Osman S. AROLAT Forum İstanbul Koordinatörü KAPANIŞ OTURUMU KONUŞMASI Dün bu kürsüde Forum İstanbul'un küresel köyün Türkleri oturmaktaydı. Forum İstanbul koordinatörü olarak sahnenin çapraz köşesinde onları dinlerken yıllar önce Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan kapriçyosunun bestecisi Fikret Amirov'la yaptığım bir mülakatı hatırladım. Azeri müziği ile ilgili kendisine bir soru sormuştum. "Azeri müziğinin müzikteki yeri nedir?" diye. Bana verdiği cevap "Azeri müziği Sovyetler Birliği güzel buketinin içersindeki kırmızı güldür" demişti. "Bu buketin en göz alıcı çiceği bizim müziğimizdir" diye cevap vermişti. Uluslararası sahnede öne çıkmış bir insanın kendi halkıyla, köküyle ilişkisine duyduğu gururu ortaya koymuştu. İşte ben uluslararası arenada hepsi kendini kanıtlamış çok farklı alanlardaki başarılı Türklerin bu topraklardan başlayıp, dünyada gelişmiş öykülerini ortaya çok güzel koydukları bir başarılı buketi görür gibi oldum dünkü konuşmalar sırasında. Günsan Çetin'in bir Amerikan firmasının Türkiye'yi konfeksiyonda üretim merkezi seçip, buradan İngiltere, Fransa, İspanya, Romanya, Bulgaristan ve Türkmenistan'a kol uzatması ve 300 milyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşmasını bir menekşe gibi görüp bir kenara koydum. Gürer Aykal'ın bir köy enstitülü müzik öğretmeninin çocuğu olarak ancak parasız yatılı okuyabildiği konservatuar eğitimi sırasında kendisine keman eğitiminin yetmediğini ve Adnan Saygun'un sınıfına daha zoru elde etmek için gidişi ile başlattığı cesaret öyküsünü bir kardelen olarak gördüm. Heleki Amerika'da bir orkestra şefinin atamayla değil, 200 kişinin başvurduğu bir alanda bilek hakkıyla sınav sonucu elde edilebildiğini öğrenince Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı orkestrasında şef ken bir oda orkestrası kurmuşken, yurtdışına gidip bu yolu seçmesi Aykal'ın gerçekten bir cesaret örneği verdiğini ortaya koyuyordu. Ama tabiiki sadece cesaretle sonuç almak mümkün değil. Becerinin de en üst düzeyde olması gerekiyor. Aykal bunu da başarmıştı. Kemal Şahin, Konya'nın bir köyünden yatılı okula gidip başarısıyla burs kazanıp, Almanya'da mühendislik eğitimi yapmış, okul sonrası çalışma izni olmadığı ve ancak iş kurma hakkı olduğu için 4.000 marklık sermaye ile başladığı şirketini bugün 1.1 milyar EURO'luk sermayeye ulaştırmıştır. İlkeli, çok yönlü, çok cepheli bir mücadele sonunda dünyalı bir işadamı olmuş, onun için gereken kuralları yetenekleri edinmiş bir kır çiceği bir papatya olarak bizim buketimizde yerini aldı. Ozan Ceyhun kendi ülkesinde farklılık yaratmak isteyen, olaylara farklı bakan 21 yaşında bir gençken delikanlıyken, yönetim tarafından dışlanmış ve suçlanmış, yaşam hakkı elinden alınmak istenince kaçmış, sonra Almanya'da bu topraklardan aldığı birikimi farklılık isteğini başarının unsuru yapıp milletvekili olmuş. Tıpkı bizim geliştiremeyip Hollandalıların bizden alıp geliştirdiği bir lale gibi bizim buketimizde yer alıyor. Prof. Naci Mocan rahatı kaçan bir gül. İstanbul Erkek Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nde toplumun önemli koltuklarının önüne konulacağı bir öğrenim gördükten sonra birden kendisine bile ilk adımda ben neden buradayım sorusunu sorduran, dünya çapında iş yapmak çok riskli derken ona soyunmuş ve kendisini ispat etmiş bir bilim adamı. Ama emek-eğitim ilişkisinin yer aldığı konuşmasında hala ne kadar bizden ve bizi düşünen bir dünyalı bilim adamı olduğunu çok net ortaya koydu. Vural Öger de Kemal Şahin gibi zorluklar ve engeller nedeniyle işadamlığına soyunmuş ama Şahin'den farkı kent kökenli bir mühendis olması ve okulda harçlık çıkarması için başlattığı turizmciliği dönemi ve zemini uygun olunca Prof. Adler'den edindiği söylemi ile üç faktörü kabiliyet, muhit ve şansı biraraya getirince başarıya ulaşmış. O nedenle o bizim buketimizin margarettası. Hüseyin Çağlayan bizim ülkemizde yeni yeni meslek kabul edilen bir alanda tasarımda İngiltere gibi bu konunun önde gelen ülkelerinden birinde başarıya ulaşmış, kendisine göre henüz markalaşmamış olmasına karşın ulaştığı başarıyı Anglo-Sakson yapıya borçlu olan birisi. Bizim başarılar buketimizin bir sümbülü. Buketimizin son çiçeği karanfil. Fatih Terim. Son yıllarda bizim yükselme gösterdiğimiz bir alanın futbolun öncülerinden. Türkiyedeyken Avrupa'da başarısını Türk milli takımı ve Galatasaray'ı uluslararası başarıya götürerek sağlamış. Ardından İtalya'da İtalyan takımlarını çalıştırarak başarısını pekiştirme gayretini ortaya koymuş. Hiçbirşeyin tesadüfi olmadığına inandığını söylüyor ve 1990 yılında Piontek'in yardımcısı iken, milli takım için 213 genç futbolcuyu bütün Anadolu'dan seçip getirirken hem kendi başarısının ilk adımını attığına, hem de bugünün birçok başarılı futbolcusunu kazandırarak bu ortak başarının tesadüfi olmadığını, takım oyununun bir takım yaratmaya bağlı olduğunu belirtiyor. Şimdi hem bu başarılı bireylere, hem de bizlere düşen bu güzelim başarı buketini büyütmek bu buketteki çiçeklerin çeşitlerini sayılarını artırıp, dünyanın en zengin florasına sahip olan ülke toprağımızdan dünya sanatına, kültürüne, sporuna, iş dünyasına çok hoş bir buket sunmaktır. Türkiye 2023'de bunu hakediyor. Burada bunun sonucunda yapacağım değerlendirme iki eksende gelişecektir. Birincisi, uluslararası ilişkileri geliştirirken neler yapmalı, ya da yapmamalı. İkincisi de, başarı öykülerini yaygınlaştırmada derinleştirmede ve yoğunlaştırmada hangi kanalları açmalıyız. Bu iki konuya ilişkin değerlendirmede değerlendirme yapan dostlar siyasetten üretime, sanattan zenaate, pazardan insan eğitimine kadar çok önemli şeyler söylediler. Şimdi bizim görevimiz bütün bunlardan bir sonuç çıkartmak. Bir değerlendirmenin metodu önemlidir. Bizim yapacağımız değerlendirmenin üzerinde geliştiği bazı paradikmaları açıklayayım. Birincisi, dünya genelindeki eğilimleri yakalamak, o eğilimlerin yarattığı sonuçlarla kendi olanak ve kısıtlarımız arasında denge kurmak akılcı davranışın özünü oluşturur. O nedenle önce gözlediğimiz eğilimleri açıklamalıyız. İkincisi, vizyon kavramının birleşimleri ile ilgili. Bir vizyon iki temel birleşenden oluşuyor. 1) Varlık nedeni olan ideal, 2) Yaratmak istenilen sonuç. Türkiye'nin gündemi vizyon belirlemek, büyük kitlelerle bir ortak vizyon yaratmak. Bu yaratıldığı zaman üçüncü paradikmaya ulaşıyoruz. Üçüncü paradikma temel amaç insan ve sermaye kaynaklarının üretim sürecinde etkin kullanılarak, zenginlik üreterek insanlarımızın yaşamını zenginleştirmek ve kolaylaştırmaktır. Bu da kendi zayıf ve güçlü yanlarımızı iyi bilmek, geçmişten günümüze gelen günümüzden baskın özellikleriyle rekabet sistemini iyi kavramak, bu sistem içindeki rakiplerimizi, stratejilerini yakından izlemek, son aşamada da insan ve sermaye kaynaklarını doğru tahsis etmek, zenginlik üretiminin gerek şartıdır. Son paradikmamız da şu: Yeterli derinlik ve yoğunlukta örgütlenmemiş, yüz yüze birincil ilişkiler aşamasını geçerek kurumlara dayalı anonim ikinci ilişkileri oturtamamış toplumların zenginlik üretiminin aksadığıdır. Bunun için de sivil inisiyatiflerin gelişmesi için hepimizin ortak sorumluluğu vardır. Bütün bunlar toplumun çoğunluğuyla benimsediği bir ortak ideal, akıl, düşünce ve davranış olduğu zaman gerçekleşebilir şeylerdir. Aksi takdirde tökezlemeler olur. Dün dostların burada anlattıklarından ne anladığımızı söylemek gerekirse yapılması gerekenler çok açık. Teknolojinin yaratıcılığı iyi kavranmalı, teknolojinin önü açılmıştır. Bu öylesine hızlı bir değişim yaratmaktadır ki bilimden sanata, üretimin iç örgütlenmesinden endüstri devlet ilişkilerine, oradan devletler arası ilişkilere uzanan tam bir çözülme ve yeniden örülme sürecinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Büyük ideolojiler ortadan kalktığı için kitlelelerin her zaman ihtiyacı olan bir avuç istikrarlı değer bilime bile mutlak güvenin kalmadığı yaşadığımız dünyada hızlı değişmenin yarattığı belirsizlik, daha doğrusu kitlelerin aklına emanet edeceği bir sığınağın kalmaması, kol gücüne dayalı düşünce ve siyaset yapmanın sona ermesi, bilgiye dayalı değerler sisteminin siyasi ve ekonomik örgütlenmede bir istikrarlı yapıya kavuşması bugünün anlayışında çok önemli. İkinci önemli husus, dünya çapında yeniden örgütlenmenin özünü iyi kavramak. Önce çok güncel tartışma olan AB ilişkilerine bakalım. Türkiye'nin 300 yıldır bir batılılaşma söylemi var. Ama batının kendisi için ürettiği bir avuç istikrarlı değeri bizlerin ne ölçüde benimsediği konusunda bir netlik yok. Kimin yüzünün batıya dönük durduğu, kimin kendi pozisyonlarını güçlendirmeyi herşeyin önüne koyduğu çok net değil. Üçüncü yaratılmak istene sonuç, üzerinde anlaşma yok. Daha net bir tanımla, toplumun kanaat önderleri ile kitleler arasında örgütsel bağlar zayıf olduğu için kamuoyu talebi net olarak tanımlananıyor. Bütün bunların sonucunda uluslararası bütünleşmede, eğilimleri saptamada eksikliği kendi olanaklarımızla eğilimler arasında denge kurmak ustalığı, fikri takip alışkanlığı kurumsal ilişkiler bütünlüğü olmadığı için tökezliyoruz. Ama her alanda tökezliyoruz. Başarı öykülerine gelince, bireysel başarılar var. Almanya'da girişimcilik konusunda çok önemli şeyler dinledik. Dünyanın her yerinde iş yapan girişimcilerimiz var. Ama toplumun ne kadarını temsil ettiği konusunda netlik yok. Bu girişimci ruhunun yaygınlığı, derinliği ve yoğunluğunun Türkiye'yi daha kişi başına yaratılan değerde 10 bin dolar sınırına ulaştırmadığı ortada. Bu öyküleri çok anlatmalıyız. Başarı performansının göstergelerinden biri de anlatılacak başarı öykülerinin olması. Bu öyküler dünya çapında gelişiyor. Sorun öyküleri yaratanları değerlendirerek toplumun derinliklerine yaymada görevimizi tam olarak yerine getirmede. Kasaba kültürünün kıskançlıklar tuzağından kurtularak başarı öyküleri yaratanların toplum olarak arkasında durmalıyız. Mutlaka örgütlenerek bu öyküleri yaygınlaştırmak için örgütlü bir üretimin yollarını bulmalıyız. Başarı öykülerinin niteliğini artırarak Nobel alan edebiyatçımız bilimcimiz, Oscar alan sinemacımız gibi uluslararası eleklerin üzerinde kalan değerlerin üretimine doğru ilerlemeliyiz. Buradaki konuşmalardan benim anladığım, çıkardığım dersler bunlar. Saygılarımla. |