Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

 

İstanbul, 11 Mayıs 2006
ENERJİNİN GELECEĞİ VE BÖLGESEL ENERJİ KORİDORU OLARAK TÜRKİYE
*Panelist


SİNAN SOYDAN
Enka Enerji Grubu Genel Müdürü


Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Bakan, saygıdeğer misafirler. Ben Türkiye’de 10.000 megawat’a yakın bir yatırım yapmış olan ve 27 milyar kwt saatlik senelik işletme tecrübesi olan bir şirketin temsilcisiyim. Dolayısıyla, bu konularda çok mütevazı olmadan bir fikrimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de, Sayın Bakan istatistikleri herkesten daha iyi biliyor, 2005 sonu itibariyle 162 milyar kwt saat civarında Türkiye’nin bir elektrik sarfiyatı var. Halihazırda mevcut potansiyel hakkında çok kesin bir şey söyleyememekle beraber, ben onun 175-180 civarında olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan bakanlık tarafından Türkiye’nin yıllık % 6, 7 hatta 8’lere varan enerji ihtiyacı dikkate alınaraktan yapılmış projeksiyonlarda bizim 2010 senesine kadar takriben 40 ila 65 milyar kwt daha bu mevcut potansiyelin üzerine koyarsak, elektrik ihtiyacının olduğu ortaya çıkıyor. Bence bu türden istatistiki verilerde herhangi bir çelişki yok. Hemen hemen bütün kurumlar tarafından bunlar aynı şekilde dile getiriliyor. Bunun ne demek olduğunu düşünürsek, bizim şahsen firma olarak şu anda işletmesini yüklenmiş olduğumuz santrallerin yıllık ürettiği elektrik 30 milyar kwt saat civarında. Yani demek ki, bu santrallerden çok kaba hesapla 1.5 misline daha ihtiyaç var. Ancak, şunu unutmamak lazım ki, bu santraller yıllık % 95 verimi olan çok yüksek verimli doğal gaz santralleri. Bunun yerine kömür veya rüzgar veya hidrolik santraller yaparsanız, onların verimlerini dikkate alaraktan daha büyük kapasiteler ortaya çıkacak. Böyle yapmasak bile bizim santrallerden 1.5 tanesini daha 2010 tarihine kadar yapıp bitirmiş olmak lazım. Basit bir aritmetiksel hesap olarak karşıma çıkıyor. Demek ki, bir darboğaza girmek üzereyiz. Zaten basından da aynı şekilde bu takip ediliyor. Ne yapmak lazım? Ben bugünkü Sayın Bakanımın ve diğer değerli konuşmacıların gerek Türkiye’deki, gerek bölgedeki ve dünyadaki enerji konularına gayet iyi değinip, en iyi bilgileri vereceklerini bildiğim için kendime başka bir saha aradım ve şunu buldum: Biz Türkiye’de yıllardır enerji sektöründe olan bir şirket olarak şunu gözlemekteyiz. Türkiye’de bir kavram kargaşası var. Bir terminoloji bozukluğu var. Dolayısıyla, Türkiye’deki konuyla ilgilenenlerin konuştuğu şeyler birbirini örtmüyor. Yani böyle bir enerji sıkıntısı varsa ne yapmak lazım diye, nasıl bir sepet yapalım, ne kadar baraj olsun, ne kadar rüzgar enerjisine yer ayrılsın, veya doğal gaza, veya kömüre, veya ithal kömüre dendiği zaman, hemen birtakım lobiler oluşmuş durumda. Rüzgarcılar, hidrolikçiler, doğal gazcılar, nükleerciler veya kömürcüler. Tıpkı takıma ayrılır gibi ayrılmakta ve diğer enerji kaynağının negatif taraflarını ortaya çıkartıp, kendi sunduğu enerji kaynağının sırf pozitiflerini ortaya koyaraktan fair olmayan bir tartışma ortamı yaratılmakta. Ben bu tartışma ortamından kendim namına olmaktan ziyade, Türkiye’de icranın başında olanlar namına üzülüyorum. Çok özür dileyerek, Sayın Bakanım namına üzülüyorum, onun yanındaki diğer kurumlar namına üzülüyorum. İcra belli ellerde. Ama icrayı demokratik ülkelerde kamuoyu da tayin ediyor. İcrayı yapanlar kamuoyuna da kulak vermek mecburiyetindeler. O zaman gayemiz kamuoyunu bilgilendirmek olmalı. Mesela, hiç kimse çıkıp, “doğal gazlar kapansın barajlar yapılsın” dememeli. Çünkü barajların verimi % 30 ila 40 arasındadır. Doğal gazların verimi % 95’e varıyor. Barajların maliyeti, doğal gazların maliyetinin en az üç, dört mislidir. Demek ki, karşımıza 3-3.5 gibi iki tane faktör çıktı. Yani bir memlekette siz 10 kws gelecek sene ihtiyacınız varsa, doğal gazla yaparsanız ilk yatırım maliyetinizin 10 mislini baraja vermek mecburiyetindesiniz. Yetmedi. Bir tanesi 4 sene sonra, öbürsünü 8 sene sonra alıyorsunuz, ortalama değerlerde. Bunu ben bir tek basın yayın organında okumuyorum. Tek bir tanesinde okumuyorum. Mesela, rüzgarcılar çıkıyor. Sanki rüzgarla senelik Türkiye’nin 11 milyar kws ihtiyacı var. 11 milyar kws bizim İzmir santralının kendisidir. Tesadüfen uyuyor. Bu santralın bedeli 800 milyon dolar. Yani yarın 800 milyon dolarımız olsa, doğal gaz yapsak 11 milyarı verecek. Demek ki, Türkiye’nin doğal gaza karşı olan dezavantajın dışında her sene, en ucuz doğal gaz olduğu için söylüyorum, 800 milyon dolar vermesi lazım. Peki, ben doğal gaz yapmayacağım, baraj yapacağım derseniz, her sene 8 milyar dolar vermesi lazım. Kömür derseniz herhalde 1.5-2 vermesi lazım. Tartışmalar bu yönde ve gerçekçi olursa o zaman hem icra organlarına yardımcı olmuş oluruz, hem en sağlıklı sonuç çıkar.

 Bir şey daha söyleyeceğim. Zamanlama. Bizim 2008-2009 sıralarında kritik bir döneme giriyoruz. Peki o zaman hemen enerji kaynağına ihtiyacımız var. Komşularımızda elektrik yok. Onlar bulsalar bizden alacaklar. Peki, kendimizin yapması lazım. Öneriler geliyor. Rüzgar yapalım. Hakikaten senelerdir bu işin içinde olan birisi olarak, çıldırmamak işten değil. Öneri geliyor. Türkiye’nin su kaynakları kullanılmıyor diye. Tabii kullanılsın. 10 sene sonrası için kullanılsın. Şimdi planlansın, 10 sene sonrası için kullanılsın. Ama peki misafir bir ay sonra gelecek. Bu akşam masada yemek yok. Misafirin yemeğini düşünmemiz ne kadar komik olursa, o da komik oluyor.

Mehmet Öğütçü: Peki önerileriniz nedir?

Şöyle. Bir kere ben hiçbir enerji kaynağına karşı değilim. Yanlış anlama olmasın diye baştan teyit edeyim. Fakat kısa vadeli yani 6-7 senelik ve uzun vadeli olmak üzere iki türlü ayırmamız lazım düşünce mekanizmamızı ve iki ayrı platformda düşünmemiz lazım. Kısa vadede ne olacak? Bugün yaptığınız bir yatırım mesela doğal gazda en az 4 sene sonra verim verir. Nükleerde 6 sene, barajda malum, barajın büyüklüğüne göre ne kadar sürebildiği. Yani rakamlar çok büyüyebilir. Rüzgarı saymıyorum bile. Ancak, belli bir elektrik ihtiyacını gidermiş memleketlerin ancak o tepedeki fluctation’u alsın diye kullandıkları bir lüks. Evvelsi günü Almanya’da bir konferansta idi. Onlar da kabul ediyor. Ama bizim memleketimizde gazeteler manşet olsun diye rüzgar enerjisi niye yapılmıyor da doğal gaza, kömüre veya mazota para veriliyor diyorlar. Demek ki, burada şu terminoloji kavramlarımızı oturtmamız lazım. Muhteşem bir kaos var ve ben bu kaosu bir tek Türkiye’de görüyorum. Benim baş sıkıntım bu. İkinci sıkıntım ise, Türkiye’de bir hukuk sorunu var. Bugün bir kanun çıktı. Bununla bir şey yapıldı. 4 sene sonra, 10 sene sonra başka birileri geldiği zaman, başka ortamlar oluştuğu zaman bu iptal edilme yöntemine gidiliyor. Dışa karşı şahane bir tablo vermiyor. Kreditörlere karşı şahane bir tablo vermiyor. Kreditörlerin bir memlekete musluğu açabilmeleri için tabii ki belli baktığı şeyler var. Politik stabilite var. Ekonomi var ve bir de çevre var, bir de hukuk var. Bir hukuk altında imzalanmış mukavele ertesi günü 1 Nisan deniliyor ve bu böyleydi deniyor. Bu ciddi bir ortam değil. Bundan kurtulmamız lazım. Bunun çok zor da bir iş olduğunun bilincindeyim. Özellikle, üzerinde durmak istediğim bir konu var. Çevre. Biz bu santralleri yaparken, belki Türkiye’de hiçbir enerji tesisinin içinde geçmedi bir prosedürden geçtik. Kreditörlerin kendi kriterlerinin -Dünya Bankası’na göre- olan kendi mühendislik bürolarından kontrol ettirdiği çok gaddarca prosedürden geçtik. Demek ki, bu kredileri getirmek için bunları sağlamak lazım. Ben iddia ediyorum ki, aynı kriterler Türkiye’deki mevcut tüm kömür santralleri ve eski barajlara uygulansa hiçbir tanesi yapılamazdı. Dolayısıyla, kamu bunun da bilincinde olsun. Bir baraj yapılsın deyip, bu barajın parasının nereden geleceğini söylemeden barajcılar ortaya çıkmasın. Kömürcüler aynı şekilde. Bugün Yatağan termik santralının hali ortada. Mümkünatı yok böyle bir şeyi yapabilmenizin ikinci bir kere. Dolayısıyla, ben şöyle başlıklar verirsem, 5 tane kıstasın kamudan aynı anda dikkate alınmasını rica ediyorum. Bundan sonra herhangi bir atak yapmadan evvel.

1.    Enerjinin talep edildiği zaman dilimi. Ne zaman isteniyor. Şimdi mi? 20 sene sonra mı?
2.    Yatırım bedeli. Neden bahsediliyor. O bilincin gelişmesi lazım. Bunun finansmanının temini.
3.    Güvenilirlik ve emre amadelik. Bu kamuda hiç bilinmeyen bir şey. Eminim, bir istatistik yapılsa on kişiden dokuzu bilmiyor bu kavramın ne demek olduğunu.
4.    Çevre kriterlerine uyum. Biraz evvel değindim.
5.    Enerjinin birim maliyeti. Bu konuda da bilir bilmez çok yazılar çıkıyor. Geçmişte çok okuduk. Barajların 0.1, 0.2 cent şeyi var. Halbuki, kömür şu kadar, doğal gaz bu kadar. Nerde o barajın yatırım maliyeti. Nerde yatırım maliyetinin finansman faizleri. Kim bütün bunları alıp da ürettiği kws’e böldü de, yatırım maliyeti component’i buldu. Hiç kimse. Peki bunu normal insanlar bilemez. Niye gazetelerde, basında bu işle uğraşanlar bunu doğru olarak yazmıyorlar. Niye 0.1 cent’le 4-5 cent’leri mukayese ediyorlar. Kömürde de aynı. Bir kömür santralı 365 günün sadece 100 günü çalışırsa, o zaman kömür santralının tüm maliyetine finansman da dahil olmak üzere, alacaksınız 100 günün kws’ine böleceksiniz. Bu kadar basit. O zaman size bir rakam çıkacak. Bakın bakalım ne rakam çıkıyor.

Dolayısıyla, hep beraber Türkiye’de şu kavramları oturtursak.kafamızda şunlar gelişir diye düşünürüz. Herhangi bir lobici değilim. Herhangi birisinin tutucusu değilim. Ancak, mukayeseleri yaparken, bilinçli yapalım. Yaparsak milletçe bir konsensüs sağlarız. İcranın da işi kolaylaşır. Çünkü bu atmosferde icra etmek çok zor. Bunun bilincindeyim. Aynı zamanda kamuya yapılan işin beğendirilmesi lazım.


Soru – Cevaplar


Soru – Hikmet Üçışık:
Boğaziçi Üniversitesi. Bugün Forum İstanbul’un ele aldığı enerji konusu teknolojinin üç mühim parametresinden birisidir. Enerji, malzeme ve kontrol birbirinin içersine geçmiş, detaylarını burada açıklamaya hiçbirimizin zamanı olmayan üç parametredir. Bu sahalarda gelişebilmek için rekabet edebilir, içersinde inovasyon olan teknolojileri üretecek bilimin ve bilim yapan kuruluşların teşviki ve bunların sağlam ellere verilmesi icap ettiği kanaatindeyim. Özet olarak söyleyeceğim bundan ibarettir. Saygılar sunarım.

Soru – Naci Ekşi:
Ben Sinan Bey’in gayet haklı olarak ortaya koyduğu bir konuya değinmek istiyorum. Sinan Bey dediler ki, enerji üretim alanlarından her biri kendi lobisini yapıp, iyi taraflarını söylüyor. Ama olumsuz taraflarını söylemiyor. Sanıyorum ki, kendisi doğal gazdan enerji üretim konusunun iyi taraflarını söylerken, olumsuzluklarını belirtmeyi unuttu. Ben bu konuda şunu söylemek istiyorum. Yılın başındaki doğal gaz sevkiyatındaki aksaklıklar dikkate alınırsa, ayrıca cari açığın bugünkü ulaştığı rakam da dikkate alınırsa, belki dışarıdan doğal gazı alıp, santralı kurup, elektriği satmak uygun ama bu söylediklerimin ışığında doğal gazdan elektrik üretmenin de olumsuz tarafları var mıdır? Değinebilirseniz çok mutlu olurum.

Soru – Gökhan Rakıcı: Marmara Üniversitesi. Ben Sayın Bakanımıza bir soru soracağım. Kendisi sorulan sorulara çok samimi ve dürüstçe cevap verir. Bunu biliyorum. Umarım benim soruma da dürüstçe cevap verir. Son günlerde Türkiye’de çok gündemde olan bir konu var. Nükleer enerjiye, nükleer santrallara yönelmeyle ilgili. Acaba Türkiye bu nükleer santrala yönelirken, ne kadar Türkiye’nin enerjiye ihtiyacının olduğu, ne kadar Türkiye’nin nükleer teknolojiye sahip olma ihtiyacının olduğu. Misal, yanıbaşımızdaki “serseri mayın” Yunan’a karşı.

Soru - Murat Oyar:
Sayın Bakanım ABD nükleer atıklarını geçici olarak Yuka dağının altına gömüyor. Almanya yine atık sorunu nedeniyle bu tesislerini kapatmaya hazırlanıyor. Sinop’ta yapılması planlanan tesiste atık sorunu nasıl çözülecek ve 15 yıl beklenip, atık sorunu çözüldükten sonra yeni jenerasyon bir sistemle tesis yapılamaz mı?

Soru - Mustafa Gerçek:
Enka İnşaat’ın Genel Müdür Yardımcısıyım. Sayın Bakanımıza bir soru sormak istiyorum. Dün 4628 sayılı kanunda yapılması gereken değişikliklerin birinci ayağı tamamlandı. Dağıtım şebekelerinin özelleştirilmesi için galiba yasal bir kolaylık sağlanmış durumda. Acaba Sayın Bakanımız özelleştirme konusunda yeni bir takvim verebilirler mi? Bir de nükleerle ilgili. Ben nükleer enerjinin de Türkiye’nin gündemine girmesinin kaçınılmaz olduğunan inanan arkadaşlardan biriyim. Son günler oldukça yoğun bilgi toplandı. Acaba nükleer santralın yapım yöntemi konusunda berraklığa ulaşılabildi mi?

Mehmet Öğütçü: Let me just summarize for our panelists the questions, the first question is the importance of innovative and competitive energy technologies, what needs to be done to further support, competitive energy research and development technologies, gas to liquid, fusion technology, clea coal technologies may be you might wish to add couple more and perhaps Mr. Bland also about the natural gas perhaps. And the second question was negative aspects of using natural gas in power generation saying that we always emphasize the positive aspects, are there any negative aspects as well, question posed to Mr. Soydan. And another question was addressed to his excellency Mr. Guler about nuclear energy that Turkey is planning to introduce and problems that it might cause in terms of waste disposal and other issues and the last question was again addressed to him in terms of calander for privatization in power generation sector. We might start with innovative competitive technologies, how it could be supported?


Önce Naci Bey’e teşekkür ederim. Aslında sualin cevabını konuşmamda verdiğimi zannediyorum ama daha açık bir şekilde izah edeyim. Hiçbir enerji türü yok ki, bütün zamanlarda en doğrusu olsun. Böyle bir şey yok. Hiçbir enerji türü yok ki, hep artıları olsun eksileri olmasın. Bundan 3.5 sene evvel TEDAŞ Genel Müdürlüğüne çağrıldık. Bu santraller daha henüz işletmeye alınmadığı halde üstümüzde yoğun bir baskı uygulandı ki, henüz daha işletme çalışmaları sırasında olan santralleri acil devreye sokalım. Çünkü barajların dibi kurudu. Bu gerçeği genelde kamuoyu bilmiyor. Planlama yapılıp, Türkiye Cumhuriyeti 10 sene sonra işletmeye alınacak bir cumhuriyet değil. Türkiye Cumhuriyeti şu anda da var. 10 sene sonranın planlaması ayrı. Şu anda ne yapacağız diye bir sual soruluyor devamlı. Dikkat ederseniz, bütün hükümetler sırasıyla aynı bu sualin karşısında kalıyorlar ve bu onların suçu da değil. Zaten suçlamakla bir yere varılamaz. Yani önümüzdeki 3-5 sene sonra ne olacak, 10 sene sonra ne olacak? Gaza gelirsek, gaz esasında seçildiği zaman yanlış değildi. Sayın Bakanım da çok güzel ifade etti. 3.5 sene evvel devreye 4.2 cent ile girdik. Bunun 1.32 cent’i yatırım, işletme, kredi, faiz hepsiydi. Geri kalanı da gaz parası olarak TEDAŞ’dan alınıp, BOTAŞ’a olduğu gibi gidiyordu. Buralardan 7 küsur cent’lere geldik. Yargılamayı yaparken bence şöyle yapmak lazım. Bizim önümüzde kritik 6-7 sene daha var. Burda ne yapacağız? Hadi baraj yapalım denilemez. Rüzgar da yapalım denilemez. 6-7 sene için konuşuyorum. Çünkü bitmiyor. Yani inşaat mühendisi olduğum için biliyorum. Nükleer enerji evet, en büyük destekçisiyiz. Ama o da o zamanlara kadar ne yapacağız? Ne yapacağız sorusunu es geçmemek lazım. Bu durumla yine karşı karşıya kalınmıştı. Sonra 2000’lerin başında ekonomik kriz oldu. Ekonomik kriz olmasaydı biz şimdi gene elektriksizdik. Ben bugün vakitsizlikten elimdeki slaytı gösteremedim. 6-7’lik çıkan eğri, 2000’de yataya geçiyor ve ondan sonra tekrar tırmanmaya başlıyor. Eğer o yataya geçiş olmasaydı, bugün elektriksizdik. Demek ki, o zaman yapılan ve alınan kararlar yanlış değilmiş. Tıpkı önümüzdeki alınacak kararlar da yanlış olmadığı gibi. İcracının üzerine yani millet olarak çok fair bir şekilde kritik baskı uygulamamız lazım. Doğal gazın büyük bir dezavantajı da var. Ben bunu kabul ediyorum. Satın alınıyor. Yerli kaynak değil. Öyle bile olsa, olmayan elektriğin de en pahalı elektrik olduğu gerçeğinde de eğer tartışmayacaksak o zaman isterse satın alınsın, isterse hepsi satın alınsın biz elektriksiz kalmamamız lazım. Benim toparlayacağım cevap bu kadar.


Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS