Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

İstanbul, 12 Mayıs 2006
BÖLGESEL TARIM MERKEZİ TÜRKİYE
*Panelist


FEYHAN KALPAKLIOĞLU
Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı


Uzun bir gün olduğunun farkındayım. Bir çok konunun işlendiğini de biliyorum ama sizlerin affınıza sığınarak bizce önemli olan bazı konuları sizinle paylaşmak istiyorum.

Global dünyanın bu gelişmişlik düzeyinde ve GSMH içinde giderek küçülen bir paya sahip olmasına rağmen, tarım hala gündemde ve tarım gündemde kalmaya devam edecek. Bunu hepimiz biliyoruz. Çünkü hassas bir sektör. Gelişen ülkelerde bile halen tarım konusunda önemli politikalar, önemli görüşler oluşturuluyor. Bugün AB’nin bütçesinin yarısı tarıma ayrılıyor ve Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri tarım odaklı yürütülüyor. Tarım ulusal gelir artışında da önemli rol oynuyor. Dolaylı olarak istihdam, üretim, gelir dağılımı üzerinde etkili oluyor. Her türlü müdahale, düzenleme ve transferler bütün ülkelerde hala yoğun olarak kullanılıyor. Üretim ve tüketimin fiyat ve gelir değişikliklerine duyarsızlıkları tarımın desteklenmesinin altında yatan en önemli sebeplerden birisi. Tarımdan tarım dışı sektörlere kayma oluyor ancak tarım dışı sektörlerden tarıma kayma oldukça zor. Dolayısıyla, gelişmiş ülkelerin bir çoğunda ihracat artışı ve büyüme için tarıma dayalı bir plan olmamasına rağmen, gelişen ülkelerde tarım halen büyümek için önemli bir faktör.

 Değerli konuklar,
Ülkemiz tarım ülkesidir. Bunu hepimiz biliyoruz. Türkiye’de 43-45 milyon ton meyve-sebze, 37 milyon ton hububat, 1.6 milyon ton et, 10.5 milyon ton süt gibi birtakım rakamları saymak mümkün. Ama halihazırda ülkemizde sulanmayan, tarıma elverişli, kullanılmayan ve hayvancılık yapmaya müsait oldukça yoğun alanlar var. Doğanın dengesi gereği bu alanları kullanmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, bir an önce bu alanların nasıl kullanıma açılacağının planlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Ülkemiz sebze ve meyvecilikte de çok büyük bir potansiyele sahip. Ama burada verimlilik konusunda çok iyi havadisler alıyoruz. Çünkü AB düzeyinde bir verimlilik mevcut. Ancak, hububat ve hayvancılıkta maalesef istediğimiz noktada değiliz.

Ben, tarım sektörünün gıda sektörüyle entegrasyonun ne kadar önemli olduğunu burada vurgulamak istiyorum. Tarım sektörü, hayvancılık da dahil olmak üzere, gıda sektörünü uygun fiyatlarda, yeterli ve kaliteli hammadde sağlayabilmelidir. Bugün gıda sektörünün en önemli sorunu kaliteli hammaddeye ulaşabilmektir. Türkiye’de son 20 yılda hayvan varlığı azalmıştır ve bu şekilde hayvan hastalıkları ve hayvan ıslahı, damızlık konuları gündemdeyken, kaliteli hammadden bahsetmek bugün için zordur. Ama yapılan çalışmaların da olduğunu hepimiz biliyoruz, bilmeliyiz. Gelişen bir ülkenin en önemli bileşenlerinden birisi tarım sektörü olduğunu söylemiştir. Bir ülkenin GSYİH’sı içinde tarım sektörünün payına bakılarak, ülkenin gelişmişlik düzeyi hakkında fikir yürütmek mümkündür. Örneğin, Çin’de bu değer 1990 yılında % 27 iken, 1999 yılında % 17’ye düşmüştür. Sabahki konuşmacımız da, Çin’deki verimlilik artışının tarımdan başladığını ve tarım sektöründen başladığını söylemişti. Dolayısıyla, bu veriler birbirini tutuyor. Mesela Arnavutluk’ta ise, tam tersi bir tablo. 1990’da % 37 iken, şimdi % 57. Dolayısıyla, bir ülkenin gelişmişliği gerçekten tarımdaki oranlarla alakalı.

Avrupa’da halen ortak tarım politikası uygulanıyor. 45 yıllık birikime ve tecrübeye dayanan bir politika. Bu politikalar sadece veterinerlik, bitki sağlığı, gıda güvenliği konuları değil. Tarımsal ürünlerin pazarlamasını ve piyasaların düzenlenmesi gibi kuralları da içeriyor. Türkiye’de ise, çiftçi kazancına göre bir proje yaparak, ertesi sene aynı ürünü üretmek ve diğer çiftçiler de aynı ürünü yapmakla ihtiyaç fazlası ve fiyat konusunda ciddi sorunlar oluşuyor. Bu konuda teknoloji kullanımının düşük olduğunu da tekrar belirtmek istiyorum. Dolayısıyla, verimlilik rakamlarında da bunu görüyoruz. Eğer ki, tarım arazilerinin bölünmüşlüğünü de düzenleyecek toprak yasası çıktığı takdirde, daha verimli arazilere ulaşan bir tarım sektörümüz olacaktır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar için de, işletmelerin kayıt altına alınması ve ıslahı gerekecektir.

İstihdam konusu ile ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum.Tarım sektörü toplam istihdamın % 35’ini oluşturuyor Türkiye’de. Buna karşılık GSMH’ya katkısı % 11. OECD ülkelerinde biz en düşük noktadayız. Tarımın istihdam içindeki payının en yüksek olduğu ülkeyiz. Verim düşüklüğünün çarpıcı bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz ve bugün bu konu ile ilgili ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Gelişmiş ülkeler bunu % 5’e indirmişler. Ama bu arada da halen tarımda ihracatları çok ciddi artışlar sağlamakta.

Ülkemiz, bölgede tarım üssü olma potansiyeli var. Zaten belli ölçüde tarım üssü. Ancak, yapısal sorunların giderilmesi ile rekabet gücü daha da yüksek bir merkez olma şansı var. Unutmamalıyız ki, değişen rekabet ve piyasa koşullarında iş yapış biçimleri de değişmektedir. Hemen hemen her sektörde rekabet yüzeysel bir fiyat çatışması değildir. Dolayısıyla, bölgesel bir tarım merkezi olmak için mutlaka gıda üreticilerinin de gelişmesi ve markaların ortaya çıkması demek olduğunu belirtmek istiyorum. Gıda sanayiinin büyüklüğü Türkiye’de 65 milyar dolar. Tarımı tetikleyecek ve gelişimini sağlayacak olanın da gıda sektörü olduğunu düşünüyorum. Tarımın yeniden yapılandırılması gıda sektörü ile entegre edilmesi esastır diye bir cümleyi tekrarın önemli olduğu için vurgulamak istiyorum. Şu anda Türkiye’de 40.000 civarında gıda işletmesi olduğu söyleniyor. Bu TOBB verilerine göre çok daha az.

Önümüzdeki 20 yıl içinde tarıma dayalı sektörlerde genetik alanda ve atıkların geri dönüşümü konularında çalışmalar, beslenme alışkanlıklarında ve kültüründe değişim, ülkelerin ürün bazında özelleşmeleri ve çevre bilinçlenmesinde artış ve su ürünleri üretiminde artış. Bütün bunların hepsi oluşarak gitgide otomasyon yükselecek ve verimlilik artacaktır. Böylece, tarım gıda sanayii ile entegre olarak daha farklı bir noktaya gelecektir diye düşünüyoruz.

Türkiye bu gelişmelere nasıl ayak uyduracak? Bunun için ciddi köklü bir değişim gerekiyor. Gelişim ve değişim zaman alan bir şey. Dikkatlice yapılması lazım, sebat edilmesi lazım. Değişime açık bir yönetim gerekiyor. Değişim modernizasyon ve üretim değişikliklerini de beraberinde getirecektir. Ürün farklılaşması ve özel pazarlar önem kazanmaktadır. AB’ne giden süreçte bu konudaki değişimin geçirilmesi kaçınılmazdır.

Tarımdaki yeniden yapılandırmanın başarılması sonucu sektör bu süreçte hem AB ve dünya ekonomisi ile bütünleşmiş, hem de verimliliği artmış olacaktır. Dünyada ekonomik durumu iyi olup da tarım sektörü kötü olan veya tarım sektörü olup da ekonomisi iyi olan bir ülke yoktur. Dolayısıyla, mutlaka Türkiye tarımı iyileştirerek, ekonomisindeki en alttan iyileşmeyi ve verimi artırmak zorundadır. Diğer taraftan, sektörde çarpık yapı, küçük ölçekli ilkel üretimler son derece yetersiz. Bugünkü modern üretim koşuluna uymayan imalatlar ve kayıt dışılığa mutlaka son verilmesi gerekiyor. Diğer bir şey de, kayıtlarımızın güncelleşmesi. Envanterimiz. Envanterimiz konusunda da yeterince emin değiliz. Çünkü arazi, bitkisel, hayvan sayısı vs. gibi birtakım konularda gerçekten iyi bir envantere sahip olmak, iyi bir kayıt sistemi getirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Özetle söylemek istediğim, tarım sektöründe düzgün ve güvenli bir kayıt sisteminin işleyebilmesi için yapının denetlenebilir bir şekle ulaşması gerekiyor.

Diğer bir konu da gıda güvenliği. Sanayici olarak biz gıda güvenliğine çok önem verdiğimiz için bunu özellikle bir paragrafla değinmek istiyorum. İnsan sağlığı ve tüketicilerin en üst seviyede korunması için tarımsal yapının çiftlikten sofraya tüm kontrollerin yapılabilir bir hale gelmesi, hammadde çalışmaları da dahil, izlenebilir olması çok önemli. Bu bizim dünya piyasalarında rekabet etmemiz için vazgeçilmez bir konu. Gıda güvenliği konusunda Türkiye’de çok önemli adımlar atılmakta ve bu adımların devamının Türkiye’nin ihracat açısından da ileriki durumu için önemli olduğunu tekraren hatırlatmak isterim. Bu da önemli bir yapısal değişim olacaktır. Çünkü ürünün üretim yerinden tüketim noktasına kadar tüm hareketinin kontrolü ve buna bağlı hizmetlerin sunumu bugün dünyada çok önemli hale gelmiştir. Tracibility olarak adlandırdığımız bu konu, özellikle et sanayiinde, süt sanayiinde ve diğer hayvancılıkla ilgili sektörelde çok önem kazanmıştır. Kaliteli hammadde sorununu sanayiciler olarak bu konuyla çözeceğimizi düşünüyoruz.

Türkiye’de tarım sektörü sanayi ve hizmetler sektörü kadar hızlı büyümemekte. Ancak bugün yabancı yatırımcı ve yerli yatırımcı artık tarım sanayiine daha fazla ilgi duymakta. Dolayısıyla, AB’ndeki entegrasyon süreci ve müzakereler sürecinde bizim de tarımla ilgili bugüne kadar ertelediğimiz birtakım çalışmaları yapmak için çok uygun bir zaman olduğunu hatta bu çalışmalar için bir vesile olacağını düşünüyorum. Bu çalışmalar yapılırken, sektörde yer alan tüm oyuncular ve düzenleyiciler bu yapısal değişimde birlikte çalışmalı ve kararlara iştirak etmelerini sistemin daha sağlıklı çalışması açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. Bunun sonucunda belki tarımda istihdam azalacak ama verimlilik artacak. Dolayısıyla, bu verimliliğin artmasıyla ve tarımdaki ar-ge çalışmalarının da artmasıyla Türkiye, bölgede tarım üstü olma şansının ve önünün açılacağını söylemek istiyorum. Merkezi akredite laboratuarların kurulması, kalite ve miktar bazlı prim ve teşvik sistemlerinin oluşturulması tarımsal ürünlerden sanayiye geçme zorunluluğu ve üreticilerle sanayicilerin birlikte yapmaları gereken çalışmalar için temel teşkil edecektir. Bu bir bütçe sorunudur. Bu konuda da belirli bir bütçenin ayrılmasının Türkiye için AB’ndeki ileriki döneminde büyük bir şans yaratacağı konusunda birçok görüş vardır ve bu görüşlere katılıyoruz.

AB, Türkiye için belki her şeyi çözecek bir süreç olmayacaktır ama Türkiye’nin dünyada ve özellikle bölgede bir tarım üssü olması için önemli önündeki engelleri kaldırmak için bir vesile olacaktır.

Sonuç olarak özetlemek gerekirse, ülkemiz tarımı ve dolayısıyla gıda sektörü önünde büyük fırsatlar olduğu kadar birtakım tehditler de vardır. Dünyadaki gelişmelerle birlikte tarım ve gıda sektörü artık bildiğimiz geleneksel yapıya sahip değildir. Geleneksel tedarik zincirini arz talep olarak geliştirmiştir. Dolayısıyla, tarımda neyin ne zaman üretileceği ve kim tarafından üretileceğinin planlanması gerekiyor. Bu şekilde ancak bir ülkenin hatta bölgesel planlamaların da öne çıktığı bir değişim yaşayacağımızı düşünüyorum. Böylece, bu tehditlerin bir fırsata dönüşmesi ve sahip olunan potansiyelin verimli bir şekilde kullanılması sürecin iyi yönetilmesine bağlıdır. Bu süreç için de ciddi bir strateji, ayrıntılı bir yol haritası ve tarladaki üretici ona destek veren tohumcu, ihracatçı dahil olmak üzere sanayici tüm tarım gıda zincirinde yer alan tüm halkaların görüşü alınmalı ve herkesin de kazanacağı bir sistem kurulmalıdır. Bu sayede tüketicinin, sanayicinin ve üreticinin hep birlikte yarar sağlayacağı bir sisteme ulaşabiliriz. Tüketici kazanacaktır, sanayici kazanacaktır. Çünkü ürün maliyetleri düşecek, verimlilik artacaktır. Üretici kazanacaktır. Çünkü ürettikleri ürüne talep artacak, iyi bir ürün fiyatı oluşacak ve karlılıklar artacaktır. AB ve Dünya Ticaret Örgütü’nde Türkiye’nin arzu ettiği tarım noktasına gelmesi için böyle bir dönüşümün önemli olduğunu düşünüyorum. Hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS