Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın
 
İstanbul, 11 Mayıs 2006
ENERJİNİN GELECEĞİ VE BÖLGESEL ENERJİ KORİDORU OLARAK  TÜRKİYE
*Panelist  

 

Yrd. Doç. Dr. AHMET KASIM HAN
Kadir Has Üniversitesi, Öğretim Üyesi

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli katılımcılar…
Öncelikle, hepinize bu saate kadar sabrederek, bizleri dinlediğiniz için kendi adıma, panel adına teşekkür ederim.

Enerji diplomasisi sözlerini kullandı Sayın Bakan. Ardından incelikli bir diplomasiyle çözülebileceğini söyledi transcaspian boru hattı sistemine ilişkin sorunların ve Kazakistan’ın bu konuda katılımının sağlanmasının. Bunların tamamı bu aralar çok sık kullanılan başka sözlerle beraber mesela boru hattı jeopolitiği gibi, enerji dünyasıyla uluslararası ilişkilerin dünyasının birbirinin içine nasıl kaçınılmaz bir biçimde girdiğini gösteriyor. Biz de şimdi bu noktadan başlayarak, bir analiz yapmaya çalışacağız ve bu analizde de o büyük resmin arkasında işleyen jeostratejik, jeopolitik dinamikleri görmeye çalışacağız.

Uluslararası ilişkilerin dünyasında bugün çok önemli bir değişim var. Çok önemli bir dönüşüm var. Bu dönüşüm uluslararası ilişkilerde rekabet odağının hangi bölge olduğuna dair bir dönüşüm. Uluslararası ilişkilerin rekabet ekseni neredeyse tarihin başı diye adlandırılabilecek zamanlardan beri daima Avrasya olmuş. Hep Avrasya ekseninde oynamış, uluslararası ilişkilerin rekabet odağı. Sürekli bir batılı gidişi var. Yani en doğuda Çin’den, Orta Asya’dan başlamış sürekli olarak yüzyıllar içerisinde batıya doğru kaymış. En son geldiği odak Batı Avrupa ve Atlantik. Avrasya ekseni üzerinde 20’nci yüzyılı hatta 19’ncu yüzyılın sonundan itibaren artan bir trendden bahsedilebilir ama özellikle İkinci Dünya Savaşı ile beraber 20’nci yüzyılı biz uluslararası ilişkilerin önemli rekabet ekseni Avrasya üzerinde Euro Atlantic odağında geçirdik. Oraya odaklanarak geçirdik bütün bu zamanı. Rekabetin bütün şiddeti o noktada ve o bölgede cereyan etti. Dünyanın diğer bölgeleri önemli değil, değildi. Elbette önemliydiler. Ne şekilde önemliydiler? Bu rekabete yaptıkları etki ölçeğinde önemliydiler. Dolayısıyla, örneğin, orta doğu kendi içerisinde rekabetin odağında bir bölge değil iken, Euro Atlantic odağındaki rekabetin sahip olduğu enerji kaynakları ile birinci derecede etkileyen bir bölge olduğu için daima en önde yer alan ve en büyük problemleri yaşayan bir nevi lanetlenmişliği deneyimleyen bir bölge oldu. Şimdi 21’nci yüzyıla girerken orta doğunun enerji ile lanetlenmişliği devam ediyor. Bir yandan bir lanetlenme, bir yandan da kutsanma. Bu önem önümüzdeki dönemde de devam edecek. Buna karşı hiçbir veri gözükmüyor. Ancak, orta doğu bu lanetlenmişliği paylaşmaya başlayacak. Neresiyle paylaşmaya başlayacak? Orta Asya ile paylaşmaya başlayacak. Zira, artık uluslararası ilişkilerin Avrasya eksenli rekabet odağı Asya Pasifik’e kaymakta. Bu yavaş yavaş gerçekleşen bir dönüşüm ama muhakkak gerçekleşiyor, kaçınılmaz olarak gerçekleşiyor ve bunun önünde de herhangi bir engel yok. Bu bizim bildiğimiz dünya. Biz dünyaya böyle bakmaya alışığız. Avrupa’nın ortasında olduğu, Atlantik’in ortasında olduğu bir yayılımı var. Ancak, bu resme bugün baktığımız zaman, bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındayız. Bu resimde bir şeyler yerine oturmuyor. Fakat ne olduğunu acaba tam olarak bilebiliyor muyuz? Bu bizim yeni cesur dünyamızın yeni haritası olabilir mi acaba? Bundan sonra haritaya böyle mi bakmaya başlamamız lazım? Bu haritanın üzerine bir miktar düşünmek gerektiğini zannediyorum. Uluslararası ilişkilerin rekabet odağındaki kayış nihayetinde bizi dünyaya böyle bakma ve böyle bir dünyanın rekabet dinamiklerini algılama noktasına getirdi. Uluslararası ilişkilerde klasik jeopolitik teorilerinin iki önemli ismi vardır. Bunlardan bir tanesi Sir unvanlı Halfred McKinder. Diğeri ise, amiral Alfred Mahan. McKinder’in jeopolitik teorisinin adı “Kara Hakimiyet” teorisidir. “Kara Hakimiyet” teorisi aslında 20’nci yüzyılın büyük bir bölümünü Avrupa ve Atlantik ekseninde geçirdiğimiz bölümde önemli ölçüde etkili olmuştur. McKinder’ın görüşüne göre, Orta Asya tarihin kalbi bölgesini oluşturur. Onun kontrolü Doğu Avrupa’nın kontrolü, Doğu Avrupa’nın kontrolü ise dünyanın kontrolünü sağlar. Ardından II. Dünya Savaşı’nın arkasından gelen soğuk savaş döneminde ön plana çıkan jeostratejik teorisyenler en başta Nicole Spidman. Bir kenar bölge ya da Mahan’ın tabiriyle “dış hilal” tabir ettiği bölgenin kontrolünün pivot alanı kontrol etmek noktasında çok önemli olduğunu söylemişlerdir ve bunun sonucunda ortaya çıkan yaklaşımı biz bütün bir soğuk savaş döneminde yaşadık. Çevreleme politikası adı altında yaşadık. Mahan’ın görüşü ise, bununla uyuşmakla beraber, bir biçimde yeni komponentler ekleyen bir görüştü. Mahan’a sorarsanız, esas itibariyle denizlere hakim olan dünyanın hakimiydi. Mahan diyordu ki, deniz yollarının en önemli yönü, onların çok büyük birer yol olmasıdır. Daima deniz yollarına olan hakimiyet stratejik düzlemde kara yollarına olan hakimiyeti etkiler. Bu, II. Dünya Savaşı sonrası soğuk savaş döneminde çok fazla üzerinde durulan bir yaklaşım olmadı. Burada gördüğümüz yöntemler, deniz gücünün bu tür bir hakimiyet oyununda ne şekilde kullanılabileceğini gösteriyor. Bunlarsa, hangi durumda kullanıldığı, karşı tarafın kim olduğu, teknoloji, siyasal önceliklerin sınırlarını belirliyor. Büyük strateji, barışta da güç unsurlarını yönetmek üzerine kurulu bir yaklaşım. George Bush’un 11 Eylül öncesi dış politika yaklaşımlarına baktığınız zaman, tek bir ülkenin adını görürsünüz. Çin. Zaten 1999’da bir tane büyük dış politika konuşması yapmıştır. Burada Clinton döneminin yaklaşımını çok şiddetli eleştirmiş ve Çin’in Amerika’nın olsa olsa stratejik partneri değil, stratejik rakibi olacağını söylemiştir. İlk yaşadığı kriz de, hatırlarsınız, bir Amerikan casus uçağının Çin’e indirilmesi üzerine yaşanmıştır. Bush’la dünya ikinci versiyon çekimde ise, vetorik tamamen değiştirmiştir. Ana tema artık terörle savaştır ve stratejinin odak noktası da orta doğu ve kuzey Afrika’dan oluşmaktadır. Dış politika, ki birinci dönemde hiç de odak da gözükmüyordu. İkinci dönemde odaktadır. Burada bir tutarsızlık mı var? Bence hayır. Zira, 11 Eylül sonrasında Amerika’nın attığı temel stratejik adımlara baktığınız zaman, kalbi bölgeyi, pivot alanı kontrol altına almaya çalışan bir yaklaşım görüyorsunuz. Pivot alanı kontrol altına almak demek, pivot alandan geçen enerji yollarını kontrol altına almak demektir. Şu anda atılmış olmakla beraber, Özbekistan’da, hala bulunan Kırgızistan’daki üsler, ilk harekatın Afganistan’a yapılması, Tayvan’ın güvenliğine olan adanmışlık, destek ve en son İran’la bu kadar nükleer mevzu varken, Hindistan’la yapılan nükleer anlaşma. Aslında pek büyük bir tutarsızlığın olmadığını ve Bush yönetiminin dış politikasının en azından Amerika’nın dış politika öncelikleri bağlamında ve 21’nci yüzyıldaki kaçınılmaz rekabet odaklanması ve bölge kayışının sonucunda hep aynı yöne doğru gittiğini gösteriyor. Bunları bütün panelistler söylediler ama burada önemli olan ne? Şurada gördüğümüz rakamlar dünya petrol ve gaz ticaretinde sınır arası ticaretin ne kadar büyüyeceğini gösteriyor. Bu taşıma nasıl yapılacak? İki tane temel yöntem var. Bu iki temel yöntemden bir tanesi açıkça boru hatları. Diğeri ise, tanker. Yani büyük ham petrol taşıyıcısı tabir edilen tankerler. Dünyamızda bugün 7300 küsur tanker var. Çeşitli sayılarda değişiyor. Bunların büyükçe bir bölümü çift cidarlı değiller. Yani emniyet bakımından önemli ölçüde sıkıntı yaşıyorlar. Öte yandan, Çin bugün, hepimizin çok yakından hatırlayacağı gibi,  Varyap uçak gemisini Ukrayna’dan aldı ve bugün Çin’de eğlence gemisi oldu. En son haberlere göre, bu eğlence gemisinin uçak asansörleri çalıştırılmaya başlamış. Zannediyorum gelen giden çok. Çin’in şu anda en önemli projelerinden biri mavi deniz donanması ortaya koymak. ABD’nin en önemli projelerinden bir tanesi ise, bu mavi deniz donanmasının önüne geçmek. Bugün ABD, denizlerde mutlak bir üstünlüğe sahip. 12 tane uçak gemisinin etrafında organize olmuş bulunan deniz kuvvetleri bütün deniz taşımacılığını kontrol ediyor. İkisini birbirine toplayalım. Ne çıkıyor ortaya? Hep doğudan batıya doğru giden hatlar mevzu var. Hiç batıdan doğuya doğru giden hatlar kolay kolay konuşulmuyor. Bir tane böyle hat bugün çok ön planda. Rusya’dan Çin’e mi yoksa Japonya’ya mı gideceği sürekli tartışılmış olan doğu yönlü hat. En sonunda bu doğu yönlü hattın Japonya’dan alınan 7 milyar dolarlık bir kredi ile artık Rus toprakları içerisinde kalması garanti altına alınmış vaziyette. Çin’e bir extension düşünülüyor ama bunun da önüne geçilmesi için her tür sıkıntıya katlanıldığı söylenebilir bugünlerde.

Yeni baktığımız bu dünyada bu yeni realiteyle barışmak zorundayız ve önümüzdeki dönemde eğer buradaki katılımcıların bir çoğu işadamı olduğu için ufacık bir tavsiyede bulunmadan geçemeyeceğim. Eğer 100 ila 200  milyon dolar arasında bir paranız varsa muhakkak çift cidarlı bir tankere yatırım yapın. Çünkü % 66’lar oranında artacak bir taşıma trafiği ve bu taşıma trafiğinin çok önemli bir bölümünün de Asya-Pasifik’e gideceği rakamlar mevcut. Çok büyük bölümü Asya Pasifik’e gideceğine göre batılı hatları olan olağanüstü konsantrasyon, orta Asya’da olup bitenler ve bütün bunların üzerine bir de denizdeki silahlanma rekabeti ve kontrol rekabeti. Uluslararası enerji ajansının çalışmalarında sığ boğazlar olarak nitelenen, dünya petrol ticaretinin önemli bölümünün aktığı boğazların konumu ve boğazlar etrafındaki ülkelerle gerek ABD’nin, gerek Rusya’nın, gerek Çin’in Afrika gibi Nijerya gibi yerlerde petrol sahası satın alarak, bu petrol sahalarını Londra borsasında halka açmak gibi hamleler yaptığını gördüğümüz zaman, önümüzdeki dönemde petrol politikası ve enerji güvenliği denilen iki önemli olayın çok ciddi bir biçimde jeo politika ve uluslararası ilişkilerin kaygıları ve açıklamaları çerçevesinde şekilleneceğini tahmin etmek pek de güç olmasa diyerekten sözü size veriyorum Sayın Başkan.


Sayın Bakan’a ek kurşun vermek istiyorum. Onlara ihtiyacı olacak, bu nükleer meselesinde. Bu santraller yapıldıkları bölgeleri kirletmek yeteneğinde birtakım tesisler değiller. Mesela şu anda Ermenistan’da var bir tane ve rezalet kirli çalışıyor. Bunun Kars üzerinde çok ciddi etkileri var. Bizim niye bir başkasından daha kötü yöneteceğimizi böyle bir tesisi, anlamıyorum. Kamuoyunda yapılan birçok araştırmada, mesela o tür anketlere katılan % 77 insanımız diyorlar ki “Türkiye nükleer enerji sahibi olmalıdır” Ama bunların % 44’ü “Türkiye bunu yönetebilir” diyor. Bu kendine güvensizliği aşmamız lazım. İkinci nokta, jeopolitik resmin içerisinde Türkiye’nin yeri nerede? Veya mesela sizin biraz evvel söylediğiniz, Trans Hazar boru hattı neden canlandırılır? Demin çizdiğim resim içerisinde Türkiye’nin çok ciddi bir şansı var. Çünkü gerçekten nihai tüketici olan ve çok ciddi miktarda tüketen pazarların yanı başında ve üreticilerin yanı başında. Tam ikisinin ortasında yer alıyor. Eğer şu anda dünyanın süper gücünün çok ciddi bir tercihi var. Çin’e giden enerjiyi kontrol etmek zorunda. Çünkü ABD’nin bütün bir soğuk savaş boyunca yaptığı buydu zaten. Yalnız tabii bütün bunları söyledikten sonra şu tuzağın içine düşmek istemiyorum. Bu nedenle Türkiye’yi destekleyecektir. Hem kuzey-güney doğrultulu, hem doğu-batı doğrultulu hatlarda destekleyecektir. Bizim burada yapacağımız, Jan Bey biraz evvel dikkati çekti ve Sayın Bakan’ın altını çizdiği, transit ülke olma konumu ve servislere odaklanma. Ceyhan, dünyanın en önemli rafinaj bölgelerinden biri olabilir. Çünkü önümüzdeki 20 sene içinde çok önemli noktalardan bir tanesi 700 milyar dolara yakın rafinaj yatırımı yapmak mecburiyetinde dünya ülkeleri ve şirketleri. Ancak, bunun şöyle bir tarafı olduğunu da gözardı etmemek lazım. Serbest piyasalar ve açık piyasalar. Ben de sonuna kadar serbest piyasalar ve açık piyasalardan yanayım. Ama serbest piyasalar ve açık piyasalar da bir nevi stratejik araçtır. Zira, serbest ve açık piyasada yatırım yapacak cep derinliği olanlar yatırım yaparlar. Dolayısıyla, bunun da son derece kendi içerisinde birtakım dışsallıkları olmayan bir model olduğunu düşünmeyelim.

Son olarak şunu da söylemek istiyorum. ABD’nin bir stratejisi olduğundan bahsettik. Bu strateji başarıya ulaşacaktır manasında mı? Hayır. ABD sonuna kadar bunu deneyebilir ama stratejinin bir kısmı kazaidir. Adhoc ortaya çıkar. Ekonomik belirleyicilerin çok ciddi ağırlıkları olacaktır, cebi yeterince derin olan şirketlerin tercihleri ve öncelikleri önemli biçimde rol oynayacaktır. Kötü kararlar alabilirler. Yanlış ve hatalı kararlar alma potansiyeli her zaman vardır. Zamana ilişkin kaygılar sözkonusudur. Bir de karşı tarafın Çin’in de elinin armut toplamadığının söylemek lazım. Biz bu mücadeleyi daha göreceğiz. Önümüzdeki 25 senenin mücadelesi olacak. Biraz evvel Jan Bey söyledi. 1000’e 70 araç. Çin’de 1000’ne 13. Türkiye’nin rezervi 58 milyar dolar. Çin’in rezervi 800 milyar dolar. Bütün bunları biraraya koyduğunuz zaman ve dünyada kullanılan petrolün % 70’nin ulaşım sektöründe kullanıldığı düşünülürse, bu mücadelenin çok ciddi bir mücadele olacağı ve Türkiye’nin bu mücadele içerisinden kazançlı çıkabileceği aşikar ama biraz artık Avrupa eksenli düşünmekten vazgeçmeliyiz. Çünkü Avrupa bundan sonra müşteri. Yani enerji oyununda sadece müşteri.


Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS