Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 12 Mayıs 2006
21. YÜZYILIN YENİ EKONOMİK GÜÇLERİ: BRIC VE TÜRKİYE
*Panelist


MEHMET ÖĞÜTÇÜ
Forum İstanbul Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı


I am going to talk about a man called Jim O’Neal, he is a remarkable man whose name will be recorded with distinction in international economic history. He and his team at Goldman Sachs came together and conceptualized an emerging reality and gave it a very popular name, BRICs, Brazil, Russia, India and China. Just before coming here about 2 weeks ago I went and visited their reporters to see how they assess Turkey over the next 25 & 50 years.

Müsaadenizle konuşmamın bundan sonraki bölümüne Türkçe devam etmek istiyorum
Dünyadaki hızlı değişimi çok yakından izlemek gerekiyor. Dünkü tartışmalarımızda da gördük ki, çok ciddi bir uluslararası ekonomik ve siyasi güç kayması var. Önümüzdeki on yıllarda bunu çok daha yakından göreceğiz. Ne kadar erken tespit eder ve kendimizi ona göre konumlandırırsak, o kadar erken hareket eder ve önümüze çıkan fırsatları yakalayabiliriz.  Forum İstanbul’un da zaten önde gelen amacı o. Gelecek trendleri şimdiden görmek, yakalamak ve politika yapıcılarına yol göstermek. Bilgi, değerlendirme ve öneriler sunmak. Bu düşüncelerle bugünkü kısa konuşmamda üç hususa değinmek istiyorum.

1.    Jim O’neal ve ekibinin 2001’de ortaya attıkları BRIC konseptini tekrar gözden geçirdiklerini gördük. Aralık 2005’de bu konuda bir rapor da yayınladılar. Nasıl bir ilerleme kaydetti. Belki birkaç kelimeyle ondan bahsedebilirim.

2.    BRIC’lerin ötesine geçmeye başladı. Çünkü sorduğum sorulardan bir tanesi şuydu. Güney Afrika çok hızlı büyüyen bir ekonomi. Endonezya nüfus açısından son derece ilerleyen, ekonomik bakımdan yeterince hız kazanamamış bir ülke. Ama dünyadaki önemli oyunculardan birisi olabilecek. Arjantin, Mısır ve diğer başka ülkeleri de saydık. Neden bunlar BRICs kategorisine dahil edilmediler? Bunları nasıl kategorize edeceksiniz? Nasıl sınıflandıracaksınız? Buna kısaca değinmek istiyorum.

3.    Türkiye’nin BRICs’lere dönük politikasının yaklaşımın ne olması gerektiği konusu.

Bütün bu konuları detaylı bir şekilde işlemek son derece zor. Dolayısıyla, size sadece kısa kısa başlıklarını vermek istiyorum. BRICs konseptini, hepimiz biliyoruz ki, bu 4 ülkenin önümüzdeki on yıllarda şu anda dünyanın ekonomik tepelerini kontrol eden G7 ülkelerini geride bırakabileceği varsayımı. Şayet her şey yolunda giderse, büyük bir doğal kadastrof ortaya çıkmazsa, bu ülkelerin uzun soluklu koşullarını kesecek birtakım komplolar gündeme getirilmezse, öyle görünüyor ki, Kanada dışındaki G6 ülkelerinin toplam GSMH’yı geçecek BRIC ülkeleri 2041 yılına kadar. 2040’da Çin, ABD’ni dünya ekonomisindeki liderlik tahtından indiriyor. Bir numaraya çıkıyor. Arkasından Amerika ve onu Hindistan izliyor. 2025’de hala bazı AB ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya önde gelen dünya ekonomileri arasında. Ama 2050’ye vardığımızda, bu ülkelerin büyük bir kısmı ilk ona bile giremiyorlar. Dünyadaki değişimi böyle sergiliyor. Bu BRICslere baktığımız zaman görüyoruz ki, bunların bir kısmı son derece zengin kaynakları olan ülkeler, özellikle doğal kaynaklar, bir kısmı ise dışarıdan gelen kaynaklara bağlı olan ülkeler. 2005’de yapılan değerlendirmede dünya ticaretindeki BRICs’lerin paylarının 2001 yılına kıyasla, yaklaşık iki kat arttığını görüyoruz. Yani şu anda BRICslerin dünya ticaretindeki payı yaklaşık % 15. Bunların kendi aralarındaki ticaret de hızla büyüyor. Kendi aralarındaki ticaret % 8’e çıktı. En önemli artış da Brezilya ile Çin arasındaki ticarette görülüyor. Çin ile Rusya arasındaki ticaret de çok büyük yüzdelerle artıyor. Dünyada dolaşan küresel sermayeden en fazla pay alan ülkenin Çin olduğunu biliyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar dünyanın en fazla yabancı sermaye çeken ülkesiydi. Çin’in başını çektiği BRICs ülkeleri hali hazırda dünyadaki toplam yabancı doğrudan sermayenin % 15 kadarını çekiyorlar. Yine tablodan göreceğiniz gibi, yaklaşık 2000 yılındaki düzeyin iki katı. Goldman Sachs’ın ekonomistlerini de son derece şaşırtan bir gelişme bu ve yaptıkları projeksiyonların her 2-3 yılda bir revize edilmesi gerektiğini de gösteriyor. Sermaye akışlarına değinirken, döviz rezervlerine de bakmak lazım. Dünyadaki toplam döviz rezervlerinin % 30’dan fazlası bu 4 ülkenin elinde. Çin’de hali hazırda 750-800 milyar dolar civarında. Bu yıl sonuna kadar 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor, Çin’in elindeki döviz rezervlerinin. Bir zamanlar borçlarını ertelemek zorunda kalan ve kriz içindeki Rusya, petrol fiyatlarının yükselmesi karşısında yaklaşık 250 milyar dolarlık döviz rezervine sahip. Brezilya biliyorsunuz, IMF ile ilişkilerinde de borçlarını temizledi. Dün enerji oturumunda tartıştık. BRICs’ler arasında bir tek Rusya en önemli üretici. Özellikle gaz ve petrolde. Çin vahim bir durum sergiliyor. Çin, dünya enerji piyasalarını alt üst etmeye başladı. Şu anda dünyadaki en büyük ikinci enerji piyasası Çin. Sadece enerjide değil, doğal kaynaklarda da, hammaddelerde de, çelikte, bakırda her sahada dünya piyasalarını alt üst eden bir güç haline geldi. Sadece bir rakam vermek istiyorum. Her yerde tekrarladığım ve sevdiğim bir rakam. Biz IEA ile yaptığımız bir projeksiyonda Çin’in ham petrol ithalat gereksiniminin 2030 yılına kadar 10 milyon varili bulacağı hesaplanıyordu. Bu revize edildikçe daha da artıyor. Suudi Arabistan’ın bugünkü üretimine eşdeğer. Dolayısıyla, Çin artık bir zamanlar ABD ve AB ülkelerinin yaptığı gibi, petrol üreten ülkelerde jeopolitik etkinlikte kurmaya başladı. Enerji kaynakları teminini garanti altına alabilmek için. Bunun yaratacağı muazzam çalkantıları burada tartışmayacağız ama herhalde tahmin edebilirsiniz.

Goldman Sachs ekibine sorduğum sorulardan bir tanesi de buydu. Cevabını hazırlamışlar. BRICs’ler tek başına değil. Dünya ekonomisinde elbette ki, onların arkasından gelen ama onlar kadar büyük etkinliğe sahip olacak ülkeler de var. Yeni bir terminoloji geliştirmişler. Nleven. Next Eleven. Yani BRICs’lerin arkasından gelecek olan 11 büyük gelişme yolundaki ülke. Kimler bunlar? Endonezya, İran, Mısır, Meksika, Kore, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Vietnam, Bangladeş ve Türkiye. Burada gördüğünüz gibi 3 OECD ülkesi var. Meksika, Kore ve Türkiye. Yapılan hesaplarda N11’ler arasında 2050’de lider ülkenin Kore olacağı ortaya çıkıyor. Kişi başına düşen GSMH yaklaşık 53.000 dolar olacak. Kore’nin 281.000 dolar. Meksika 53.000 dolar. Türkiye ise, ABD’nin bugünkü kişi başına düşen GSMH’na kavuşacak 2050 yılında. Yaklaşık 32.000 dolar ile.

Ben Türkiye konusuna gelmek istiyorum. Bu değişen manzara karşısında Türkiye’nin geleneksel çizgilerini ciddi bir şekilde gözden geçirmesi gerekiyor. Bunu hepimiz kabul ediyoruz, hatta bu konudaki çalışmalar başladı bile. Ama çok daha sistematik, çok daha planlı ve uzun vadeyi daha iyi gören. Çünkü bugünden bunların tohumlarını ekmezsek, ürünlerini almakta geç kalırız.

Şimdiden bunu görebilirsek eğer, gelecek eğilimlerini özellikle ticaret ve yatırımda kendimizi bu piyasalarda güçlü bir şekilde konumlandırmamız gerekiyor. Rusya’da zaten çok önemli varlık göstermeye başladı Türkler. Ama aynısını Çin’de ve Hindistan’da da yapmak gerekiyor. Diğer Nleven ülkelerine de ciddi bir şekilde yönelmek gerekiyor. Bu demek değildir ki, ABD ile AB ilişkilerimiz pahasına olacak. Buna paralel olarak yürütülecek bir süreç. Bu süreçte göreceğiz ki, dün akşam yemeğinde konuşmalardan bir tanesi buydu, Washington konsensüsü artık yavaş yavaş tarihin belki raflarına kaldırılmaya başlanacak. Çin’in Rusya’nın ve ekonomik kaynak milliyetçiliğinin yükseldiği ülkelerde yavaş yavaş kendi değerlerini de empoze etmeye başlayacaklar. Batı demokrasi anlayışının tek başına belirleyici olmayacağı, evrensel olmadığı, diğer ülkelerin kendi dini, etnik, kültürel, sosyal, ekonomik gelişmişlik faktörlerine göre gelişen değerlerinin de ortaya çıkacağını görüyoruz. Böyle bir dünyada artık Adam Smith’in görünmez eli taoizm’le, Konfüçyüs ile el sıkışmaya başlayacak ve artık dünyanın önde gelen masalarında bu ülkelerin ciddi bir şekilde yer almaya başladığını göreceğiz. Şimdiden görüyoruz ki, Çin sadece yabancı sermayeyi çekmiyor aynı zamanda İngiltere’de, Fransa’da, Latin Amerika’da, Afrika’da muazzam yatırımlara kalkışıyor. İtalya’daki birçok marka olan giyim firmasının perde arkasındaki sahipleri Çinliler olmaya başladı. Hintliler de benzeri yatırımlara girişiyorlar. Böyle bir ortamda Türkiye, sadece retorikte kalan, kağıt üzerinde kalan bu ülkelerin önemlerini tanıyoruz, anlıyoruz ve buna yönelik politikalar geliştiriyoruzu bırakıp, çok ciddi bir şekilde sonuç almaya dönük bazı yaklaşımlar geliştirmek zorunda. Bunu yaparken de sadece ne işadamlarına, ne bürokratlara bırakılabilir. Gayet tabii ki, bu ülkelerde akıncı işadamlarına ihtiyaç var.Çünkü başlangıçta kazanç elde etme ihtimali çok yüksek değil. Özellikle, Çin gibi piyasalarda gireceksiniz, varlığınızı oluşturacaksınız, en az 5-10 yıl arasında bunun semeresini almaya başlıyorsunuz. Tabii orta ve küçük ölçekli işletmelerin bunu yapması zor. Devletin yönlendirmesi, büyük şirketlerin yolu açmasıyla bu konuda ilerleme kaydedilebileceğini düşünüyorum. Teşekkür ederim.


Soru - Ayşegül: Boğaziçi Üniversitesi, Ekonomi son sınıf öğrencisiyim. Benim sorum Linda Hanım’a olacak. Girişimciliğe baktığımızda, büyük ülkelerin ortak bir payda olduğunu görüyoruz. Çin hükümetinin girişimciliğini desteklemesini ve bu konudaki görüşlerini bildirmesini istiyorum.

Sayın Başkan müsaade ederseniz eğer sizin yorumlarınızın ilkine bir ölçüde katıldığımı, ikincisine kesinlikle katılmadığını belirtmek istiyorum. Birincisi, haklısınız, geleceği öngörmek kolay değil. Bazı belirsizlikler var. 2040 ve 2050’ye bakıyorsanız çok sayıda belirsizlik var. Ama öte yandan kesin olan bazı trendler de var. Nüfus artışı, benzeri büyüme trendleri belki bir şekilde olabilir. Çin’e baktığınız zaman, son derece haklısınız. Bugünden 2040’a baktığınızda, Çin’in başına ne tür felaketler geleceğini görmek mümkün değil. Şu anda nüfusun 2/3’ü kırsal bölgelerde yaşıyor, işsizlik had safhada. Sadece geçen yıl 10.000’nin üzerinde halk hareketi, protestolar meydana geldi. Büyüme hızını aynı tempoda sürdürmesinin mümkün olmadığını herkes biliyor. Çevreci kalkınma konseptini getirmeye çalışıyor. Bölgesel dengesizlikler son derece önemli. Finansal piyasalar da son derece kırılgan. Çünkü bankacılık sektöründen verilen kredilerin büyük bir kısmı geri dönmüyor. Orda bir kriz olabilir. 1.3 milyarlık bir nüfusta küçük bir siyasi kriz çıksa ve bu genişlese, çünkü eyaletlerle merkez arasında  ciddi menfaat çatışmaları ortaya çıkmaya başladı. Bunun yaratacağı siyasi kaos. Tabii bunların hepsi şu an ki trendler devam ederse eğer ne olur tartışılıyor. Benzer bir şey Rusya ve India için söylenebilir. Önce Çin için şu söylenebilir: bu hususta bir önceki konuşmacıya katılıyorum. Çin’de sanatın, edebiyatın, medeniyetin olmadığını söylemek, batıdaki kadar olmadığını söylemek bence biraz abartılı olur. Çünkü 6.000 yıllık büyük bir medeniyet. Belki bizim anladığımız dillerde ifade edilmediği için çok fazla dikkatimize gelmiyor ama Hindistan’da, Çin’de Brezilya’da çıkan yazarlar, sanatçılar herhalde batıdakilerden çok daha geride değil. Ama önde değiller.


Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS