İstanbul, 11 Mayıs 2006 ENERJİNİN GELECEĞİ VE BÖLGESEL ENERJİ KORİDORU OLARAK TÜRKİYE *Panelist
YUSUF IŞIK Ekonomist
Çok teşekkür ediyorum. Türkiye’nin gerek gelişmesi içerisinde enerji açısından elverişli bir konumda olması, gerekse bir geçiş satış terminal ülkesi olarak güçlü bir konuma gelebilmesi için ben beş tane alan belirledim. Bunlarla ilgili zamanı da verimli bir şekilde kullanmak için kısa kısa öneri niteliğinde ele alınabilecek bazı düşünceler ortaya atacağım.  Birincisi, Türkiye’nin böyle iddialı bir role soyunurken, kendi içerisinde güçlü olması büyük önem taşıyor. Bu gücün bir boyutu tabii ki, fiziksel yatırımlar. Bunu enerji yatırımları anlamında söylemiyorum. Altyapı yatırımları. Örneğin, hızla bazı geçiş hatlarını oluşturmak istiyorsak bildiğimiz altyapıları çok çabuk tamamlayabilmeliyiz. İkincisi, daha önemlisi belki, hukuki altyapılar ve yönetim mekanizmaları. Sayın Bakan bir birim oluşturulduğunu söyledi ve teknik olarak gazdan kömüre vs. çok hızlı bir kararla ihtiyaçlara göre hareket edildiğini, bu nasıl bir verimlilik artışı getirdiyse aynı şekilde ülke çapında EPDK’dan belki fiziksel enerji yatırımlarının hangilerinin teşvik edileceğine kadar, sermaye piyasalarına kadar çok geniş bir alanda, çevre politikalarına kadar artık çok hızlı ve bir bütünlük içerisinde hareket etmek gerekiyor. Dış politikada çok önemli çabalar harcanıyor. Bütün bunları şimdi biz savunmadan gelişmeye geçiyoruz. Krizler yaşamıştık. İnşaata başlıyoruz ve bu 20 yıllık bir perspektif. Regülasyonu açıklığa kavuşturmak çok önemli. Çünkü yabancılarla olan sıkıntılarımızda da biraz ister istemez çok fazla karar odağı olabilir. Bunun bir nedeni de belki EPDK’nın kendi kapasitesini yeterince gelişterememiş olması. Buna çok büyük ihtiyaç var. Müthiş bir kapasite artışı gerekiyor. Şimdi düzenleme yönetmeliği, vs. de çıkmış. Bunlar tabii önümüzdeki yıllarda olağanüstü yeni artışlar gerektirecek. İkinci çok büyük alan, Türkiye’nin kendi enerji güvenliği. Çünkü bir geçiş ülkesi olmak için kendi güvenliğini de sağlaması gerekiyor. Burada iki kritik nokta var. Bir tanesi yatırımlar. Bunun üzerinde çok konuşuldu. Yalnızca şu yatırım olacak, ya da bu hiç olmayacak deme lüksüne sahip değiliz. Demin nasıl büyük bir faktörler bütünlüğü, eşgüdümü gerekiyor dediysem, yatırımlarda da dinamik olarak çabuk hesaplamak gerekiyor. Kömürü de bir kenara bırakamıyorsunuz, nükleeri de bırakamıyorsunuz, gazı da bırakamıyorsunuz. Ama şu ana kadar çok fazla seçenek yoktu. Şimdi yeni seçenekler de var. Bunları da sanıyorum hesaplamak mümkün. Bir konuya da belki dikkat etmek gerekiyor. Biz AB’nde 2025’de bugünkü 15’ler daha doğrusu önceki 15’lerin % 61 kişi başına gelir düzeyine ulaşmamız için yaklaşık olarak % 7 büyümemiz gerekiyor. Bazı Avrupa think tank’leri ile geniş bir hesaplama yapıldı. Tabii bu biraz tartışılabilir ama 6.5 olur. Önemli değil. Yüksek bir oran. % 61 düzeyine ulaşmak da çok iyi. Bir yakınsama oluyor. Ama şu ana kadar hep % 1 büyümeye bir elektrik tüketimi artışı denk geliyordu veya varsayılıyordu. Hatta bazen biraz daha yüksek. Bir birim üretimle daha az enerji kullandığımız zaman ki bunu düşürmek çok önemli. O zaman bu oran düşecek. Ama aynı zamanda örneğin klima ihtiyacı artacak. Yani yeni bir tüketim ihtiyacı. Bazen yanlış nedenle doğru tahmin yapmış olabiliyoruz. Fakat 2002 ve 2003’de mesela çok yüksek büyüme olduğu halde, tahminler gene yanıldı, yukarı çıktı. Çok dikkat etmek lazım. Yani fazla bir tahmin israfa yol açıyor, az bir tahmin de sıkıntıya yol açıyor. Ama burada bağlantılar da çok kritik. Sayın Bakan İsrail’e bir hattan söz etti. Bu kadar hassas konularda şöyle olsun böyle olsun diyecek bir konumda değilim. Bütün opsiyonları incelemek lazım. Ancak, oyunun çok faktörlü olduğuna ve karmaşıklığına sadece değinmek istiyorum. Mesela, gelecek gaz acaba Türkmenistan’ın gazının Avrupa’ya gitmesini önleyecekse belki öngörmediğimiz sonuçlar olabilir. Yani bunu sadece bir örnek olarak söylüyorum. Çok faktörlü bir oyun. Türkiye çok daha iddialı konuma soyunuyor. Bütün bunları dikkate alması lazım. Burada da bir somut öneri yapmak istiyorum. Yatırımlar çok kritik. Kim yapacak bunları? Türkler hiç yatırım yapmazsa, bu arzu edilir bir şey değil. Fakat sadece Türkler yapar dersek de yatırım olmayabilir. Çok hassas bir konu var. DPT’den arkadaşım Vedat Şahin’in bir önerisi ama ben de benimsediğim için söylüyorum. En azından dikkate alınması açısından geçerli mi, ona bakmak lazım. Eski Hazine garantileri sanıyorum kimse arzu etmiyor ve çok tehlikeli. Ancak, bu yatırımcıların kendilerinin de riski paylaşmak üzere katılacağı, kamunun da kendini büyük bir riske atmadan katılacağı bir tür garanti fonu gibi. Niye garanti isteniyor? İşler ters giderse diye. Ama her iş ters gitmiyor. Sigorta fonunun biraz daha ileri ve rafine versiyonu. Üçüncü alan, hayati bir alan ve çok fazla değinilmiyor. Bu da Türkiye’nin genel teknolojik yetkinliğinin arttırılması. Sadece kömürde veya bir iki alanda teknolojik çabalar harcanabilir ama bio yakıt öne çıkabilir, çıkmaya da bilir. Ama hazır olmak lazım. Kömürde daha da ileri bir konuma gelinebilir veya gelinmeyebilir. LNG’de çok yeni gelişmeler var. Doğal gazın otomobillerde zaten kullanılması başladı. Bunların hepsi bir sonraki adımları ve özellikle bioteknoloji alanında eğer gelişme olabilecekse, çok ileri teknoloji kapasite gerekiyor. Bu da iki günde olmuyor. Böylece, enerji sorunumuzu daha ileri bir düzeyde çözmek için de teknoloji kapasitemizi artırmamız gerekiyor. Özellikle, nano teknoloji ve bioteknoloji bir politika olarak ve bunu da hükümetin yapması da yeterli değil. Hükümet yapabilir nitekim bir verimlilik yasası çıkmak üzere. Bu çok olumlu gelişme ama teknolojik gelişmeyle ancak hayata geçmesi mümkün. Bu da şirketlerin işi. Özellikle, büyük şirketlerin oturup, on yıllık bir stratejik perspektif yapmaları lazım. Teknolojik gelişmeyi nasıl gerçekleştirebilecekler diye. Tabii TÜBİTAK’la beraber. Dördüncü alan, AB. AB, yine biz yakınsıyoruz. Üye olmak istiyoruz. Belirli kurallara uymamız gerekiyor. Ama AB’nin kendinde uygulanmayan kuralları çok önceden benimsememiz beklenemez. Ama o kurallar da yararlı. Fakat süre çok önemli. Biz yarın sabah oradaki gibi her şey serbest diyemeyiz. Orada deniyor fakat olmuyor. Çünkü oyuncular çok güçlü. Kurala uymuş gözüküyorlar ve devlet şirketleri devam edebiliyor. Türkiye’de öyle olsun demiyorum. Burada kilit olan şey, ortak karar mekanizmasına Türkiye’nin katılabilmesi. Burada da yeşil kitapta Türkiye’nin zikredilmemesi düşündürücü geliyor. O kadar olumlu bir gelişme değil. Ama giderilebilir. Sanıyorum yazın Solana’nın yapacağı bu çalışmada veya açıklayacağı çalışmada tekrar dönüşebilir. Çünkü biz Avrupa’ya gerçekten bir geçiş sağlamak istiyoruz. Fakat karar mekanizmasına da katılmak istiyoruz. Üstümüze düşeni yapacağız. Ama beraber yapılmasını istiyoruz. Son nokta da, traseka çok hayati bir gelişme olabilir. Burada Türkiye, AB ile beraber önemli bir rol oynarsa, dolaylı olarak enerji alanında da üstünlük sağlayabilir. Son ana alan da, bu toplantı birlikte daha iyi bir gelecek oluşturmak üzerine bir medeniyetler arasında bir uyum üzerine ana teması. Bu anlamda söylemiyorum biraz daha farklı bir konum ama enerji alanı dünyada gerilim alanı. Finansta o kadar bir gerilim yok. Başka alanlarda çok büyük işbirlikleri var. Dünya Ticaret Örgütü var. Acaba dünyada biz enerjiyi 20-30 yıllık bir süre içinde de olsa ortaklaşa ele alınan bir faktör haline getirebilir miyiz? Bu Türkiye’nin de bugün medeniyetler ittifakında oynadığı rolle sanıyorum bağdaşan bir şey. Gerçekçiliği elden bırakmadan. Orta doğu ile de dünya gerilimi örtüşüyor. Biz de orta doğunun refah içinde olmasını en çok isteyen ülkelerden biriyiz. Çok teşekkür ederim, Soru – Hikmet Üçışık: Boğaziçi Üniversitesi. Bugün Forum İstanbul’un ele aldığı enerji konusu teknolojinin üç mühim parametresinden birisidir. Enerji, malzeme ve kontrol birbirinin içersine geçmiş, detaylarını burada açıklamaya hiçbirimizin zamanı olmayan üç parametredir. Bu sahalarda gelişebilmek için rekabet edebilir, içersinde inovasyon olan teknolojileri üretecek bilimin ve bilim yapan kuruluşların teşviki ve bunların sağlam ellere verilmesi icap ettiği kanaatindeyim. Özet olarak söyleyeceğim bundan ibarettir. Saygılar sunarım.
Soru – Naci Ekşi: Ben Sinan Bey’in gayet haklı olarak ortaya koyduğu bir konuya değinmek istiyorum. Sinan Bey dediler ki, enerji üretim alanlarından her biri kendi lobisini yapıp, iyi taraflarını söylüyor. Ama olumsuz taraflarını söylemiyor. Sanıyorum ki, kendisi doğal gazdan enerji üretim konusunun iyi taraflarını söylerken, olumsuzluklarını belirtmeyi unuttu. Ben bu konuda şunu söylemek istiyorum. Yılın başındaki doğal gaz sevkıyatındaki aksaklıklar dikkate alınırsa, ayrıca cari açığın bugünkü ulaştığı rakam da dikkate alınırsa, belki dışarıdan doğal gazı alıp, santralı kurup, elektriği satmak uygun ama bu söylediklerimin ışığında doğal gazdan elektrik üretmenin de olumsuz tarafları var mıdır? Değinebilirseniz çok mutlu olurum.
Soru – Gökhan Rakıcı: Marmara Üniversitesi. Ben Sayın Bakanımıza bir soru soracağım. Kendisi sorulan sorulara çok samimi ve dürüstçe cevap verir. Bunu biliyorum. Umarım benim soruma da dürüstçe cevap verir. Son günlerde Türkiye’de çok gündemde olan bir konu var. Nükleer enerjiye, nükleer santrallere yönelmeyle ilgili. Acaba Türkiye bu nükleer santrale yönelirken, ne kadar Türkiye’nin enerjiye ihtiyacının olduğu, ne kadar Türkiye’nin nükleer teknolojiye sahip olma ihtiyacının olduğu. Misal, yanı başımızdaki “serseri mayın” Yunan’a karşı.
Soru - Murat Oyar: Sayın Bakanım ABD nükleer atıklarını geçici olarak Yuka dağının altına gömüyor. Almanya yine atık sorunu nedeniyle bu tesislerini kapatmaya hazırlanıyor. Sinop’ta yapılması planlanan tesiste atık sorunu nasıl çözülecek ve 15 yıl beklenip, atık sorunu çözüldükten sonra yeni jenerasyon bir sistemle tesis yapılamaz mı?
Soru - Mustafa Gerçek: Enka İnşaat’ın Genel Müdür Yardımcısıyım. Sayın Bakanımıza bir soru sormak istiyorum. Dün 4628 sayılı kanunda yapılması gereken değişikliklerin birinci ayağı tamamlandı. Dağıtım şebekelerinin özelleştirilmesi için galiba yasal bir kolaylık sağlanmış durumda. Acaba Sayın Bakanımız özelleştirme konusunda yeni bir takvim verebilirler mi? Bir de nükleerle ilgili. Ben nükleer enerjinin de Türkiye’nin gündemine girmesinin kaçınılmaz olduğuna inanan arkadaşlardan biriyim. Son günler oldukça yoğun bilgi toplandı. Acaba nükleer santralın yapım yöntemi konusunda berraklığa ulaşılabildi mi?
Mehmet Öğütçü: Let me just summarize for our panelists the questions, the first question is the importance of innovative and competitive energy technologies, what needs to be done to further support, competitive energy research and development technologies, gas to liquid, fusion technology, clea coal technologies may be you might wish to add couple more and perhaps Mr. Bland also about the natural gas perhaps. And the second question was negative aspects of using natural gas in power generation saying that we always emphasize the positive aspects, are there any negative aspects as well, question posed to Mr. Soydan. And another question was addressed to his excellency Mr. Güler about nuclear energy that Turkey is planning to introduce and problems that it might cause in terms of waste disposal and other issues and the last question was again addressed to him in terms of calendar for privatization in power generation sector. We might start with innovative competitive technologies, how it could be supported?
Teşekkür ederim. Bir kere enerji alanında bioteknoloji önem kazanabilir. Kesin olarak söyleyemeyiz. Ama en azından Brezilya yarısını otomobillerde kullanılan yakıtın sağlıyor. Bu hemen Türkiye’de böyle olabilir anlamında değil. Çok dikkat etmek lazım ama en azından bütün araştırmaları yapmadan yapamayız dememek, bir de bioteknoloji kapasitesi gelişirse belki başka bitkisel çözümlerde de bu kullanılabilir. İkincisi, tabii hidrojen teknolojisi çok ileri bir teknoloji. Fakat nano teknoloji ile beraber yeni gelişmelere yol açabilir. Türkiye bunu tek başına kendisi üretemese bile, uluslararası merkezin İstanbul’da kurulması çok sevindirici ama en azından bu kapasite artırılabilir, başka ileri fiziğe dayanan teknolojiyi de geliştirmeyi gerekiyor. Üçüncüsü, belki enerji alanında son yıllardaki gelişme teknolojiyle de ilgili. Daha ucuza bu süreci yapabilmek. Türkiye’de Ceyhan eğer çok büyük bir uluslararası terminal olacaksa, ki olma olasılığı var, o zaman bu yolları da, teknoloji elimizde olmadığı zaman bazen darboğaz nedeniyle kaybediyorsunuz. Bir de bunlar birbirini tamamlıyor. İki üç alanda mesela nanoteknoloji elimizde olduğu zaman bioteknolojide de daha ileri olabiliyorsunuz. Çevre alanında da aslında bizim en büyük sorunlarımızdan biri çevre olacak. Karamsar bir renk katmak istemiyorum ama 15-20 yıllık süre içinde normal bugünkü maliyetlerden çok muazzam zarar görürüz. En son olarak da şunu söyleyeyim: Eğer diğer işbirliklerinin yanı sıra AB ile beraber yaparsak ve yedinci çerçeve programını da Türkiye’nin gireceğini sanıyorum, bu çok önemli. Yedinci çerçeve program içinde işbirlikleri ile yaparsak, hem maliyeti açısından daha elverişli olur, hem de o büyük teknoloji havuzuna katılmış oluruz. Teşekkür ediyorum. |
|
|