Mahfi EĞİLMEZ Forum İstanbul Koordinatörü KAPANIŞ OTURUMU KONUŞMASI Benim görev aldığım panelin başlığı "Küreselleşmenin Geleceği" idi. Fakat paneller arasında özellikle sabah ilk panelle ikincisi arasında bazı fikir geçişmeleri olduğu için, bir de ben çok not tutmayı beceremediğim için bunların hepsini harmanlayıp, biraz da kendi düşüncelerimi ortaya koyarak küreselleşmenin geleceği ve Türkiye'nin yeri konusuna değinmek istiyorum. Bu arada Sayın Erçel'in sunuşu sırasında değindiği iki noktaya da değinmek istiyorum. Sayın Erçel kısa vadeyi aşıpta bir orta vadeye gelebilsek hadisenin çözüme doğru gittiğini göreceğiz dedi. Bana hemen Keynes'in ünlü lafını hatırlattı: "Her uzun vadede yeni bir kısa vade vardır". Dolayısıyla, biz sürekli kısa vadeleri aşıyoruz ama yeni kısa vadede hadise gene karşımıza çıkıyor ne yazık ki. İkincisi, gene Sayın Erçel'in çok güzel derlediği 11 tane husus var. Bunların hepsi birbirleriyle çelişen hedefler. Enflasyonu düşüreceğiz, büyümeyi artıracağız, bir yandan istihdam büyüyecek, faizler düşecek. Bunların tamamı birarada maalesef yapılamayan işler. Panelle ilgili noktaya geldiğimiz zaman benim tesbit edebildiğim 5 konu var. Birincisi küreselleşmenin geleceği ile ilgili ve Türkiye'nin küreselleşmedeki yeri ile ilgili makro ekonomik sorunlar. İkincisi, insan ögesi ve insan kalitesinin artırılması gereği. Üçüncüsü İrlanda bu gelişmelere nasıl ayak uydurdu, nasıl bu işte yer aldı meselesi. Dördüncüsü mali sektörün bu gelişmede önemi ve yeri ne? Ne şekilde düzenlenebilir. Beşincisi de iyi yönetişim. Bu noktalara girerken oradan da Dani Rodrik'in konuşmasına da gelmek istiyorum. Önemli şeyler söyledi. İnsan kalitesine baktığımız zaman özellikle değerli konuşmacı Parr'ın ortaya koyduğu karşılaştırmalı rakamlara baktığımız zaman dünyada inanılmaz bir teknolojik devrim yaşandığını görüyoruz. Bu aslında üçüncü devrim. İlk devrim tarım devrimi. Neolitik devrim adı verilen devrim. Aşağı yukarı MÖ 10.000 ile 7.000 aralığına oturuyor. Yani insanın devşirme yapmaktan devşiricilikten çıkıp, tarımsal üretime başlaması. Hayvanları evcilleştirmeye başlaması. İkincisi sanayi devrimi. Üçüncüsü de bugün içinde bulunduğumuz teknolojik devrim. İlginç bir şey. İlk devrim Anadolu topraklarında ortaya çıkıyor. Türkiye Ondan sonraki bütün devrimleri kaçırmış görünüyor. Yani sanayi devrimini yakalayamamış, ardından teknolojik devrimde de Parr'ın bizlere gösterdiği rakamlardan gördüğümüz kadarıyla burdan da bir hayli uzağız. Sorun tabii insan kalitesinin artırılması, eğitimin geliştirilmesi ki teknolojik devrimde de Türkiye yerini alabilsin. Konuşmalarda değinilen yer İrlanda. Son derece büyük bir başarıyı sergiliyor İrlanda. Baktığımız zaman inanılmaz bir ekonomik başarı. Hadiseyi geriye götürüp başlangıç noktasını farklı bir yerde tesbit edersek, Türkiye'ye göre çok büyük atılım gerçekleştirmiş ama bana sorarsanız ne İrlanda ne de başka bir yer Türkiye'ye birebir uygulanacak modeller değil. Sadece referans olarak alınması gerekiyor. Türkiye'de çok ciddi sorunlardan bir tanesi hem küreselleşme açısından, hem AB açısından tarım sektörü. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde böyle bir tarım sektörü yok. AB'nde de yok. En büyük sorunumuz bu. Bizim nüfusumuzun yarısı tarımda ve milli gelire katkısı sadece % 15. Bu hadiseyi çözmediğimiz sürece bizim bugünkü makro ekonomik sıkıntıları çözmemiz de çok kolay görünmüyor ne yazık ki. Çünkü o % 15 payı alan nüfusun yarısı, % 85 payı alan yarısından mutlaka birşey talep etmek durumunda. Onu da talep ediyorlar. Geçmişte görev zararı olarak ödediğimiz bedel bundan ibarettir. Şimdi bu noktada Dani Rodrik'e geçmek istiyorum. Yani küreselleşmenin nereye gittiğini, geleceğinin çerçevesini çizerken, Türkiye ile de bağlantı kurabilmek için Dani Rodrik'in verdiği formüle geri gelmek istiyorum. Bir kere bütün ekonomik sistemlerin temel hedefi büyümeyi sağlamaktır. Pastayı büyüterek toplumsal refahı artırabilmek. Dani Rodrik vahşi ve uygar küreselleşme diye bir tanım yaptı. Ben izin verirseniz kendi tanımımı vermek istiyorum. Ben Küreselleşmeyi, yetkinleşmiş kapitalizmin bir dünya sistemi olarak sunulmaya ve paylaşılmaya çalışılmasından ibaret diye görüyorum. Yetkinleşmiş kapitalizmden kastettiğim de piyasa ekonomisinin sosyalizmin hasta bakıcılığıyla gelişmiş olarak yetkinleştirilmiş yani serbest piyasa ekonomisi haline dönüşmüş şekli. Yayılmaya çalışılan şey bu. Kapitalist sistemi kabul eden ülkeler gene Dani Rodrik'ten esinlenerek söylüyorum zannediyorum 3 bölümde toplanabilir. Bir tanesi, kapitalizmi gerçekten yetkinleştirmiş olanlar. Büyük ölçüde ABD ve Avrupa ülkeleri bu konuma giriyor. İkincisi kapitalizmi yetkinleştirmeye uğraşanlar. Yani piyasa ekonomisini serbest piyasa ekonomisine dönüştürmeye uğraşanlar. Sanıyorum Türkiye buralarda, belki bunun dibinde yer alıyor. Çünkü daha bizde piyasa ekonomisi de tam oturmuş değil diye düşünüyorum. Üçüncüsü ise, kapitalizmi yetkinleştirmekten uzak olan sadece taklit edenler. Bir de Dani Rodrik'in verdiği bir formül var. Rodrik, bugün moda olan liberal ekonomik büyüme stratejisinin temelindeki formülü şöyle verdi: Makro istikrar artı serbest piyasa ekonomisi eşittir büyüme. Kendisi dedi ki "bunun doğru olmadığını Türkiye kanıtlıyor. Ne makro ekonomik istikrarı var, ne serbest piyasası var, ama büyümesi iyiydi. 2000'lere gelene kadar iyi büyüme sağlamıştı." Burdan izin verirseniz bir başka yere atlamak istiyorum. Büyüme mi, çerçeveyi doğru koymak mı? Yani enflasyonu düşürmek diye tanımlayalım diğer bütün çerçeveyi, bu mu? Yoksa büyümeye geri dönmekmi? Dani Rodrik'in söylediği şey, büyümenin ötekilere önderlik edebileceği yaklaşımıydı. Ben buna büyük ölçüde katılıyorum. Burası bizi çok önemli bir noktaya götürüyor. İktisat politikalarının çok önemli tartışma noktalarından bir tanesine götürüyor. Seçimlik politikalar mı, kurallar mı meselesine. Burada şöyle bir örnek vermek istiyorum. Batılı gelişmiş ülkeler Avrupa ülkeleri ve ABD bugünkü kuralları 150 yıl evvel koymuş olsalardı acaba bugünkü gelişmişlik düzeyine gelirlermiydi. Hiç zannetmiyorum. Dolayısıyla, Türkiye'nin öncelikle ve öncelikle seçimlik politikaları uygulayıp, altyapısı yerleştirildikten sonra kurallarını uygulaması lazım. Aksi takdirde kurallar, böyle bir ekonomide, küreselleşme yolunda boğucu etkiler yapabilir kanısındayım. Bu görüşlerimi sizinle paylaşmak istedim. Bir de Fatih Terim'in beni etkileyen bir sözü var. "Biz kendimizi çok kötülüyoruz". Türk insanının böyle tuhaf bir tavrı var. Kendini derhal kötülemeye başlıyor. Çok daha büyük sıkıntılar mesela Fransa'da yaşanıyor, Amerika'da çok yakında yaşandı. Orada o kadar kötüleme yok. Fatih Terim diyor ki, hep kötü örnekleri almayın. Maalesef biz hep onları alıp, kendi kendimizi kötüleye kötüleye gidiyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. |