İstanbul, 11 Mayıs 2006 21. YÜZYILIN BARIŞ VE REFAHININ ANAHTARI: BİRLİKTE YAŞAMA / CO-HABITANCE *Panelist
HÜSNÜ ÖZYEĞİN Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı
Teşekkür ederim Başkan. Bir kere ben co-habitance konusunda Ali Koç gibi düşünüyorum. Yani olaya bölgesel bakmak istiyorum. Buna bölgesel bakmanın en azından Türkiye açısından biz bir süper güç olmadığımıza göre, bölgesel bakmak durumundayız ve içinde yaşadığımız bu coğrafya yani doğu Avrupa, eski Sovyet ülkeleri ve bağımsız devletler topluluğu, Rusya, Kafkasya ve orta doğu ile çevrili olduğumuza göre benim inancım bu çevrede yönetici düzeyinde insan kaynağı bakımından en gelişmiş konumda Türkiye’nin olduğuna inanıyorum. Bunu ileri sürürken, Türk yöneticilerinin çevremizdeki yöneticilerden daha iyi eğitim gördüğünü söylemiyorum. Türkiye 1950’lerden beri özel sektör çizgisi  olan bir ülke. Çevremizdeki hiçbir ülkede 1950’lerden beri bir özel sektör çizgisi yok. İkincisi, Türkiye’de son 30 senede enflasyon, istikrarsızlık, döviz sıkıntıları Türk müteşebbislerinin yurt dışına açılmasını sağladı. Dolayısıyla, Türk müteşebbisler yurtdışında önemli tecrübeler edindiler. Bunu ilk müteahhitlerimiz yaptılar. 1970’lerde Libya gibi zor bir ülkeye Türk müteahhitler gittiler. Rahmetli Sezai Türkeş & Feyzi Akkaya 1971 senesinde Trablus limanı, Tripoli limanının ikinci etabını Japonlardan sonra aldı ve mühendislik harikaları yarattılar. Birçok başka ülkeye de müteahhitler gittiler. Mesela Enka Rusya’ya giden ilk Türk müteahhididir. Şu anda Moskova’da kıyamet kopuyor. İnşaat piyasaları, gayrimenkul geliştirme şirketleri. Enka buraya 10-12 sene önce gitti. Yani Türk kuruluşları aslında çevrede liderlik vasıflarına sahip, çevresindeki ülkelerde olayları ilk gören niteliklere sahip şirketler. Ondan sonra uluslararası kuruluşlar da Türk girişimcilerine ortak olmaya başladılar. Dolayısıyla, Türk müteşebbislerinin ve Türkiye’nin bu ülkelerde ortak yaşamayı öğrendiği için de diğer ülkelerden daha önce buna başladı. Tabii bir de bizim Türk insanımızın belki geçmişten gelen birtakım göçebelik vasıfları var. Türk insanı her yere gidiyor. Mesela bir batı Avrupalı için bunu söyleyemiyoruz. Türk insanını, Türk yöneticisini, Türk işçisini dünyanın neresine götürürseniz götürün, dünyanın en riskli ülkelerine götürün dünyanın en riskli ülkesi şu anda Irak ve Afganistan. Bir bakıyorsunuz ki, Amerikalı müteahhitler Afganistan’da işleri alıyorlar ama işleri yapanların hepsi Türk müteahhitleri. Oradaki 2 milyar dolarlık otoyol işlerini Türk müteahhitleri yapıyor. Irak’taki birçok taahhüt işini Türk müteahhitleri yapıyorlar. Hayatlarını riske ederek, bu ülkelere gidebiliyorlar ve her türlü koşula adapte olabiliyorlar. Bu çok önemli bir şey bence. Türklerin en zor şartlarda dahi co-habitance içinde olma potansiyeli olduğunu söylemek istiyorum. Bence biz en mobil yöneticilere sahibiz. Bu tabii Türkiye için çok büyük bir fırsat çıkarıyor. Dolayısıyla, birçok alanda, bölgede etkin bir özel sektör imkanına sahibiz. Zaten Türkiye’nin gelişmesi Sayın Muhtar Kent’in de söylediği gibi, sadece kendi kaynaklarıyla Türkiye’nin % 8-9 büyümesi mümkün değil. Yani makro ekonomik değerler, enflasyon olmadan veya döviz kıtlığı olmadan kendi kaynaklarımızla % 8-9 büyümemiz mümkün değil. Son 4 senede ortalama % 7 civarında büyümemize rağmen, Türkiye’de işsizlik azalmıyor. Çünkü verimlilik artışı da var. Ben belki birlikte yaşama temasına güzel bir örnek teşkil etmesi bakımından Yönetim Kurulu Başkanı ve kurucusu olduğum Finansbank’ın Yunanistan’ın en büyük bankası MBG’ye satış anlaşmasına değineceğimi düşünmüş olabilirsiniz. Ona da çok kısa olarak değineceğim ama ben başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Co-habitance bakımından o da çok önemli bir örnek. Yunanistan’ın Türkiye’ye şimdiye kadar yaptığı yatırımlar toplamı 100 milyon doların altında iken, MBG, Finansbank’a potansiyel olarak 5.5 milyar dolarlık bir yatırım yapması konusunda anlaşma imzaladık. 5.5 milyar dolarlık bir yatırım Yunanistan’ın herhangi bir kurumunun -kamu veya özel sektör- yaptığı en büyük yatırımdır. Bu yatırımı Türkiye’ye yapılmıştır. Bu fevkalade önemli bir şeydir. Co-habitance’ın bundan daha iyi bir örneği bence zor bulunur. Bence gerek iki ülke arasından, gerek bölgesel gelişmeler ve bölgesel kooperasyon bakımından fevkalade önemlidir. Ama ben bu birlikte yaşama konusuna farklı bir açı daha getireceğim. Kendi sektörüm olan bankacılık açısından. Biz Finansbank olarak Rusya ve Romanya’da yatırımlar yaptık. 2000 yılında Romanya’da bir banka satın aldık. 1997 senesinden beri de Rusya’dayız. Biz bu ülkelere ilk gittiğimiz zaman, Finansbank’ta yetişmiş, Finansbank’ın kültürünü almış Türk yöneticileri genel müdür ve genel müdür yardımcıları olarak yolladık. Rusya’da da aynı şeyi yaptık. Fakat sonra baktık ki, Türklere Romence ve Rusça öğretmek çok zor. Ruslar az İngilizce biliyorlar. Romenler de az İngilizce biliyorlar. Ama ortak bir lisan oluşturamıyoruz. Onun üzerine geçen sene yeni bir uygulama başlattık. Türkiye’de üniversiteye giden Ruslar, Tatarlar, Özbekler ve Azeriler transfer etmeye başladık. Bunu sadece Türkiye’de yapmıyoruz. Hollanda ve Almanya’da da yapıyoruz. Yani Hollanda ve Almanya’da okuyan sadece Türkler değil, Ruslar, Kazaklar, Romenleri hatta Ukraynalıları da olmak üzere geçen sene 61 kişi aldık. Bu elemanları önce sınıflarda eğittik, sonra onları Hollanda ve Türkiye’de iş başında eğittik. Çok başarılı oldular. Türkiye’de aldığımız elemanları eğittikten sonra bankada da çalıştırıyoruz. Yani Rusya’da gidecekleri göreve binaen. Bu elemanlar hem İngilizce biliyorlar, hem Türkçe biliyorlar, hem Rusça biliyorlar. Bizim Rusya’daki üst yönetimle diğer Rus yöneticiler arasında müthiş bir köprü oluşturdular. Dr. Vesper’in lisana verdiği önemi biz de yaşadık ve gördük. 8-10 senedir Rusya’dayız. Ama geçen seneden bu seneye banka içinde yönetim kademelerinde inanılmaz bağlar oluştu. Burdan oraya giden elemanlar sadece 3 lisan bilmiyorlar, aynı zamanda Finansbank’ın kültürünü de aldıkları için orada çok kaliteli bankacılık hizmetleri de verebiliyorlar. Sadece lisan bazında değil ama komünikasyonu iyi kurdukları için de birlikte yaşama imkanları daha fazla artıyor. Romanya’da şu anda bizim 1.500 elemanımız, Rusya’da da 2.600 elemanımız olduğunu söylediğim zaman co-habitance meselesi çok daha fazla önem kazanıyor. Çünkü Rusya’da sadece 33 Türk elemanımız var ve gerisi Rusya Federasyonu veya diğer bölgelerden gelme insanlar. Dolayısıyla, ortak bir dil, ortak bir kültürün inanılmaz faydası olduğuna inanıyorum. Ben şimdilik burada bırakacağım.
|