Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 11 Mayıs 2006
21. YÜZYILIN BARIŞ VE REFAHININ ANAHTARI: BİRLİKTE YAŞAMA / CO-HABITANCE
*Panelist

 
 
ALİ KOÇ
Koç Holding Bilgi Grubu Başkanı


 Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben konuya izin verirseniz co-habitance tartışırken, co- Teşekkür ederim. Ben birazcık konuları basite indirmek istiyorum. Çünkü anayasa ile başladık. Tolerans. Beyefendinin yabancı işçiler ve onların entegrasyonu, kendi ülkesinde spesifik konular. Burada bugün co-habitance olabilir mi olamaz mıyı konuşuyoruz. Ben bunu bilgi düzeyinden daha çok birazcık üç boyutta işlemek istiyorum. Bir tanesinin de kesinlikle olamayacağını düşünüyorum. Küresel bazda co-habitance olamayacağını düşünüyorum. Bunu yakalayacağımız unsurlardan bir tanesi küresel ısınma. Ama orda bile bazı ülkeler anlaşmaları imzalayamıyorlar. Dolayısıyla, küresel bazdayı bırakıp, bölgesel bazda co-habitance’ın olabileceğine inanıyorum. Bölgesel co-habitance’lerle büyük resme katkı sağlayabileceğimize inanıyorum. Bu doğrultuda, kendi coğrafyamızda Türkiye’nin geçmişi, tarihi, zenginliği, coğrafi konumu, yapısı, ekonomik gücü ile bu bölgenin hem co-habitance’nin öncülüğünü yapabileceğini, hem de aynı zamanda bölgesel lider olabileceğini düşünüyorum. Ama tabii bölgede co-habitance konusunda çabalamadan önce, kendi içimizde co-habitance yakalamamız lazım. Kendi ülkemizde bir toplumsal barışa bir noktaya gelmemiz lazım. Basit bir futbol maçının bile bizleri ne noktalara getirebildiğini son birkaç haftadır hepimiz izliyoruz. Benim düşüncem, biraz farklı. Dediniz ki, gelir seviyeleri benzer olmalı. Ben düşünmüyorum. Bence burada co-habitance yakalanması için ortak paydalar geliştirilmeli. Yani çok farklı bir dinden, çok farklı bir kültürden iki ülkenin toplumlarının arasında geliştirebileceğiniz bir ortak payda örnek vermek gerekirse, soğuk savaş zamanında Rusya’nın Küba ile birleşmesi. Coğrafi yakınlık yok ama ortak bir payda var. Veya Amerika’nın Türkiye ile Rusya’ya karşı ortak stratejiler geliştirmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir. Coğrafi yakınlık içinde olan toplumlar arasında ortak payda yakalamak çok daha kolay. Hem kültürel bazda, hem sosyal bazda daha da önemlisi ekonomik bazda. Ekonomik bazda bir kazan-kazan senaryosu yarattığınız zaman, zaten bunu ölçmek, geliştirmek daha kolay. Sosyal alanda da yaratmak mümkün olabiliyor. İki ülkenin toplumları turizm için birbirlerine gidebiliyor. Sosyal aktiviteler, sportif aktiviteler olabiliyor. Bu da gerçekçi. Tabii sosyal konular deyince, din ve dinsel ayrımcılığın getirdiği sıkıntılara değinmek gerekir. Tarihte baktığımız zaman, etnik köken ve din konuları insanları birleştirmiş ama birleştirmekten çok daha fazla ayrımcılığa, savaşlara, sıkıntılara neden olmuş. Dünya tarihine baktığımız zaman da, zaten küresel co-existance ve co-habitance’ın olmadığını görebiliyoruz. Çünkü tarihte her zaman bir savaş sözkonusu. Bu küçük bir bölgesel savaş olabilir, büyük bir savaş olabilir. Ama co-habitance’ın en önemli çıktısı, göstergesi barış ortamıysa, zaten dünyada bu ortamdan co-habitance’a yaklaşmak mümkün olmuyor. Dolayısıyla, bölgesel odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bölgesel konularda bence sosyal, politik ve ekonomik unsurlar itici güçtür. Co-habitance’ın yakalanıp veya yakalanmamasında sosyal konulara biraz değindik. Politik konulara biraz değinmek lazım. Politik konulara değinirken de, bence en önemli unsur liderlik ve liderlerin vizyonu. Çünkü liderlerin vizyonu ile medyalar e toplumlar yönlendirilmektedir. Dünyaya açık, daha barışçı, daha katılımcı, paylaşımcı liderlerin yönettiği bir dünyada co-habitance yakalamak çok daha kolaydır. Şimdi Sayın Uras, bir sürü  konuya değindim ama biraz dağınık konuşuyorum. Çünkü co-habitance üstüne hepimiz buradayız ve bunun anahtarlarını konuşmak üzere. Dolayısıyla, benim sözlerimi özetlemek gerekirse, küresel co-habitance bir hayal. Bölgesel co-habitance’lar yaratıp, bunlar büyük resme hizmet edebilir. Türkiye kendi coğrafyasında bu bölgede bu işin öncülüğünü ve liderliğini yapabilir. Bunların gerçekleşmesi için de gerek politik, gerek sosyal, gerek de ekonomik alanlarda kazan-kazan modelleri olmazsa olmaz bir şarttır.


Prof. Dr. T. Güngör Uras: Koç sonra belki soracağım. Acaba bilgi toplumuna doğru giden bir dünyada, bilgi toplumunun bu co-habitance’da payı olmayacak mı?
 
 
Hayır. Onu şöyle söyleyelim. Bilgi toplumu dünyasında bilginin çok daha çabuk, çok daha fazla insanlara erişmesi söz konusu. Politik, sosyal ve ekonomik unsurlar yine aynı. Ayrımcılık derinse, co-habitance’dan uzaksak bunu iten bilgiler de dünyaya çok çabuk yayılabiliyor. Ama bunun bir de pozitif tarafı, madalyonun öbür yüzü sorumlu bir dünya medyası co-habitance’a çok büyük katkı sağlayabilir. Nasıl sağlamadığını en son karikatür krizlerinden hepimiz gördük. Bu karikatür krizi çok farklı bir şekilde pozisyonlansaydı belki de çoğumuz haberi olmayıp, unsur bile olmayacaktı. Dolayısıyla, bilgi teknolojileri, bilgi paylaşımı çok daha çabuk ve çok daha geniş alana yayılması benim biraz evvel söylediğim tezlerimi pek değiştirmiyor.


Yorum: I’d just like to build on the point about getting people see the world through someoneelse’s eyes, I think it could be that but I think it could also be jointly finding a way to see the world differently and I use one example from a country which I think is overcome tremendous intolerance in the past which is South Africa with the Apartide regime and the discussions that took place between Nelson Mandela and the previous minister of South Africa de Clerk and from people who were at these mediation negotiations have spoken to me the point of which they were able to break the deadlock between them was not when they were arguing over the what were the rights of one and what were the rights of other were when someone said “what kind of world do we want to create or what kind of country do we want to create for our children” and at that point they were able to find common ground and that was really the first point that they were able to come and to start to be more tolerant of each other to get the conciliation to bring South Africa forward.

Were you using the Kurdish example to use honesty? Hanımefendiyle bir konuda hemfikirim. O da dünyayı, olayları, konuları, sıkıntıları başkalarının gözünden görebilmek hakikaten co-habitance konusunda çok önemlidir. Bu sadece co-habitance değil, bir şahısla ilişkinizde bile çok basit bir ilişkide bile son derece önemli unsurdur. Ancak, söylemesi kolay, yapması çok daha zordur. Ülkeler birbirlerine thinger pointing denen şekilde yaklaşmamalı. Hepimizin kendi iç problemlerimiz var ve sıkıntılara kendi iç dinamiklerimizde değinmeliyiz. Konuşmamın başında size söylediğim gibi, kendi içimizde toplumsal barışı yakalayamadan bölgesel toplumsal barış veya bölgesel co-habitance yönlendirmek, öncülük etmek hayal demiştim. Dolayısıyla, kendi bahçemizi toparlamamız gerektiğine ben de katılıyorum. Bu hangi konularda olur? Belki hanımefendiyle farklı görüşlerimiz olabilir. Ama tabii her zaman iç dinamiklerimize bakmalıyız,  kendimizi tenkit edebilmeliyiz, kendi zayıflarımızın üstüne gidebilmeliyiz. Bunu yapamıyorsak ilerlememiz söz konusu değil. Ama bu ülkeler için de, şirketler için de, iki kişi arasında ilişki için de çok doğru bir pozisyonlamadır. Bunu …. problemine bağlayıp, birazcık da tacizkar yaklaşmak bence bu platformun yeri değil. Bunu da başka yerde görüşebiliriz.


Soru – Büyükelçi Özdem Sanberk: Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben panelistleri kutluyorum. Çok değerli açıklamalar yaptılar ve bizi aydınlattılar. Benim zihnimde olan bir soru var ki, o aydınlanmış değil. Ben bütün panelistlere  soruyorum hatta şahsinizda size yöneltmek istiyorum bu soruyu. Acaba birlikte yaşamanın yani etnik, yahut farkli din, farklı dil grupları olan bir ülkede birlikte yaşamanın temelinde hoşgörü mü yatıyor, yatmalı mı? Acaba hoşgörü sağlıklı bir ölçüt müdür? Eğer ben sadece hoşgörüye göre kendi haklarımı savunacaksam devamlı olarak size bağımlı olmaz mıyım? Bu soru benim biraz kafamı karıştırdı. Uluslararası ilişkilerde de acaba hoşgörü mü tayin etmeli, yoksa devletler hukukuna riayet mi tayin etmeli? Bir ülke içinde huzurlu yaşamanın etnik gruplara sahip bir ülkenin içerisinde huzurlu yaşamanın temelinde hoşgörü mü yatmalı, yoksa yazılı veya yazılı olmayan anayasaların güvencesi altında olan haklar mı yatmalı? Bu sualime “evet haklar yatmalı” diyorlarsa o zaman kolektif haklara sahip olan grupların kendi dışındaki gruplar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmamaları için ne yapılabilir?

Prof. Dr. T. Güngör Uras: Benim anladığım kadarıyla sayın Özdem Sanberk şunu söylediler: Hoşgörüye mi inanacağız yoksa hukuka mı? Yani bir hukuk mu co-habitance’da bizim ilişkilerimizi düzenleyecek yoksa hoşgörü mü? Birbirimize hoşgörünün sınırı ne olacak?

Ben biraz daha farklı düşünüyorum. Burada genel bir teamül var. Demokrasi olan yerde co-habitance olabilir ama diğer ülkelerin hepsini silelim. Demokratik rejim olmayan hiçbir yerde toplumlar beraber yaşayamazlar. Ben ona katılmıyorum. Hoşgörü. Tabii ki, hoşgörü. Anayasalar yazılır, değişir, çağa uydurulur, zaman zaman sözü geçmez. Ben zorlamayla olabileceğine inanmıyorum. Öte yandan, Singapur’daki modele bakarsanız diktatörlük hiç de fena bir model değil. Orada insanlar memnun. Ama sizin benim gibi belki hakları yok. Dolayısıyla, rejimden daha çok hoşgörü evet önemlidir. Ben tekrar başında söylediğim şeye dönmek istiyorum. Hedef birliği, ortak payda, ortak problem, aynı slogan olduğu zaman bu gerçekleşebiliyor. Örnek vermek istiyorum. Bulgar telecom için iki senede 52 defa Bulgaristan’a gitmiştim. Kapıdaki hamaldan başbakana kadar herkes iki şeye odaklanmıştı. NATO ve AB. Biri oldu, öbürü de olacak. Dolayısıyla, hedef birliği çok önemli. Hele bizim gibi mozaik olan bir ülkede çok farklı tarzda yaşam olan, çok farklı tarzda insanların olduğu bir ülkede bence hedef birliği çok önemli. Ben 39 yaşındayım. Kıbrıs konusu ve dünya kupasında memleket olarak hedef birliği yaptığımızı göremedim. Dolayısıyla, benim özetlemek istediğim nokta, iş dönüp dönüşüp liderliğe geliyor. Bu tabandan yukarıya gelen bir şey değil. Tepeden aşağıya inmesi gereken bir şey olduğuna inanıyorum. Toplumlarda co-habitance olması için liderlerin vizyonları, yönlendirmesi anayasalardan veya rejimlerden çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS