İstanbul, 5 Mayıs 2005 DÜNYA DEVLERİYLE YUVARLAK MASA – KARAR VERİCİLER VE YÖN BELİRLEYİCİLER * Oturum Başkanı MEHMET ALİ BİRAND CNN Türk Emre Berkin, Microsoft Ortadoğu ve Afrika Başkanı. Müsaade ederseniz Başbakanı takdim etmeyeyim. Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan. Başbakan’ın hemen yanında Peter Blaschke, Siemens. Devletlere “e”yi sokuyor. E-devleti yapıcısı insan. Alfonso Di Ianni. Oracle. Dünyanın en önemli yazılım firmalarının başında geliyor. Bilgi teknolojileri Başkanı Intel Corporation’un dünyanın en büyük mikrocip üreticisi biliyorsunuz. Stacy J. Smith. Bu kadar büyük ağır toplar var ama hiç merak etmeyin, bu konuşmalar böyle çok uzun uzun, dünyanın 2023 yılında nasıl bir dünya olacağını bilimsel açıdan, dolar yen paritesinden bahsedilmeyecek. Size sanıyorum bu insanlardan daha iyi 2023’de nasıl bir dünya ile karşılaşacağız, nasıl bir Türkiye ile ve bu dünyada Türkiye’nin yerini herhalde burada bulunan insanlardan başkaları kolay kolay anlatamazlar. Bu arada Yavuz Canevi’ye çok teşekkürler. Forum İstanbul artık bir marka haline geldi. Biz de markalara bayılıyoruz. Marka oldukça Tüzmen de çok memnun oluyor. 2023’de bizi nasıl bir dünya bekliyor? İsterseniz önce Türkiye’den başlayalım. Önce isterseniz Türkiye’nin yeni deyimiyle baş müzakerecisi Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan bize 2023’de nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımızı anlatsın. Buyrun. Recep Tayyip Erdoğan: Değerli dostlar. Öncelikle böyle anlamlı bir toplantıda sizlerle bir arada olmanın mutluluğu, heyecanı içerisinde sizleri selamlıyorum ve bu anlamlı toplantının ülkemiz, AB ve dünyamız için aydınlık yarınlara, barışa vesile olmasını temenni ediyorum. Teori ile pratik arasındaki farkı biz evdeki hesabın her zaman çarşıya uymadığı şeklinde ifade ederiz. Ama yine de halimize bir bakar kendimizce gelecekten yana planlar yapar, hayaller kurarız. Elbette kader de var, takdir de var deriz. Ama yine de yeterince akil insan planını sağlam yapar. Pratik ile teori arasındaki mesafeyi sürekli olarak daraltmaya çalışır. Bireysel hayatımızda olduğu gibi, toplumsal hayatta da ufkun ötesini hayal edemeyenler geleceği riskleriyle imkanlarıyla göremeyenler asla kaptan olamazlar. Şimdi Cumhuriyetimizin 100’ncü doğum günü olacak yıla bakıyorum. 2023. Yani tam 18 sene sonra. Bugün emekli olanlar yaşlılığın doruğunda. Bugün ilk gençliklerinin ilkbaharını yaşayanlar emekliliğin eşiğinde. Okuldaki gençler iş hayatında olacaklar. Bugünün bebekleri de üniversite koridorlarında olacaklar. Geleceği tümüyle dizayn edemeyiz ama tasavvur edebilir, hazırlıklarımızı geleceğe göre yapabiliriz. Ne Amerika’da, ne Avrupa’da 18 sene sonra devletin zirvesi değişmeden durmaz. O halde biz kişilere, olaylara değil, tarihin ana akışına bir bakış yapmamız şart. Gelecek tasavvurumuzu da tarihin akış istikametine göre yapacağız. Değerli dostlar, Geçen asrın ikinci yarısına damgasını vuran en çarpıcı gerçek herhalde soğuk savaştır. Dünyayı iki kutuba ayıran bu kolektif çılgınlık birbirlerini defalarca yok edebilecek güçte bir nükleer silanlanma dengesi altında iki süper ülkeyi karşı karşıya getirmişti. Askeri üstünlüğün motive ettiği bu yarışta o kadar ileri gidildi ki, bu yarıştan edinilen teknolojiler hem insanlığın bekasını tehdit eder hale geldi, hem de dünya baştan başa bir gerilim alanı oldu. Havada, karada, denizde, sualtında, uzayda insanı aylarca canlı tutup, düşmana karşı ölüm makinesi haline getirebilecek bilgi birikimleri çıktı ortaya. Soğuk savaş sonrası bu teknolojiler bizi bugünlere fazla bir çaba gerektirmeden taşıdı. Yeni teknoloji ve teçhizat geliştirmek yerine, eldeki birikimler değişen ihtiyaçlar önünde yeni ve daha üstün sistemler olarak yeni baştan düzenlendi. Bilgi üretimi amaç ve istikamet değiştirdi. Bu amaçla teknolojik gelişimde ağırlık bilişim teknolojilerini ve sistem alanına kaynak suretiyle kendini gösterdi. Böyle olunca da ittifaklar içinde dayanışmaları geliştirmek üzere yeni düzenlemeler yapıldı dünyamızda. İki süper gücün dünya satranç tahtasında sürdürdüğü oyun uzay ve dünyada köşe kapmacalarla devam ede dursun zamanla ikinci dünya savaşının yenik bıraktığı Japonya ayağa kalktı. Almanya ile birlikte dünya ekonomisinde en önlere geçti. Sovyet tehdidine karşı milliyetçi akımlar desteklendi bu arada. Batı blokunda Atlantik aşırı unsurlar ayrıştı, Avrupa kömür ve çelik birliği giderek önce Avrupa Ekonomik Topluluğu, daha sonra Avrupa Topluluğu ve şimdi de Avrupa Birliği oluverdi. Sovyetler Birliği’nin kimsenin burnu kanamadan çözülüvermesi yumuşayan bir dünya iklimine dönüşünce çelişen dinamiklerin yön verdiği bir dünya siyaseti doğdu. Son çeyrek asrın sihirli kavramları bunun altını çiziyorum küreselleşme sanayi toplumundan bilgi toplumuna dönüşüm oldu. Ama çelişkiler de derinleşerek sürdü durdu. Bir yandan küreselleşen dünyada paranın ne sadakati, ne de milliyeti kaldı. Öte yandan kıtasallaşan Avrupa uluslar ötesi şirketleri ortaya çıkarttı. Buna karşı Sovyetler’in bıraktığı boşlukta milliyetçi dinamikler ön plana çıktı. Orta Asya şimdi AB üyesi olan Batlık ve Orta Avrupa Cumhuriyetleri ile AB içerisindeki yerini aldı. Çin Halk Cumhuriyeti dünya sahnesine emin ve ağır adımlarla yürürken, ekonomide serbestleşme ve özelleştirme rüzgarları sertleşti. 11 Eylül’le birlikte yeni bir durumu karşımızda görerek çıktık. Önceleri birlikte hareket edebilen Batılı ülkeler Afganistan’a müdahalede görece bir birlik tablosu sergilerken, daha sonra ayrışan çizgiler başka kriz alanlarında farklılaşmaya başladı. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi. Asimetrik tehdit terörizme ve buna karşı korunma içgüdüsü dünya siyaseti kadar evindeki içindeki sade insanları dahi tesiri altına altı. Fırlayan petrol fiyatları bir taraftan çevre bilincini tetiklerken, öte yandan alternatif enerji kaynaklarını yeniden gündeme getirdi. Tabii bir de mevcut ve muhtemel enerji alanlarıyla bunları tüketim merkezlerine taşıma yollarının kontrolü de gündeme geldi. Değerli dostlar, Gelecek çeyrek asırda Avrupa köklü tarihi oturmuş geleneği ve değerleriyle muhtemel birçok kutuplu dünya dengesinin ana aktörlerinden biri olacaktır. Ama ne önünden koşturduğu kalabalık Asya toplumları, ne arkasından koşturduğu ABD önünde sayısal üstünlüğü mevcut kurgu ile yakalaması pek de mümkün görünmüyor. Nitekim, Avrupa kıtası küçük ve yaşlı, enerji kaynakları çok sınırlı ama müreffeh. Ekonomisi zengin ve güçlü. Ama iç pazarı küçük. Avrupa dış dünyada rekabet gücünü yakalamakta zorlanıyor. Çünkü karşısında düşük maliyetlerle üreten fakir bir dünya devi ile teknolojide yarışmakta zorlandığı zengin bir dev var. Artık son çeyrek yüzyılın başta bilişim olmak üzere yeniliğe dayalı ileri teknoloji kazanımlarını iddialı bir yedinci çerçeve programı ile 2013’den sonraki kıtasal endüstriyel entegrasyona hazırlanıyor. İnancın odur ki, 15-20 sene sonra Avrupa’nın yükselişi önündeki doğal iç pazar büyüklüğü meselesini Türkiye ile çözer. Bizim bugünkü ulusal stratejimiz de buraya dayanıyor. Zannediyorum Sayın Birand’ın sorusunun cevabı da burada yatıyor. Gücümüz, tarihi ve kültürel mirasımızın zenginliği, geleceğe dönük muazzam dinamizmimiz sağlam..... ......ilkesinde olduğu gibi bizim de handikaplarımızdır. Ama bunları aşmakta kararlıyız. Bunu başarmakta kararlıyız. Bu zorlukları aşıyoruz ve ülkemiz her anlamda bir cazibe merkezi oluyor. Değerli dostlar, Bazen makro ekonometrik göstergeleri bakarız. Bir ülkede kişi başına milli gelir 10-20 senede nereden nereye gelmiş. Biz kısa bir hesap yapalım. Zaman tünelinde biraz geriye gidelim. 3 Kasım 2002. Şu anda geldiğimiz nokta ortada. 5 Mayıs 2005. Yaklaşık 2.5 yıl geçti. Kişi başına milli gelir 2072 dolardı. Ama şimdi 4172 dolara geldik. Milli gelirimiz 163 milyar dolardı. Şimdi ise, 300 milyar doları aşmış durumdayız. Bu bir şey gösteriyor. Yani Türkiye büyüyor, Türkiye güçleniyor. Türkiye artık bir güven ülkesi. Türkiye bir istikrar ülkesi. Bütün dostlarımız ülkemizde yapılan toplantılarda ısrarla üzerinde durdukları ve altını çizdikleri kelimeler bunlar. Türkiye bir güven ve istikrar ülkesidir. İşte dün bugün hatta bir önceki gün başlayan toplantılarda da ekonomiyle ilgili bütün bu toplantıların sonuç bildirgelerinde yer alan başlıklar bunlardı. Değerli arkadaşlar, Nüfus, GSMH, sanayi, tarım, enerji, hizmet daha da açabilirsiniz eğitim, sağlık, ulaştırma, inşaat, ithalat, ihracat, finans nereden nereye gelmiş. Türkiye sadece doğal kaynaklarına güvenerek hareket eden bir ülke değil. Türkiye, tam aksine bu tür kaynakların ötesinde kendisini ayağa kaldıracak o sinerjiyi meydana getirmiş bir ülke. Bugün bizim göstergelerimizi 10 yıl önce yakalaşanlar şimdi nerede, biz 10 yıl sonra orada mı olacağız? Bu eksersiz iyidir ama her zaman sağlıklı sonuçlar vermez. Bunu kabul ediyorum. Ülkelerin gücü, büyümesi, önemi, nüfusu her zaman sayısal verilerle, grafiklerle, istatistiklerle ölçülemez. Ayrıca, 10 yıl sonra fabrikalarımız bugün birilerinin ürettiğini aynı teknoloji ile üretecek olsa, bu ilerlemez sayılabilir mi? Bakınız, zaman zaman bazı enteresan sorularla karşı karşıya kalıyoruz. Diyorlar ki, Türkiye acaba sanayide, teknolojide veya bilişim teknolojisinde ne yapıyor? Çok şeyler yapıyor. 2004 sonu itibariyle Türkiye’nin yatırımlarda ulaştığı rakam enteresandır. 45 milyar dolardır. Bunun içinde inşa var, bunun içinde makine ekipmanları, araç-gereç var. Bütün bunlar bir ileri teknolojiyi gösteriyor. Tabii bu ileri teknolojinin bize getirdiği bir eksi var. O eksi istihdam alanında bizi sıkıntıya sokuyor. Yani emek yoğun bir anlayıştan makine yoğun veya teknoloji yoğun bir alana doğru gidiyoruz. Ama bu bizi ileri teknolojiye doğru taşıyor. Öyleyse biz istihdam için farklı alanlar yaratmak zorundayız. Bu nedir? Hizmet alanlarına doğru gideceğiz, tarımsal endüstriye doğru gideceğiz vs. Bu alanlarla istihdam alanındaki sıkıntıyı da gidereceğiz. Bütün bunlara rağmen, 2.5 yıl içersinde resmi rakamların bize verdiği şudur: 1.1 milyon insanımıza iş alanı doğurmuşuz ve 10.7 ile aldığımız işsizlik şu anda 10.2’dir. 15-20 yıl sonra belki bugün sanayi ve hizmet sektörümüzde kullanılan teknolojilerle çalışan ve dünyada rekabetçi tek bir fabrika kalmayacak. O halde okullarımızda ve laboratuarlarımızda ilim ve fennin bu zaman diliminde geleceği atmosferi tasavvur edip, risk alıp, koyacağımız hedeflere yönelmeliyiz. Bizim koyduğumuz hedef, içeride bilgi toplumuna dönüşmektir. Şunu yüksek sesle kabul etmeliyiz ki, kamu kurum ve kuruluşları bu dönüşümde ne yazık ki iş hayatımızın toplumsal dönüşümün gerisine düşmüş, değişimin hızına yetişememiştir. Yaşadığımız dünyanın hangi alanlarda haksız rekabete yol açtığını dikkatle izliyor, gelecek zamanlara göre hazırlanıyoruz. Kamu yönetimi reformu ve kamuda bilgisayarlaşma ile biz e-dönüşümü evelallah başarırız. Bu arada digital uçurum tehlikesini aşmak için ise, ciddi bir eğitim seferberliği yapıyoruz. Bakınız, bu yıl sonuna kadar Türkiye’de internet ağının ulaşmadığı bir ilköğretim okulu kalmayacak. Hedefimiz budur ve bu hedefe de ulaşıyoruz, ulaşacağız. Türkiye bunun için çok özel bir ülke. Nüfusumuz çok genç. Neredeyse 1/3’ü şu anda okullarda. Biz yeniliğe ve değişime açık bir toplumuz. Fevkalade hareketli bir göç tarihimiz var. Bu ulusal dinamizmi ve klasik kalıplara dayalı sanayimizi yeniliğe dayalı bir akıllığı sanayiye çevirmek gibi bir ihtirasımız, azmimiz, kararlılığımız var. Gelecek 10 yıllarda Türkiye’ye batı dünyası içerisinde yerini aldıracak siyaset, güvenlik, sosyoloji, teknoloji ve ekonomi de bu hedefin gerektirdiği kriterlerle uyumlu hale gelecektir. Bu dinamik süreç bin yıllık bir tarihin sonucudur. Geleceğin Türkiye’sinin geçtiğimiz asırdakinden elbette büyük farkları olacak. Kendi medeniyet zeminini koruyarak, yeni sentezlerle yozlaştırmadan güçlü ve kişilikli yeni bir Türkiye. Binlerce yıllık kökenleriyle, medeniyet ve devlet geleneğiyle Osmanlı sentezine sadık ülküsüyle, Cumhuriyetimizin kazanımlarıyla tutarlı, batılı bir küresel güç olduğumuzun tüm milletimiz inanıyorum ki farkında. Bulunduğumuz yere ve hedeflerimize bakıp sakın 20 sene sonra planımız böyle değildi demeyelim. Çünkü sözün başında ifade ettiğimiz gibi, akil isen, gelecek için sağlam plan yapar, hedeflerine kararlılıkla ve tavizsiz yürürsün. Bu anlayışı taşıyorum. İnanıyorum ki, milletim de taşıyor. Şimdi sözü ben de değerli konuşmacılara ve değerli dostum Sayın Birand’a bırakıyorum. Bu gelecek resmin de konuklarımız bizi bekleyen dünyayı ve bu dünyada Türkiye’nin yerini ve bakalım önemini nerede görüyor, nereye taşıyor. Çok teşekkür ediyorum. Başbakanın olmanın avantajları vardır. Dezavantajları vardır. Avantajların başında da konuşmasını istediği kadar yapabilir. Televizyonlarını şimdi açanlar için gazetecilikte bir şey vardır. Başlığı ne atarsın diye. “2023’de biz bu işi başaracağız” diye atarım. Alt başlıkları da şöyle yaparım: Avrupa, 2023’de baş aktörlerden biri olacak. Ancak bunun için büyümesi gerekiyor. Türkiye, Avrupa’nın bu açığını kapatabilir. Türkiye’ye gelirsek, teknoloji ve bilgi toplumu olmaya ihtiyacımız var. Bu dönüşümü de yakalamak zorundayız. Eğer yakalayamazsak hiçbir yere varamayız. Ben Başbaşkana daha sonra soracağım. Bu teknoloji ve bilgi toplumunu yakalayabilmek için AB acaba Türkiye’ye ne kadar katkıda bulunacaktır. Onu herhalde biraz sonra kendileri de söyleyeceklerdir. Ama bu soruyu sormamız gereken insan başkası. Bu soruyu sormamız gereken insanın bir sloganı var. Bu konuşmaları dinledikten sonra Olli Rehn hep der ki, “OK just do it.” Ben şu soruyla hep kafamda geliyor. 2023’de nasıl bir AB olacak? Çünkü bazılarımız diyor ki, belki de AB kalmayacak, belki bölünecek, dağılacak. Böyle bir tehlike var mı? Ben böyle bir tehlike olduğunu söylemiyorum. Çünkü mantıklı değil. Ama zararı yok. Gene de bu soru olduğuna göre bu soruyu soralım. Arkasından da bütün bu resmin içinde Türkiye’yi nereye koyacağız? Olli Rehn:In 2023 Turkey will have to conduct a significant number of major and both legal, political and economic reforms which are currently on their way and I would just like to point out two aspects. First of all concerning the legal reforms I think they are indeed well on their way but now it is important to keep up the momentum and maintain reform drive and implement the reforms also into practice. I think really there is no turning back not because of the EU but because these reforms are in the interest of Turkish citizens themselves and these decisions have been taken by Turkey itself. The second aspect is the economy, I would say that many old member states in Europe would envy the economic growth rate of Turkey for the moment but of course much more needs to be done to insure the conditions of prosperity for Turkish citizens especially to have more foreign direct investment which is still surprisingly low in the country therefore you need the legal predictability, legal certainty and you need fully transparent legal administrative proceedings in order to make Turkey once more attractive for foreign investors. If you allow me to just conclude by saying that we all know what needs to be done in the light of 3rd of October when the negotiations will start and after the October the day, when we really start to negotiate and pave the way for Turkey ’s access to the EU. The road is very clear and in my country we have a saying that “well planned is half done” may be slight exaggeration but there is more truth in it, what I mean is that lets not get into the endless speculations which all columnists especially like in Turkey but lets focus on the essence on the conduct and work on the legal, political and economic reports and indeed let’s just do it! Thank you very much. Olli Rehn’nin bu söyledikleri zaten Türkiye’nin gündeminde olan ve yürüttüğü reformlarla birlikte. Böyle bir Türkiye’ye kavuştuğumuz zaman Türkiye’nin önündeki bütün engeller kalkmış olacaktır. Biraz önce bazı kişilerin cep telefonu çaldı. Biliyorum, cep telefonunuzdan ayrılmakta güçlük çekiyorsunuz. Ben buna hem sinirleniyorum, hem de çok seviyorum. Çünkü nerde olsanız her şeyi yapabiliyorsunuz. Sinirleniyorum, çünkü olmadık yerlerde çalıyor. Bazen olmadık kişilerle de karşı karşıya kalınıyor. Şimdi takdim edeceğim kişi cepci. Jon Fredrik Baksaas. Telenor CEO’su ve icra kurulu üyesi. Ben çok merak ediyorum. Çünkü gittikçe bu cep telefonları bizim hayatımıza giriyor. Ayrılmaz parçamız oldu. Halbuki eskiden manyetolu telefonları da kullanabilirdik. Siz bizim hayatımızı mahvettiniz. Nereye gidiyor? Bunun ucu yok, sonu yok. İçinde televizyon seyrediliyor, bilgisayar oluyor. Yakında kredi kartı bunun içine girecek deniyor. Eğlence oluyor. 2023’de bu ne olacak? Onu bize anlatır mısın? Jon Fredrik Baksaas:Dear Prime minister, dear ladies and gentlemen, thank you very much for being able to answer this fantastic question, it is a question really stretching out into the future and who would know what the glass bowl would hide in that time perspective. 2023 is really looking forward but I must say that by trying to look into the future there is something to learn what is going on right now and even though Mr. Berkin has difficult times with his mobile phone, I am pretty sure that you didn’t have it 18 years ago and in 18 years mobile phone in a way has developed into our daily life in fantastic way and I think this kind of development might even continue but there are some trends and some characteristics that we can learn from and let me highlight little bit of them. Turkey has a goal of becoming knowledge based economy, I think this is about to happen the way the mobile phones, the way the internet, the way information and knowledge is being distributed to all people basically and we in Telenor we do see these experiences taking place in all the countries in which we are doing mobile operations which now counts for 12 countries. We are working in environment with more then 600 million people, we have 60 million people in our systems and there are significant developments in all these societies and they rank from a fully penetrated environment in the Nordic countries up to low penetration rates in the developing economies in Asia so we are representing both in sort of the advance countries having had mobile communications for 15 years becoming a natural way of living compared to what’s happening in countries which do not have the same distribution of fix-line communication services as we have in Western Europe and as we have in Nordics for that matter. Here mobile communications in our view plays a vital role because its short leaps into a cheaper technology, into a more individual technology, into more attractive technology on how people relate to each other on an individual basis between family members, between local businesses, between businesses and local authorities and so on. It is our fundamental belief that mobile communications is here to stay, it’s about being networked in the future, we will all be networked in some way or another and I will give you couple of examples. I am pretty sure that the people present in this room today use the mobile phone differently today then 3 years ago, it’s become more personal, you have become more dependent upon it, you are willing to use it more and I think that is something that will develop by itself going forward because now when band with is increasing and distribution is increasing then the ability for people that want to reach out to the market place that we have in all these markets are really coming after so usage will increase. From our own company perspective we have felt that we have benefited into this development by be willing to invest in new systems in new countries issuing licenses and here comes the important role of the authorities in each country to establish level playing field between the players involved so that are equal parameters upon which competition can develop and through those measure we fundamentally believe that there will be more applications that people will use and consequently we have reached an infrastructure whereby everyone will relate to in the future in a new way. It is a combined benefit, it spurs economic development, it helps the distribution of wealth issue as well as it is a base for sharing information and knowledge which are all important parameters to bring both industry and general welfare to its next level. Thank you very much that’s good news but tell us the most important thing, is it going to be cheaper or more expensive? Jon Fredrik Baksaas: It is going to be cheaper in usage, it is always like that, it is technology building into bigger market place and there is a benefit for the consumer and the society at large absolutely. It is the way it has been developing over the last years and it will go in that direction as we see it. İşte güzel haberler de böyle geliyor. Ucuz alacağız. Zaten telefonlarla ileride göreceksiniz çocuk yapmanın dışında her şey yapılabilecek. Bu son derece önemli bir karar. Şimdi Emre Berkin’e geldik. Çok güvendiğimiz, çok sevdiğimiz bir isim Emre Berkin. Microsoft’un ortadoğu ve Afrika başkanı. Kendisini alkışlarsanız. Kolay değil oraya gelmek. Şu anda bir son dakika gelişmesi var. Kemal Derviş Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından onaylandı, kabul edildi, görevine getirildi. Emre bizim bir sorunumuz var. Hala bilgisiyarlar özellikle laptoplar yeteri kadar hızlı değil. Pilleri yeteri kadar dayanmıyor ve hala ağırlar. Bilgisayarlar ise, friendly değiller. Kolay kullanılamıyor. Kafamız karışıyor. Kuşak farkını da söylüyorum. 2023’e baktığımız zaman, hakikaten çok friendly ben mesela bilgisayarı daha kolay kullanabilecek miyim? Emre Berkin: Kesinlikle. Bugün zaten bilgisayar kullanımının yayılmasında en büyük engel olarak gördüğümüz kullanım kolaylığı geliyor. Bugün bilgisayar kullanımı seneden seneye katlayarak artarken, bugün 600-700 milyon civarında biraz yavaşlama yaşıyor. Bunun da en büyük nedeni kullanım kolaylığı. Bundan 18 yıl sonra 2023 yılında bilgisayarlar ne kolaylıkta kullanılacak diye sorarsanız bana, ben bilgisayarların artık klavyesiz, mousessiz, tamamen konuşarak, hatta bilgisayarınızın sizi tanıyarak, sizin ses tonunuzu, mimiklerinizi bilerek ona göre Onu şaşırtamayacak mıyım? Bir arkadaşımın sesini taklit ettiğim zaman onu da kabul etmeyecek. Emre Berkin: Çok zor. O açıdan da çok güvenli olacaklar. Ama 18 yıl sonra neler olabileceğini düşünmenin en sağlıklı yollarından biri belki 18 yıl önce neler vardı, neler yoktu diye bakmak. Bugün inanıyorum ki, bu salondaki hemen hemen herkes internet kullanıyor. Bu salonun dışındaki hemen hemen herkes internet kullanmasa bile, hemen hemen herkes internetin adını duymuş durumda. 18 sene öncesini düşünelim. Belki hiç birimiz bu salon da dahil olmak üzere, internetin adını bile duymamıştık ve belki de çok azımız interneti kullanıyorduk ve sahiden 18 yıl çok uzun bir süre. Çünkü 18 yılı biz biraz da artık internet zamanında düşünmek zorundayız. 1 insan yılı belki 10, belki 15, belki 20 internet yılı. Onun için internet zamanında yaşamak zorundayız ve 2023 Türkiye’sini düşünürken ben, cumhuriyetimizin 100’ncü yılını kutlarken bilgi toplumuna geçmekte olan bir Türkiye düşünmüyorum ben, 2023 yılında belki 10 senedir, belki daha fazladır Cumhuriyetin 90’ncı yılı kutlanırken bilgi toplumuna çoktan geçmiş, uluslararası rekabet alanında küresel rekabet alanında çok önde koşan sahiden bir bilgi toplumu olmuş, bilgiyi üreten, biriktiren, yayan, paylaşan, kullanan, uygulayan bir Türkiye görüyorum. Bunda da çok iddialıyım. Olmazsa ne olur Emre? Çöker miyiz? Emre Berkin: Biz matbaayı tamamen atlamış, endüstri devrimini büyük ölçüde atlamış, ıskalamış vatanın evlatlarıyız. Onlardan öğrendiğimizi inanıyorum. Bugünkü potansiyelimize inanıyorum. Bana çoğu konuşmalarda, sohbetler sırasında soruyorlar: Bize başka ülkelerden örnekler ver diyorlar. Veriyorum. Ama bizim kendi ülkemizde o kadar güzel örnekler var ki, sadece bilgi ve bilişim olarak değil. Bunu bilgi ve bilişime paralelleştirerek verebileceğiniz çok güzel örnekler var. Çünkü ben bilgiyi üretmek, biriktirebilmek, uygulayabilmek, yayabilmek derken orada biriktirebilmek aslında o bilgiden öğrenip, tecrübe kazanmak. Bizim başka sektörlerde çok güzel kazandığımız ve dünya piyasasına çıkıp uyguladığımız örnekler var. İleride vaktim olursa vermek istiyorum. Teşekkür ederim. Teşekkürler. Aslında Emre Berkin’in söylediği matbaayı atladık, bunu atlamayalım mesajını veriyor. Eğer atlayacaksak da kendi düşen ağlamaz. e-devlet diye bir şey var. Çoğunuz biliyor mu bilemiyorum. E-devlet, devletin kendi içindeki şeyinin yazılımla, bilgisayarla yapılabilmesi. Fakat bilmem hatırlar mısınız? Mahkemeye gittiğimiz zaman veyahut devlet dairelerine gittiğimiz zaman şöyle dosyalar vardır. O dosyaların kenarlarından yırtık pırtık şeyler dökülür. Bu şu davanın dosyasıdır derler. Onu sadece oradaki katip bilir nerede olduğunu. Başkası da bilmez. Bizde dilekçe yazanlar vardı. Dilekçe yazmak çok önemli bir meslektir. Devletin öyle bir hale gelmesi gerekiyor ki, artık siz kendiniz dilekçenizi yazıp, Sosyal Sigortalara göndereceksiniz. Sosyal Sigortalar da size onu bu şekilde verecek. Peter Blaschke, Siemens’in global e-devlet bölümünün başkanı. Siz e-devletçisiniz. Devletin bütün yazışmasını, arşivini elektronik platforma taşıyorsunuz. Bu bir yerde çok inanılmaz bir kolaylık. Hele devlet dairelerinde vs. Başka ülkelerde de yaptınız bunu. Yazma okuma oranı belirli düzeyde olan ülkelerde acaba buna insanlar kolay ayak uydurabiliyorlar mı? Bilgisayara bu tip ülkelerde geçiş kolay oluyor mu? Devlet içi ve devletle. Çünkü devlet içi de bir başka alem. Bir onu sormak istiyorum. Dolayısıyla, Türkiye gibi bir toplum, 70 milyon buna ne kadar ayak uydurabilir? Ne kadar zamanda ayak uydurur? İkincisi de, bu bize kaç para getirecek? Bir tasarruf sağlaması lazım. Cebimize bir para girmesi gerekir ki buna yatırım yapalım. Peter Blaschke:Thank you very much for the question. I think there is no country in the world where it is quite easy to make the transformation to ……but it is possible as well for people, which are not able to read or to write. Take an example from huge country India, India decided about a year ago to go for election by e-voting and the e-voting in this huge country was few hundred million people by smart hand tells with symbols on it, it is an e-government process and it has been well done in India also for some people which are not able to read or write, that is a very good example but of course it is in every country difficult to bring people to the computers and to use it and you need to use online government transactions. Second question of what is the return for the government to introduce e-government, I think the return first is not only with the government, return is as well with business, main users of e-government are the business and there is a lot of return and of course as well the government save money. One example in US they save about 70 to 80% for one workflow through administration done by in an electronic way. Another example we installed a big call center in the city of Koln in Germany 2 years ago, today 60 persons are working in this call center and they save the work of about 100 people a year so it is obvious that this is also saving money for the government. Do you have a figure, tell us for instance you have applied it in such a country and they got out with Peter Blaschke: I think state will only invest in e-government if he sees the real return for the state. What is going to be the return? Peter Blaschke: is to save money, there is not one figure that you can point out and say with e-government, it really depends on exactly what you do, e-government is a huge of different possibilities and you have to bring it down to special and project. So when we think about 2023, it will be all computerized there is no way out. Peter Blaschke: I would like to give you a picture of 2023 out of the perspective of Siemens AG, we tried to draw a future and I would like to share this for the INC world with you. First I think the drivers we see for the next two decades, globalization, individualization, mobility and self-organization. In 2023 we will have business processes, they require real time availability on information with an end to security and across whole processes………..across agencies and across national borders…………and knowledge will have ……….over the last 15 years memory capacity of microchips and computer and power have increased thousand fold ad this trend will continue. In about 2023……will be able to process as many as transactions and operations as a human brain at the same time data traffic will show explanation, we recognize 1000 fold increase every 5 year on internet and in 2023 barriers between networks, fixed networks, mobile networks, voice data, optical fiber, all these barriers disappeared and enhanced internet protocol will be standard with high reliability and security. Along with service quality comparable to that an off is today’s telephone networks. Between information, communication and entertainment will be dissolved and as a result added value generated by the network infrastructure but instead multi-network applications and services on the network and the possibility for customers to pay for them on line. As companies from more and more countries research, develop, manufacture and market goods and services such requires radical increase in the flow of data and conversely promotes a process of innovation intern knowledge and skills comes a true generator of value and the ability to develop an idea to an innovation, it is a fact that innovation will be preferred from training and life-long learning so in 2023 will be not live in a total different world and the model could be on the ball at any time, any place. What could be the role of Siemens in that world? I have a sentence from our former CEO, he told us predicting the future works best when you create and shape it yourself, the motto inventing the future describes Siemens philosophy best. So Siemens can share a lot of experience from our own company transforming business over 150 years and always adopting to different cultures that is our view on the INC world in 2023. Thank you. Son iki konuşmacımıza geliyoruz. Ondan sonra soru cevaba geçeceğiz. Alfonso Di Ianni. Oracle. Dünyanın en büyük yazılım firmalarının başında geliyor. Kendisi AB’nden sorumlu başkan yardımcısı. Bir yerde baktığımız zaman dünyada yazılım alanında büyük bir yetişmiş eleman sıkıntısı var. Amerika en değerlilerini alıyor kendisine. Özellikle, bu açık Türkiye gibi ülkelerde çok daha fazla kendini gösteriyor. Bu açık nasıl kapatılabilecek? 2023’de yazılım dünyası nasıl olacak, nasıl bir dünya ile karşılaşacak? Çünkü yazılım bir yerde her şeyin başında geliyor. Alfonso Di Ianni: Before I address your question which is a very interesting one let me just congratulate that Prime Minister here and the government of Turkey because it is not often that you are people at that level has been trying with private businesses in this type of debates and I think this is really honorable and as I said fairly unique and we really appreciate the opportunity to engage with the government and the local businesses being as global as we are so this is a great initiative and very much appreciated. I want to put your question in the context of the European enlargement because that is the new business unit that I manage in Oracle and by the way on June 1st Turkey would be part of this new business unit because the evolution exciting time of the country. Why did we create this business unit, the reason is very simple to go towards 2023 or the future you need to share experience and best practices and learn from past mistakes in history, that’s what we hope that we can do adding Turkey to this new business unit. These are the 10 countries that joined Europe in May, Oracle invested in all of these countries in the last 2-3 years so there is a great potential in these emerging countries because I think what they bring to the larger world is young, dynamic people hungry for success and this is great. This is what the Polish brought to discussion and the other countries, we are very excited about that and also I think with joining EU there is a stabilizing effect in all dimensions, not just economy in the society and of course in the investment area because of course investors hopefully will be more ……..because there are laws and there are relationship among these countries things will be much easier in the future. There are more funds, let’s not forget about that coming from Brussels and if it is used appropriately they can fuel new venture, new business, they can have the entrepreneurs in Turkey as well as in other countries to bring frution their ideas and can feed the hungry young people so great set of things that the European enlargement can bring to countries and these are all experiences that we are as the eyes of the customer, government, the private businesses that we are there. So going back to your points on software and what software can do? Just 2-3 points, we talked about e-government by the way Romania saved 500.000 dollars on pequrement and as a case study they use 500.000 dollars for a sport facility for the young people so e-government like my colleague said is a great important area for investment and evolution. I was always debating with our friends from the commission that we should create a e-government academy where people can share best practices, learn from each other and advance in the efficiency of the government to other regions this is not only new countries because it’s a lot to do with your country too as you know. The other point is the for example a chip made in China for automobile shift to Malev cargo to Budapest shipped across thru lorry to Bratislava in a car that driven in France, this is the world we have already so how do we manage with software, all the connections of this new type of supply chain and when you look about the future again we all know we have few thousand websites and now as we’ve mentioned before we have the internet of the individual, you have the blug at CNN and you have mobile phone so we talk to millions and billions of people but think about internet of objects, intelligent tags that you can put on containers on fish or on machinery and you can get enormous information which will change completely the way we manage supply chain and the way we manage information so there is plenty of opportunity and great young people here, let’s talk. Thank you very much. Stacy J. Smith: I should start this off by saying if I could accurately predict technology in 2023, I wouldn’t need to work for a living anymore. The best way I think to look at this is if you go back in time to mid 80’s which is what we are talking about and you project forward, you can kind of see the trends, computers then were very expensive and current dollars to buy computer back then would have been the equivalent between 13 & 15 thousand dollars so only the very wealthy had access to this kind of technology. The computers you had didn’t connect to anything , they would stand alone with apology to my friend from Microsoft here, you are user experience consisted of looking at blinking cursor and typing in some words to make it do something, typically there were no hard drive in this computer, you would be swapping out floppy disk to get it to do anything, if you look at the phone business back then, there were few cell phones or we called it mobile phones back then, they probably weighed about 7 pounds would have virtually no battery life and it wouldn’t be uncommon that you’d get …..for using these phones that were in a multiple thousand dollars for a monthly use if you were using it a lot. If you then project that forward what’s happened today computers are connected all over the place we have over billion computers connected to the Internet, the cost of communication has dropped something that almost approaching free, the amount of power that we can put into people’s hands to allow them to collaborate and communicate access information was something that we couldn’t even vision back in the late 80’s. I have to say another big change in late 80’s when I joined Intel, I had totally brown hair back then so if I put that forward I am little scared to think in 18 more years. The technology will continue to evolve and will continue to get cheaper and it will continue to enable us to do things that w can’t really imagine, I think the thing that resonated with me the most today was the Prime Minister’s comments on, it is not getting the exact vision right, it is in setting up the process such that we’re following a road map towards success and I think when I look at the things around the world and the things I see starting in Turkey that contribute to that it is really creating an environment where the educational system is teaching people to be capable and competent in using technology and I think the key thing that has to happen there is really getting the teachers comfortable in integrating technology into classroom, it is often the case now that 10-11 year old students are much more comfortable with the technology then the teachers are because they grew up with it so we have to train the teachers to integrate technology. I applaud Turkey’s efforts here in terms of teach to the future programs and training teachers I think over 25.000 teachers were trained with our help and we have goals to do several thousand teachers in the future. The next thing is investment in infrastructure that is fundamental in terms of enabling this knowledge economy and the last thing is having a proactive government policy that helps get technology out there again I applaud Turkey’s efforts here in terms of what you are doing, in terms of trying to get affordable computers into the hands of teachers, we seen affords around the world in Thailand, they are making similar program available to every citizen of Thailand, they’re selling hundreds of thousands inexpensive computers to residents, we see things like that in UK now so I think those 3 things; It is education, it is infrastructure and it is the government policy that encourages the use of technology. That’s what really puts you on the road for whatever the technology looks out in 2023. Biz bu programı banda alıyoruz. Bu programı 18 sene sonra 2023 yılında oynatacağız. Bütün bu söylenenler doğru mu değil mi birlikte bu programı tekrar yapacağız. O zaman gene Başbakan olacaksınız? Ben gene olacağım. Şimdi soru cevaba geldik. Soru (Yıldırım Aktürk): O kadar mühim konu bir konu ki bu. En çok üzerinde durduğumuz istihdam meselesine de çok ciddi bir çözüm getirecek. Eğer ciddi bir şekilde gençlerimize iş sahası açarsak. Onun için eğitim de dahil komple bir paketi bir sistem anlayışıyla çözebilmek için 24 saat bu işi düşünen ve buradaki arkadaşlarımızın kalitesinde bir kurmayın liderliğine ihtiyacımız var ve bir Devlet Bakanı’nı sürekli olarak bilişim ve teknoloji bakanı adıyla adlandırır ve sadece bu işten sorumlu kılarsak çok şey halletmiş oluruz. Bu soruya katılanlar çok oldu. İkinci soruyu alalım. Soru (Naci Ekşi): Ben de Sayın Başbakana ve Sayın Rehn’e iki küçük soru soracağım. Şimdi Sayın Başbakanımıza soruyorum. Aşağı yukarı Yıldırım Bey’in sorusu gibi ben de şöyle düşünmüştüm. Biz burada hep birlikte geleceğe bakıyoruz. Halbuki 2023’den bu tarafa yani gelecekten bugüne bakmak gerekiyorsa eğer o takdirde bizim Devlet Bakanı seviyesinde değil, belki bir Başbakan Yardımcısı seviyesinde bilim ve strateji kurumunu kurmak mümkün olabilir mi? Sayın Rehn’e soruyorum. Elbette AB’ne girerken AB müktesebatına uyum için gerekli olanları yapacağız. Ama bazen bizim hassasiyetlerimize dokunuyorlar. AB müktesebatı için gerekli olanlara evet, ama hassasiyetlerimize dokunup da bir noktada “hadi canım gidin işinize” dedirtmeyecek kadar Türkiye’nin AB’ne girmesini istiyorlar mı? Recep Tayyip Erdoğan: Değerli dostlar, gerek Yıldırım Bey’in, gerek Naci Bey’in sorusunu hemen cevabını vereyim. Yaklaşık iki yıl oldu. Ben Başbakan Yardımcım Abdüllatif Şener Bey bilişim ve icra kurulu oluşturduk. Onun başkanıdır ve sürekli olarak bilişimle ilgili toplantılarını yapmak suretiyle alınan kararlar ve e-devlet projesini yaygınlaştırarak devamı sağlanmaktadır. Bunu ben özellikle bilgilerinize arzediyorum. Olli Rehn hangi programa gitsek şu soru çok soruluyor: Sözde Ermeni soykırımını getirip de AB, bunu kabul edeceksiniz, etmezseniz giremeyeceksiniz diyecek mi demeyecek mi? Böyle bir şey olabilir mi? Aslında bunun cevabını verecek olan Komisyon değil. Bunun cevabı daha çok üye ülkelerin başkentlerinden ileride çıkabilecek seslerdir ama Olli Rehn herhalde bize ışık tutacaktır. Olli Rehn: Thank you very much, it is certainly a pertinent and legitimate question, I would differentiate between 2 things, first the conditions to start the negotiations and then the conditions in the course of negotiations them selves which are concerning the famous acqi communitaire and its full implementation. As regards to opening of negotiations there are two conditions which are very clear and I am very confident that Turkey will meet both conditions, first they’re bringing into force the comprehensive legal reform of the new penal code and 5 other pieces of legislation which will reinforce the rule of law and the human rights in Turkey. This package will enter into force on the first of June and I am very confident that Turkey will meet this criteria. The second condition is the signature of the famous or infamous adaptation protocol of the Ankara agreement or adaptation protocol of the Customs Union agreement, which extends Customs Union to all 10 new members states of the EU including also the Republic of Cyprus. When we met with the Foreign Minister Gul 2 weeks ago it was clear to me that Turkey will sign this protocol well in time before the critical the day of 3rd of October. Thus these two conditions will be met and the legal reform will proceed will be consolidated I trust that relations with the Republic of Cyprus will be further normalized and I must say that I found it very positive that Prime Minister Erdogan offered President Koceryan a possibility to open a comprehensive dialogue between turkey and Armenia on all relevant issues from the opening of borders to the issue of 1915. I hope that this constructive will dialogue will start and we live the results because it is also very much in the interest of Turkey to open the border with Armenia . It has significant economic impact besides for the EU good neighborly relations are one of the fundamental objectives and I am sure that Turkey will share this objective which was by the way also seen in Middle East where Turkey has suggested a bridge building role in the context of Middle Eastern crisis so there is a lot of positive developments and it is important to notice that good neighborly relations and constructive dialogue are certainly one part of the European integration. Olli bir yanlışlık olmasın diye sormak istiyorum. Soru şuydu: Ermeni konusunda AB’nden bir koşul halinde Türkiye’nin önüne gelebilir miydi? Bizim önümüzde Kopenhag kriterleriyle ilgili olmayan başka bir koşul getirilir mi? Ben 3 Ekim’den bahsetmiyorum ama uzun vadeli olarak da böyle bir dayatma ile Türkiye karşılaşabilir mi? Soru buydu. Olli Rehn:I thought I was very clear, we have two conditions to start the negotiations and then apart from that reconciliation based on history and good neighborly relations are part of the EU and part of European integration and I don’t like to set strong conditions and try to force people to do something. If things are moving in the right direction in any case and in my view at the moment there is a clear effort to enhance constructive dialogue with Turkey and Armenia and I command Mr. Erdogan for that and I hope that both parties will proceed with this constructive dialogue and thus pave the road for better relations between. Soru (Bahadır Kaleağası): Sorum Olli Rehn’e olacak. Kendisi daha AB Komisyonu’nun bilgi toplumu ve girişimcilikten sorumlu üyesiydi. My question will be may be little bit attained to your previous assignment at the Commission, Mr. Prime Minister very rightly stated that Turkey’s contribution to EU’s Lisbon goals for better global economic competitiveness will be very positive if Turkey can contribute to that. of course there are different subchapters of what to do in this respect including the reform of the information society linked area and reform of the educational system for better human capital in Turkey, how do you see in particular for a candidate country his accession process all these areas to develop not only for itself but also to be an asset for the EU Lisbon strategy? Soru (Onur Metin): Avrupa Öğrencileri Forumu İzmir lokalinden. Benim sorum Olli Rehn’e olacak. As you all know NGO’s have an important role in developing countries, how do you see the role of NGO’s on the way of globally competitive knowledge society in 2023 and what do you think about current actions of NGO’s in Turkey about EU programs and projects? Soru (Ethem Sancak): Forum İstanbul’un Başkan Yardımcısıyım ve işadamıyım. Sorum diğer konuklara. Önümüzdeki yıllarda muhassır medeniyeti yakalama çabamıza destek verip, önemli bir üs haline getirecekler mi kendi şirketleri açısından ülkemizi? Bu çabamıza katkı yapacaklar mı? Üretimlerini Türkiye’de odaklamak, dünyanın başka coğrafyalarına buradan hizmet vermek. Çünkü yetkinliğimizi gördüler. Emre Berkin: Bizim Microsoft olarak dünyadaki 5 bölge merkezimizden bir tanesi Türkiye’de. 3-4 seneden beri Türkiye’de ve 79 ülkeye orta doğu ve Afrika’da hizmet veriyoruz. Buna bir şey daha eklemek istiyorum. Bugün bize yabancı sermayeden ve yabancı sermayenin ülkemize gelmesinden konuşurken hep dolarlardan eurolardan bahsediyoruz. Halbuki sabahki birçok panelde konuştuk. Dedik ki, tarım toplumunda araziydi kol gücüydü. Endüstri toplumunda paraydı, makineydi dedik. Bugünün sermayesi biraz da insan. Biz hem kendi insanımızı yetiştirirken kendi sermayemizi yetiştirirken aynı zamanda yurt dışından knowhow transferi bilgi transferi yapabilmek için yabancı uzmanlar, elemanlar getirmemiz lazım. Bizim bölge merkezimiz buna çok güzel bir örnek. Jon Fedrik Baksaas: I think there are representatives here in a way pointed to the very fact that best practices is what&rsq |