Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 6 Mayıs 2005

AVRUPA BİRLİĞİ

MÜZAKERE SÜRECİ: NASIL BİR YOL HARİTASI

MEHMET ALİ BAYAR

Diplomat, Politikacı

Avrupa nerden geliyor? Korkunç çatışmaların içinden geliyor. Yüzyıllar süren kanlı utanç verici bir tarihten geliyor ama onun içinden bir mucize çıkartıyor. İşte İsmet Paşa’nın gördüğü 1959’da Demokrat Parti ile başlayan ama Cumhuriyet Halk Partisi İsmet Paşa ile sahiplenilen yani siyasi bir proje. Şimdi siyasetçiler Türk halkının önüne 40 yıl evvel bir hülya koydular. Bugün burada çok fazla fikir birliği olunan bir ortamdayız ama ülkenin genel konjonktürü olarak baktığınız zaman 40 yıl sonra bu hala bir Türkiye projesi midir? Bu hala milli bir proje midir? Bu bir devamlılığı olan bir dava mıdır? Bunu tartışmamız gerekiyor. 40 yıl sonra siyasiler Türkiye’ye, aynen sizin sorunuzdaki noktaya geliyorum, dönerek biz yanlış yapmışız, biz bunun böyle olacağını bilmiyorduk, şunlar şunlar çıktı e ne yapalım bu noktadan sonra dönelim diyemezler. Demokrasi orada iflas eder. Siz halkınızı 40 yıl bir davanın arkasına takmışsınız ve ucuna getirmişsiniz, bunu tamamlamak zorundasınız. Siyasetin görevi budur. Şimdi bugün yalnız siyasetin bir başka görevi var. Siyasetin liderlik etme görevi var. Bu sadece iktidar partisi için değil. Demokrasi bir toplumsal uzlaşmanın bütünü. Eğer siyasi partiler 3 Ekim 2005’den sonra ne olacağını halka düzgün anlatmazlarla kandırıyorlar demektir. En muhalif olan en AB karşıtı olan parti yarın iktidara gelebilir. Yani diyelim ki, 2 sene sonra ama 3 Ekim 2005’de başlamıştır. Bir süreci almış ve götürecektir. Yani devlette devamlılık vardır. Ülke 3 Ekim 2005’de geri dönülemez bir sürecin içine girecek. Bu bir Türkiye meselesi haline gelecek. Bu noktada kiminle hazırlığı vardır siyasi partiler olarak, benim partim dahil. Çok fazla emin değilim. 3 Ekim 2005’de başlayacak olan müzakere acentası ile ilgili olarak Sayın Çelebi’nin çok ciddi bir çalışması var. Sayın Kudatgobilik’in çok ciddi bir çalışması var. İktidar partisi iktidarda olduğu için devlet bürokrasisi elinde ve bu işte öncülük ediyor. Ama toplumun tüm kesimlerinin 34 chapter maddesi üzerinde sıkıntıları neyse, hazırlıkları neyse en azından öğrenmek bakımından çalışması olması gerekiyor. Burada bir sıkıntı var. Burada şuraya gelmek istiyorum. AB meselesinin pozitif yönlerinin sadece toplumun % 5’ine ait olduğu veya malolduğu ama negatif unsurlarının yani negatif gibi gözüken işte Sayın Çelebi’nin saydığı Ermeni meselesi vs. nerden getirilip gündemin ortasına konulduğu meçhul. Bu meselelerin de % 95’ini ilgilendirdiği bir denklemin içinden çıkmamız gerekiyor. Meselenin tam tersini yapmamız gerekiyor. Yani ağaçları sayıp ormanı görmez olmaktan çıkmamız gerekiyor. Ama burada görev önce Türkiye’yi idare edenlere düşüyor. Devlete düşüyor. Yani sadece siyasi iktidara değil. Devletin kurumları kendi arasında 40 yıllık bir milli mesele üzerinde mutabık gibi gözükmüyorsa, devletin kurumları arasında komünikasyon sorunu veya iletişim sorunu veya uyum sorunu veya bir ideal birliği sorunu varsa siz kamuoyunu suçlayamazsınız. Siyasi iktidara da düşen devletin kurumlarına da düşen Türk kamuoyunun önüne kararlı bir devlet ve bir ülke projesi koymalarıdır. Bu bakımdan siyasi partilerin en başta emeğin, sendikaların, sermayenin, sivil toplumun mutlaka müzakere sürecinde müzakere heyetleri içersinde aktif olmaları gerekiyor.

Müzakerecinin tayinin niye bugüne bırakılmış olduğunu ben akılla izah edemiyorum. Ama şunu söyleyeyim. Müzakereci karşı tarafla müzakere için tayin edilmeyecek. Müzakereci bizimle müzakere edecek. Bizim müzakerecimiz bizim kurumlarımızla, bizim toplumumuzla müzakere edecek ve meseleleri bizi ikna etmek için, bize anlatmak için ve amiyane tabiriyle AB fikrini bize satmak için bir müzakereci tayin edeceğiz. Bu, son 3 haftaya, son 2 haftaya, son 3 veya 5 aya bırakılacak bir mesele değildir. Bunu da bir zülfiyare dokunmadan bir tenkit olarak söyleyeyim. Sevgili Dişli belki o konuda bir şey söyleyecektir. Teşekkürler.

Soru: İlk sorum Sayın Bayar’a. Bu süreçte acaba liberal demokrasinin rolü ne olacak? Ne düşünüyor? İkinci sorumsa, Sayın Dişli’ye. Müzakereci konusu beni bir vatandaş olarak çok endişelendiriyor gerçekten. Dün Mehmet Ali Birand da, Sayın Başbakanı müzakereci olarak takdim etti ama hepimiz yöneticilik yaptık veya şirketlerde çalıştık. Bir şirkette genel müdür her şeyden sorumlu olursa, diğer kadrolara ihtiyaç olmaz. Takdir edersiniz ki, Başbakan çok meşgul bir kişi ve detaylarla ilgilenmesi mümkün değil. Tabii ki, Başbakan olarak, en baştaki kişi odur müzakereci olarak. Ama gerçekte, günlük hayatta içerde ve dışarıda AB gibi çok ciddi ve uzun soluklu bir projede bir müzakerecinin, bu işin bir sahibinin olması gerekir diye düşünüyorum. Aksi takdirde, verilen cevapları da saygısızlık olarak addetmeyin ama bir vatandaşlar olarak ciddiyetsiz buluyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Az önce verdiğiniz cevap bana çok tatmin edici gelmedi.

Liberal demokrasi yani liberal demokrat partilerin daha doğrusunun demokrasinin temel iki, üç öğesinden biri olan liberal demokrat partilerin rolü ne olacak gibi anlıyorum liberal demokrasi fikrini. 60’larda, 70’lerde liberal demokrat o zamanın terminolojisiyle veyahut o zaman olabilecek kadar partiler AB fikrini, Ortak Pazar fikrini ortaya sürerlerken, sosyal demokrasi ve sol çok ciddi şekilde karşıydı. Onlar Ortak, biz Pazar gibi metodolojiyle. Şimdi rollerin tersine dönüp dönmediğini pek bilmiyorum. Sosyal demokrasinin durumu nedir bilmiyorum ama muhafazakar demokrasi olarak kendisini tanımlayan bir parti liberal demokrasinin sahasını, konusunu ve projesini almış durumdadır. Liberal demokratik partilerin eğer Türkiye’nin siyaset sahnesinde yerleri olmaya devam edecekse ve AB meselesi Türkiye’nin gündeminde bundan sonra devamlı olacağına göre bu partilerin kendilerini bu projeyi yeniden üstlenecek şekilde örgütlemeleri ve kendilerini buna adapte etmeleri gerekiyor. Ama öncelikle, bu projenin Türk toplumuna malolmasını sağlayacak bir siyasi projeyi ortaya koymaları gerekiyor. Yani AB iktidara geldiklerinde her parti bu 34 chapter altında ne yapacak, nasıl bir model ortaya koyacak?

Ben şunu söylemek istiyorum. Konferansımızın bir onur konuğu vardı. Ben aynı zamanda Forum İstanbul’un yöneticisi olduğum için onu iftiharla söyleyeyim. Beni çok uzun zamandır siyasetle ilgili heyecanlandıran bir adam. Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Klaus.Bir bilge adam. Sadece bugünün Avrupa’sını değil, geleceğin dünyasını tanımlıyor. Forum İstanbul olarak tercüme ettirdiğimiz kitabında bir şey söylüyor. İzin verirseniz onu okuyacağım. Şunun için okuyacağım. Herkesin Avrupa’da söyleyecek bir şeyi olabilmeli. Yani Sayın Karakaş’a aynen katılıyorum. Yani bu idealler uğruna bu cumhuriyet kuruldu. Yani Türkiye Cumhuriyeti düşlerde kuruldu ve o idealler uğruna kuruldu. Avrupa’nın bugün müdafaa ettiği değerler uğruna. Bakın Klaus ne diyor: Bizi görevimiz farklıdır. Biz konuları Avrupalılaştırmamalı, aksine temel sivil politik ve ekonomik özgürlüklerin korunması için mücadele etmeliyiz. Bu sadece AB ile ilgili bir mesele değil. Bir millet, bir vatandaş olmanın bir dünya vatandaşı olmanın gereği. Bunları mümkün kılan kurumsal bir çerçeveye ihtiyacımız bulunmaktadır. Kurallarla düzenlenmemiş pazarlara ama devletlerin hukukun üstünlüğünü garanti edip, korumasına ihtiyacımız bulunmaktadır. Bunun alternatifi devlet dışı, demokrasi sonrası ve güdülen bir toplumdur. Bir yeni Avrupa’ya, Avrupacılığın bulunmadığı bir Avrupa’ya ihtiyacımız vardır. Bakın bu da çok önemli bir kavram. Ekonomik özgürlüklerin Avrupa’sına, küçük ve genişlemeyen bir hükümetin Avrupa’sına, devlet babacılığın olmadığı bir Avrupa’ya, sözde ahlakçı politik doğruculukların olmadığı bir Avrupa’ya, entellektüel züppeliğin ve seçkinciliğin olmadığı bir Avrupa’ya, uluslar üstü kıta çapında ihtirasların bulunmadığı bir Avrupa’ya yönelelim. Bakın bu AB meselesi değil sadece. Türkiye Cumhuriyeti kendisine koyduğu layık gördüğü hedeflere ulaşacak mıdır. Eser Karakaş’a katılmıyorum. 40’ncı sırayı talep ederseniz 40’ncı sıraya gelemezsiniz. Katılmıyorum. Siyasetin hedefi de, emeli de birinci sırayı hedef almaktır. Çünkü bir sürü birinci sıralar var. 50 tane birinci sıra olabilir. Ben kendimi 40’ncı sıraya yakıştırmıyorum ve bugüne kadar bunu yapamamış olan mahcubiyetini taşıyan bir nesil olarak da diyorum ki, bu defa ıskalamayalım. İşte AB meselesi budur.

Soru (Özge Bilişik): Kurulmak üzere olan Türk-Avrupa Atlantik Gençlik Platformu’nu temsilen buradayım. Benim Mehmet Ali Bayar’a bir sorum olacak. Genellikle şu ana kadar hep Türkiye boyutundan yaklaştık. Türkiye’nin AB üyeliğine engel teşkil eden birtakım sorunları tartıştık. Ben olayın bir AB boyutuyla ilgili soru sormak istiyorum size. Sizce AB’nin Türkiye’nin üyeliğine çekimser yaklaşmasının bir nedeni de AB’nin kendi içinde yaşadığı birtakım çelişkiler olabilir mi? AB üyesi ülkelerin şu andaki tablosuna baktığımız zaman, çeşitlilik içinde birlik hedefini gerçekleştirmeye çalışan ancak, sosyal, politik vs. birçok durumda hatta medyada ulusal politikaların baz alınmaktan vazgeçilmediği bir görüntü karşımıza çıkıyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Avrupa ile Amerika’yı ayıran en temel özellik Avrupa’da tarihselcilik vardır. Tarihin birtakım bagajlarından, tarihin birtakım ipoteklerinden kurtulamayan çevreler vardır. O, dünün Avrupa’sı, eski Avrupa. Amerikalılar bu konuda daha rahatlar. Bir ulus devlet olmadıkları, bir dünya imparatorluğu yani bizim gibi varis olduğumuz çıkarlarını ve geleceklerini çok kısa sürelerde yeniden tanımlayabilen özellikleri vardır Amerikalıların. Aslında Türkiye de böyledir. Türkiye onun için çok kolay uyum sağlamaktadır. Bir büyük çok kültürlü, çok etnik, çok dilli bir imparatorluğun varisi olduğu için ulus devlet reaksiyonları tipik ulus devlet reaksiyonu değildir Türkiye’de. Kendisini kolaylıkla değişen dünya şartlarına adapte eder. Mesele şudur: Avrupa’nın dününü temsil edenler referandumlarından dahi hayır çıkartamayacaklar. Bu kadar ileri gittikleri halde. Rüzgarlar dönmüştür. Çünkü Avrupa’nın yarını temsil eden genç nesiller, çok ilginçtir, bizdekinin aksine Avrupa’da genç nesiller Türkiye’nin AB’ne üyeliğinin en önde gelen destekçilerinden. Nedense bizde beni çok üzen bir durum var. Türkiye’nin ve Avrupa’nın yarınını dizayn edecek olan Türkiye’nin üniversiteleri Türk gençleri çok reaksiyoneller. Çünkü onlara başka şeyler anlatılıyor. Avrupa’nın da kötüleri var. Avrupa’nın kötüleri ile değil, Avrupa’nın yarınıyla, Avrupa’nın iyileriyle bizim yolculuğumuz olacaktır. Bizim buna bakmamız gerekiyor. Yani benim Churcill’in lafıyla, iyimserle kötümserin arasındaki fark şudur: Kötümser iyi bir noktadan kötü sonuçlar çıkartabilir. İyimser, kötülüklerin içinden fırsat çıkarmak durumundadır. Ben sıkıntıların içinden fırsat çıkartabileceğimize inanıyorum. O yüzden buralara kadar geldik ve buradan ilerilere gideceğiz.

Şaban Dişli: Belki zihinsel devrim konusunda bir açıklık getirmekte bir fayda var. Zihinsel devrimden kasıt şu: kanunları yaptık, şimdi bu kanunların uygulama süreci başlayacak. Kanun herkes için kanun. Toplum için kanun. Polisimizin toplumsal olaylara müdahalesi için zihinsel devrim gerekiyor. Yani ne gerekiyor? Eski kalıplarından, kültüründen, ananesinden, yetişme tarzından gelen uygulamalarını bırakıp, bugün yaptığımız kanunlara uygun davranması. Yargımızdan zihinsel devrim bekliyoruz. Nasıl? Bu kanunları herkese eşit şekilde uygulamasını, öğrenme ya da bizzat pratiğe geçirmesi anlamında. Siyasetçinin zihinsel devrim geçirmesi gerekiyor. Toplumsal faydalarda parti kişi siyasetçi faydasını bırakıp, toplumsal faydayı öne geçirmesi gerekiyor. Sayın Başbakan’ın bahsetmeye çalıştığı zihinsel devrim bu. Yoksa hiçbirimiz zihinsel özürlü değiliz. Bu toplum az önce Bayar’ın bahsettiği gibi, çok derinlikleri olan tarihi bir mirastan geliyor. Böyle bir şey sözkonusu değil.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS