik ve buradan ilerilere gideceğiz.

Şaban Dişli: Belki zihinsel devrim konusunda bir açıklık getirmekte bir fayda var. Zihinsel devrimden kasıt şu: kanunları yaptık, şimdi bu kanunların uygulama süreci başlayacak. Kanun herkes için kanun. Toplum için kanun. Polisimizin toplumsal olaylara müdahalesi için zihinsel devrim gerekiyor. Yani ne gerekiyor? Eski kalıplarından, kültüründen, ananesinden, yetişme tarzından gelen uygulamalarını bırakıp, bugün yaptığımız kanunlara uygun davranması. Yargımızdan zihinsel devrim bekliyoruz. Nasıl? Bu kanunları herkese eşit şekilde uygulamasını, öğrenme ya da bizzat pratiğe geçirmesi anlamında. Siyasetçinin zihinsel devrim geçirmesi gerekiyor. Toplumsal faydalarda parti kişi siyasetçi faydasını bırakıp, toplumsal faydayı öne geçirmesi gerekiyor. Sayın Başbakan’ın bahsetmeye çalıştığı zihinsel devrim bu. Yoksa hiçbirimiz zihinsel özürlü değiliz. Bu toplum az önce Bayar’ın bahsettiği gibi, çok derinlikleri olan tarihi bir mirastan geliyor. Böyle bir şey sözkonusu değil.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS