   İstanbul, 6 Mayıs 2005 GİRİŞİMCİ VE YARATICI GENÇ BEYİNLERİN ÖNÜNÜ AÇMADA AR-GE VE TEKNOPARKLARIN ÖNEMİ MÜJDAT ALTAY Nortel Netaş Genel Müdürü Sayın Başkan gerçekten çok teşekkür ederim. Çok güzel bir giriş konuşmasıyla başladınız. Beni de biraz utandırdınız. Gerçekten çok teşekkür ederim. Sayın konuklar, bugün ve dünkü panellerde de değişik konulara girildi. Bunlardan en önemlisi de bana göre bilgi ekonomisiydi. Bilgi ekonomisine baktığımız zaman, gelişmekte olan ve gelişmesini tamamlamış ülkelerde bilgi ekonomisinin önemini hep görüyoruz ve gelişmekte olan ülkelerde de bilgi ekonomisine girişin önemi daha da artmakta. Bilgi ekonomisine geçiş için bazı temel parametrelere ihtiyaç var. Öncelikle, bilgiye sahip olmayı, geliştirmeyi, kullanmayı destekleyen ekonomik yapı, bilginin vatandaşlar tarafından kullanılmasını sağlayacak eğitim düzeyi ve yeni bilgi ve teknolojileri geliştirme yeteneğine sahip yenilikçi sistemler bilgi ekonomisine geçiş için en önemli başta gelen konular. Fakat bunlardan da daha önemlisi bilgi temelli ekonominin başarısındaki anahtar yeni teknolojilerle donatılmış, yenilikçi insan kaynağının yaratılması ve ülke içinde tutulmasıdır. Burada iki önemli kavram var. Birincisi, yenilikçi insan kaynağı. Bunun Türkiye’de olduğunu biliyoruz. İkincisi, ülke içinde tutulması. Maalesef, geçtiğimiz senelerde birçok değerli kaynağımızı biz kaybettik. Şu anda baktığımız zaman, Türkiye’de 25 yaşın altındaki gençlerin nüfusun % 50’sini teşkil ettiğini görüyoruz. Bu, ülkemiz için gerçekten çok büyük bir değer, çok büyük bir kaynak. Hele Avrupa ülkelerine baktığımız zaman, yaş ortalamasının artmasının, nüfusun hızlı artmamasının getirdiği bir yaşlanmayı da gördüğümüz zaman Türkiye’nin sadece bizim için değil, Avrupa için de çok önemli bir kaynak olacağını söylemek bence çok da yanlış olmayacaktır. Peki biz bu genç nüfusumuzu nasıl ekonomiye katkı olarak, nasıl bilgi ekonomisine geçişte kullanacağız? Burada esas önemli olan bu kaynağı gerçekten doğru olarak kullanmak ve bu kaynaktan gerçekten tam anlamda yarar görmektir. Bunu da yine biraz evvel söylediğim şeyleri yaparak destekleyerek başaracağımıza eminim. Öncelikle, bu gençlere bilgiye sahip olmayı geliştirmeyi ve kullanmayı öğretmeliyiz ve bunu destekleyen ekonomik yapıyı yaratmalıyız daha sonra da bunların eğitim düzeyini destekleyen programlarla bunların eğitim düzeyini arttırmalıyız ve yenilikçi sistemleri Türkiye’ye getirmeliyiz. Ben hükümetimizin bu konudaki çabalarını takdirle karşılıyorum ve hükümetimizin Türkiye’yi bilgi toplumuna dönüştürecek her adıma, her heyecana, her projeye gönülden ve tam destek olma niyetini belirttiğini her fırsatta görmekteyim. Bilgi toplumu olma sürecinde 10 sene içinde 500.000 kişilik bilişim gücü yaratma hedefi de bu iyi niyetli görüşlerden en önemlisi. Bu noktada araştırma geliştirmenin önemi ortaya çıkmakta. Ar-ge’ye yatırım yapan ülkelere baktığımız zaman, bu ülkelerin çok daha hızlı bir şekilde küresel fırsatları yakalayabildiklerini, ülkelerine yabancı sermayeyi çekebildiklerini görüyoruz. Ar-ge ülkemizin üretim ve rekabet gücü için yani kendi ayakları üzerinde durabilmesi için çok önemli bir alandır. Ar-ge’ye verilen kaynaklar çok kısa bir zamanda ülkeye ihracat, sosyal refah ve istihdam olarak geri dönebilmektedir. Türkiye’nin genç nüfusu bilgi toplumuna dönüşümde elindeki en önemli varlığı ve aracıdır. Teknolojiye hakim genç beyinlerin ar-ge alanında kazanacakları deneyim, Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşümünde belirleyici olacaktır. Burada sözlere ar-ge konusunda özel sektörde önemli bir örnek teşkil eden Nortel Netaş’dan bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, Nortel dünya telekom devlerinden biri ve 38 yıl önce Türkiye’ye yatırım yapma amacıyla geldi ve Nortel Netaş’ı kurdu. Nortel, Türkiye’deki faaliyetlerini sadece üretimle sınırlamadı. Daha sonra araştırma geliştirmeyle ilgili faaliyetlere başladı. Şu anda Nortel Netaş’ın ar-ge’si 30 yıldır ülkemizde faaliyet göstermekte. Ülkemiz için istihdam yaratan, genç ve yaratıcı beyinlerin yurtdışına göçünü engelleyen, onları ülkemiz için değer yaratmaya teşvik eden Netaş’ın araştırma geliştirme merkezi küresel anlamda rekabetçi bir merkez olarak yapılandırılmıştır. Netaş araştırma gelişmesinin faaliyetlerine baktığımızda, iki alanda Türkiye’ye katkı görüyoruz. Bunlardan bir tanesi direkt katkı iken, diğeri de endirekt katkıdır. Ben önce direkt katkı kısmından başlamak istiyorum. Netaş araştırma geliştirme grubunda yurdumuzun ihtiyaçlarına özgün çözümleri geliştirme fırsatını yakaladık. Türkiye’nin kırsal alanda iletişim hizmetleri götürme faaliyetlerinde Türk Telekom’la omuz omuza çalıştık. Şu anda Türkiye’de hizmet veren 4 milyon hatta yakın bir kırsal santralı kurduk ve bu santralar Türkiye şartlarında Türkiye insanlarının isteklerine hizmet verebilecek daha özel santrallardı. Bunlarla da Türk Telekom çok hızlı bir şekilde kırsal bölgelere girdi. Aynı zamanda, faaliyetlerimizi sadece Türk Telekom’da bırakmadık. Askeri alanda da Türk Silahlı Kuvvetleri için değişik sistemler tasarladık. Yani ülkemiz için, ülkemize uygun hızlı, sağlıklı çözümleri biz NETAŞ ar-ge’sinin Türkiye’de olması sayesinde tasarladık. Bu da ülkemize bir teknoloji hakimiyeti gelmesini sağladı. Peki bu direkt faydanın yanında endirekt faydadan bahsettim. Bu neydi? Nortil Netaş ar-ge’si kuruluşundan bugüne kadar 2.500 mühendis yetiştirmiştir. Yani 2.500 mühendis şu anda Netaş ar-ge’sinde çalışmış, belirli bir müddet sonra ayrılmış ve telekom dünyasının değişik noktalarında çalışmalarını devam ettirmiştir. Bu aslında bence direkt katkı kadar çok önemli bir katkı. Çünkü telekom sektöründe nerede üst düzey bir yönetici bulsanız, nerede belirli etkinliklere katılmış sağlam bir yönetici bulsanız bunun bir zamanlar Nortel Netaş ar-ge’sinde çalıştığını, araştırma geliştirmenin ne demek olduğunu, teknolojinin ne demek olduğunu, ülkeye kaynakların nasıl getirilmesi gerektiğini bilen kişilerle Türkiye’nin telekom fırsatlarını göreceğiz. Bence bu endirekt katkı, direkt katkı kadar önemli. Şu anda Netaş 300 kişilik bir araştırma geliştirme ekibine sahip. Geçtiğimiz sene sonlarına doğru 240’dı. Biz son 3-4 ay içinde 60 kişilik bir büyüme sağladık ve hedefimiz sene sonuna doğru bu rakamı 400’e çıkarmak. Amacımız, yeni teknolojileri kullanan, ürün çözümlerini geliştiren bir ekibe sahip olmak ve bu ekiple Türkiye’nin teknolojideki gücünü göstermek. Burada şunu da ilave etmek istiyorum: Biz aslında artık Nortel’in bir certifigyt laboratuarıyız. Nortel, yeni ürünleri geliştirirken ve uç teknolojileri geliştirirken Netaş laboratuarına güveniyor. Bu anlamda belirli kararlarını alırken, konsolidasyon yaparken bugüne kadar 3 tane dünya çapındaki laboratuarını kapattı ve bu kaynakları Netaş’a aktardı. Bu da aslında ülkemizde gerçekten araştırma geliştirme yapmaya azimli, sağlam kadroların bulunduğu, genç mühendislerimizin çok başarılı olduğunun ayrı bir göstergesi. Ben bu noktadan da teknokent ve teknoparklara geçmek istiyorum. Biz 30 yıl evvel araştırma geliştirmeye başladık. 20 yıl evvel de yeni ürünleri Türk teknolojisine sunarak, belirli katkılarda bulunduk. O zamanlar teşvikler yoktu. Bu kadar araştırma geliştirme gündemde değildi. Ama ne kadar güzel ki, artık araştırma geliştirmenin layık olduğu yeri bulduğunu, gündemde olduğunu görüyoruz ve teknoparkların konuşulmaya başlandığını görüyoruz. Teknoparklar araştırma geliştirmenin gerçekten çok önemli alanları. Bence teknoparklar ulusların teknoloji üretebilmek için oluşturdukları bacasız fabrikalardır. Teknoloji üretebilme yeteneğine, isteğine, hırsına sahip insanları bir araya getiren bu bacasız fabrikalar toplumun değişik kesimlerinden yani sanayiden, özel sektörden, üniversiteden, kamudan bireyleri bir araya getirerek, yeni teknolojiler üretilmesine, yeni sistemler üretilmesine katkıda bulunacaktır. Bu ortak payda da teknoloji geliştirmek, araştırma yapmak ve ülkeyi ileriye götürmektir. Teknoparklar, nitelikli genç beyinlerin yaratıcılığı teşvik eden bir yapıda istihdam edilmelerini sağlarken, bizim düşünmemiz gereken nokta teknoparkların doğru ve sağlıklı bir şekilde kurulması ve başarılı örnekler olarak sanayimize ve araştırma geliştirmemize destek vermesidir. Şu anda 15 civarında Türkiye’de teknopark var ve bunların sayılarının gittikçe artacağına inanıyorum ve sayıların artmasının da ülke menfaati açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra kuracağımız teknoparklarda belirli şeylere de önem verirsek, ben teknoparkların daha da başarılı olacağına inanıyorum. Öncelikle, şunu düşünmemiz lazım: İşgücü nerede? Çünkü bizim şu anda elimizde çok genç, sağlıklı bir işgücü var. Bunun bulunduğu alanlara teknoparkları kurduğumuz zaman, teknoparkların verimli olması daha iyi olacaktır. Yani isim vermeden söyleyeyim ama çok ücra bir köşeye kurduğunuz bir teknoparka yazılım mühendisi bulmak zor olacaktır. O yüzden yazılım mühendislerinin yoğun olduğu, araştırma mühendislerinin yoğun olduğu yerlere teknopark kurmak bunların verimliliğini çok artıracaktır diye düşünüyorum. Tabii bu yazılım mühendislerinin ve araştırma mühendislerinin yoğun olduğu yerlerden biri de İstanbul. İstanbul örneğini alacak olursak, tabii ki metropolün sıkışık alanlarına bir teknopark kurmanın çok büyük bir esprisi yok ama hızla gelişmekte ve gelişmeye müsait alan olan bölgelerde ve yeni yapılanmaya açık arazilerde İstanbul’da da yeni teknoparklar kurulabilir diye düşünüyorum. Yalnız bu teknoparkların şehir ana arterlerine toplu taşıma ile ulaşılacak mesafede bulunması da gene bence çok önemli bir konu. Özetlemek gerekirse, girişimci ve yaratıcı beyinleri ileri teknoloji üzerine araştıran, geliştiren ve toplumumuzun yararına sunan ar-ge faaliyetlerinde bulunan teknoparklarda değerlendirerek, üniversite, devlet ve özel sektör işbirliğinin en güzel örneğini vermemizin Türkiye’nin bilgi toplumuna geçiş sürecinde çok önemli bir rol oynayacağına olan inancımı tekrar belirtmek istiyorum. Sabrınız için teşekkür ederim. Soru (Özgür Köylüoğlu): Bay Simonsen’in konuşmasından kaynaklanarak aslında Bay Altay’a soruyu soracağım. Bay Simonsen Türkiye’de internet kullanımının daha doğrusu bilgi teknolojileri kullanımının çok düşük olduğundan bahsetti. Bence böyle olması çok normal. Özellikle, bölgeler arası farklılıklardan bahsetti. Çünkü bilgiyi kullanamıyorsanız o zaman o lüks haline geliyor. Dolayısıyla, bu yatırımı yapmıyorsunuz. Ben oradan kaynaklanarak daha önce aklımda olan bir şey vardı. Neden bizim her bölgede minimum üçer tane üniversitemiz varken, bizim üniversitelerimiz araştırmalarını o bölgenin kaynaklarını mobilize etmek bakımından organize etmiyorlar. Neden biz araştırmaları yaparken bu sektörün ihtiyaçlarını tarım bölgesiyle tarım, hayvancılıksa hayvancılık sadece ileri teknoloji değil, buradan başlamıyoruz bir başlangıç noktası olarak ve Bay Altan kendi RND departmanları olduğundan bahsetti. Kendileri üniversite sanayi işbirliğine hiç gittiler mi? Böyle bir deneyimleri var mı? Bu konuda nasıl bir devlet politikası oluşturulabilir? Netaş araştırma geliştirmesinin üniversitelerle ilişkisini sormuştunuz. Açıkçası biz 20 yıl önce yeni donanım ürünleri geliştirme konusunda bayağı büyük çalışmalar yaptık ve aşağı yukarı 14-15 sene aynı tempoda devam etti. Şu anda donanımdan ziyade yazılım üzerine ağırlıktayız. Donanım araştırması yaptığımız dönemlerde bilhassa İstanbul Teknik Üniversitesi ile daha sonra da Boğaziçi Üniversitesiyle bir ara da ODTÜ ile belirli çalışmalarımız oldu. İTÜ’de ........ konusunda çalışmalarımız oldu donanımdan dolayı. Fakat daha sonra teknolojilerin gelişmesi ve asiklerin çok yüksek miktarda gerekmesi yani ekonomik olması için esiklerin çok yüksek miktar üretilmesi nedeniyle bu tür çalışmaları yavaşlattık. Şu anda araştırma geliştirme faaliyetlerimiz % 90 oranında yazılım üzerine odaklı. Bu konuda çok fazla üniversite ilişkimiz yok şu anda. |