Forum İstanbul Yıllık Konferanslar Yıllık Konferanslar Forum İstanbul Ödülleri Yayınlarımız Forum Fakülte
Sponsorlarımız
Basında Forum İstanbul
Bize Ulaşın

 
(Dünya Online) 15/08/2006 

         
ÖĞÜTÇÜ'nün GÖZÜYLE UFUK TURU

 Ortadoğu'daki gelişmeler küresel ekonomik durgunluğa yol açar mı?Washington ve Tel Aviv'in askeri yöntemlerle Ortadoğu'da Suriye, Iraklı Şiiler, Hizbullah ve İran arasındaki giderek güçlenen Şii ittifakını zayıflatmak ve ılımlı Sünniler ile İsrail arasındaki güç birliğini desteklemek için yeni bir düzen kurma çabaları geri tepebilir, özellikle Irak'taki gelişmeler ve Lübnan'da sivil halkın maruz kaldığı şiddete duyulan uluslararası tepki nedeniyle. Nitekim, 26 Temmuz'daki BM desteğinde yapılan Roma toplantısı sırasında tüm katılımcılar İsrail'in derhal ateşkes ilan etmesini isteyerek ABD ve İsrail'i yalnız bıraktılar. BM Güvenlik Konseyi'nde de öyle. Ilımlı Arap ülkeleri, AB, Rusya ve Çin de bu (Hizbullah'ı etkisiz kılmanın ötesine geçen) ortak ABD-İsrail bölgesel tasarımına beklenenden daha sert tepki gösterme temayülünde. Suriye ve İran'ın da çatışmaya çekilmesi, savaşın tüm bölgeye yayılması sonucunu doğurabilir. Bu durumda, Washington-Tel Aviv eksenine karşı tepkinin, ABD'yi zayıf karnından vurma ile sonuçlanması mümkün. Jephraim P. Gundzik'e göre, İsrail'i dizginleyecek tek güç olan ve bu etkisini kullanma niyeti bulunmadığını gösteren Washington'a karşı başarılı bir ekonomik darbenin önümüzdeki yıl küresel bir ekonomik durgunluğu tetikleyebilir. Dünyanın en büyük üç petrol üreticisi Suudi Arabistan, Rusya ve İran, petrol ihracatlarını önemli ölçüde azaltma, böylece Washington üzerindeki uluslararası baskıyı yoğunlaştırma stratejisi izleyebilir. Yani petrolün yeniden siyasi silah olarak kullanılması zayıf da olsa bir olasılık olarak beliriyor. Dünya petrol ihracının yüzde 20'sini gerçekleştiren İran ve Rusya'nın seçici ambargo uygulamaları Suriye ve İran'ın İsrail'e karşı füze darbesi tehdidinden daha güçlü etki yaratabilir Washington'un politika değişimini sağlamak bakımından. Hele böylesi bir yaklaşım ABD'de ekonomik büyümenin yavaşladığı bir dönemde uygulamaya konulursa. İlave üretim kapasitesinin dünyanın hiçbir yerinde kalmadığı göz önünde bulundurulursa toplam dünya petrol ihracının sadece yüzde beş oranında azaltılması bile varil başına uluslararası fiyatların 125 dolara fırlaması sonucunu doğurabilir. Bu da Amerikan ekonomisini durgunluğa sürükleyebilir. Kasımda kongre seçimleri yapılacağını düşünürsek, böylesi bir riski Beyaz Saray'ın alması kolay gözükmüyor. ABD'yi etkileyecek bu krizin küresel ekonomiyi ve bizleri etkilememesi düşünülebilir mi? Siz olun önümüzdeki yıl için adımlarınızı sağlam atın, krizlere hazırlık senaryolarınızı yanı başınızdan ayırmayın. Jack Straw'u kim görevden aldırdı? En kritik dönemde sürpriz bir karar ile İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Jack Straw'u görevden alıp yerine ilk kadın Dışişleri Bakanı olarak (gaf üstüne gaf yapmakta rekorlar kırmakta olan) deneyimsiz Margaret Beckett'i atamasını bir türlü anlayamamıştım önce. Spectator, The Times, Mail on Sunday gibi perde arkasını iyi okuyan gazetelerde bu hafta çıkan değerlendirmeler, Jack Straw'u kapının önüne koyduranın neo-con'ların öncülerinden ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld olduğuna işaret ediyor. Anlatıldığına göre, Straw'un yumuşak ve uzlaşıcı yaklaşımının yanı sıra özellikle İran'ın bombalanmasının "çılgınlık" olacağına dair beyanı Rumsfeld ile Başkan Yardımcısı Cheney'i çok sinirlendirmiş. Straw'un İran değerlendirmesi dil sürçmesi değildi: Bu ülkeye yönelik saldırının hem petrol fiyatlarını 100-150 dolar aralığına fırlatacağına, hem de Irak'ta İngiliz kontrolü altındaki Şiiler'in başkaldırısının kontrol edilemez noktaya tırmanacağına inanıyordu. Beyaz Saray tarafından 10 Downing Street'i izleyen dönemdeki (İsrail'in Lübnan saldırısı, olası İran/Suriye operasyonları gibi) gelişmeleri olumsuz etkileyeceğinden korkularak Straw'un başka göreve kaydırılması için yoğun baskı uygulanmış. Nitekim, Straw, hiçbir gerekçe gösterilmeden kendisini Avam Kamarası'nın büyük ölçüde törensel lideri rolünde buluverdi. Hem de Amerikalı meslektaşı Condoleeza Rice ile kendi seçim bölgesi olan Blackburn'u el ele gezmesinden dört hafta sonra. Onu genellikle güvercinlerin yuvası olan ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki dostları bile Pentagon'daki şahinlere karşı koruyamamış. Birçok İngiliz, bu gelişmeyi ulusal onur ve bağımsızlıklarına hakaret olarak algılıyor haklı olarak. Geleneksel olarak güçlü bir ABD müttefiki olan İngiltere üzerinde böylesi bir baskı kurulabiliyorsa, direnç derecesi nispeten daha düşük (ama bağımlılığı daha yüksek) olan Ankara'da siyasi, askeri ve bürokratik kararlarda (ve de kilit görevlere atamalarda) Washington'un nasıl bir rol oynadığını gelin siz tahmin edin. Orta krallığın jeopolitik düzendeki güçlenen konumu Çin, geleceğin okyanuslarda ve uzayda olduğunun farkında. Donanmasını, açık denizlere hükmedecek, denizaşırı müdahalelere imkan verecek şekilde süratle modernize etmekte ve genişletiyor. Uydu fırlatıp insanlı ilk uzay aracını gönderiyor. Askeri teknolojide henüz boy ölçüşecek düzeye ulaşamadı. Ekonomik ve askeri gücünü tam pekiştirmeden de ortaya atılıp tek kutuplu dünya sistemini sarsma, ABD, Rusya, Japonya ve diğer komşu ülkeleri ürkütme niyetinde değil. Ne istediğini, bu aşamada neyin mümkün olduğunu, neyin olamayacağını bilen, akılcı, tedrici ve sabırlı bir yaklaşım izliyor. 11 Eylül sonrasında teröre karşı mücadeleye Çin yönetimi güçlü destek verdi. Orta Asya ve Afganistan ile sınırlarının güvenli olması, öncelikli dış politika amaçlarından birisi. Giderek güçlenerek Asya'nın NATO'suna dönüşebileceğinin sinyallerini veren "Şanghay Beşlisi" girişimine de bu nedenle ön ayak oldu. Ancak ABD kuvvetlerinin Afganistan'a, sonrasında Özbekistan ve Kırgızistan'a konuşlandırılması, ardından Hindistan ile stratejik savunma ortaklığı için adımlar atılması, Pekin'deki liderlerin Washington'un Çin'i "çevreleme" stratejisini sürdürdüğü yönündeki kuşkularını güçlendirdi. Tarihi husumeti bulunan Japonya ile ilişkilerin karşılıklı yarara hizmet edecek temelde tutulması, Rusya ile stratejik işbirliğinin geliştirilmesi, ASEAN ülkeleri ile serbest ticaret alanı kurulması gibi hususlarda, Pekin Hariciyesi'nin -zaman zaman özellikle Japonya ve Rusya ile mini krizler çıksa da- genellikle ustaca bir diplomasi çizgisi izlediğini görüyoruz. Bir uluslararası bunalım halinde Hint Okyanusu'ndaki Amerikan 7. Filosu'nun Körfez'den enerji sevkıyatını kesintiye uğratmasından kaygılı olduğundan, enerji güvenliğini sağlama almak için, hem Ortadoğu'da hem de Avrasya'da nüfuz sahası kurmaya çalışıyor. İran, Irak, Sudan, Umman ve Suudi Arabistan ile güçlü karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkileri geliştirdi. Kazakistan ve Türkmenistan'da petrol yatakları ve Kanadalı bir firmaya ait Petrol-Kazakistan firmasını satın aldı. ASEAN ile ortak serbest ticaret bölgesi kurulması, Myanmar üzerinden Yunnan eyaletine petrol ve doğalgaz nakliyatı yapılması gibi girişimlere önayak oluyor. Başta ASEAN ülkeleri ve Hindistan olmak üzere komşuları, Çin'in bölgedeki amaçları ve niyetleri konusunda her zaman kuşkulu. Aslında, Çin'in jeo-ekonomik stratejisi 1930'ların Japonya'sını andırıyor bir ölçüde. O dönemdeki emperyal Japonya gibi çağdaş Çin de miyopik şekilde gelecekte gereksinim duyacağı petrol tedarikini fiziki olarak elde etmeye odaklanmış durumda. Ayrıca, tıpkı Japonya'nın o dönemde yaptığı gibi "Ortak Asya Refah Bölgesi" projesinin 21'inci yüzyıl versiyonunu uygulama hevesinde. Özellikle de Körfez bölgesinde bu stratejinin izleri giderek daha belirgin şekilde görülüyor. Dış politikasının çevresinde en azından 2040-2050 dönemine kadar sürdürülebilir kalkınmaya uygun bir barış kuşağı (ya da Çin siyasi literatüründeki deyimiyle "barışçıl güçlenme" yaratmayı hedeflemesi komşularını şimdilik rahatlatmış görünmüyor. Özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi, Orta Asya ile sınır ihtilafları, enerjiye artan ölçüde bağımlılığın yarattığı ikmal güvenliği kaygıları ve de Çin liderliğinin artan milliyetçi söylemleri nedenleriyle, Pekin'in siyasi ve askeri bir tehdit olarak orta ve uzun vadede gündemi işgal etmesi bekleniyor. Tüm ülkeler artık Çin'in 21'inci yüzyılın süper gücü olarak algılıyor, ona göre davranıyorlar Orta Krallık ile ilişkilerinde. Provence, çocuklarını iyi besliyor 17'nci yüzyılda Jean Racine, Jean de la Fontaine'e yazdığı mektupta söyle diyordu: "İnsanlar burada tereyağı yerine zeytinyağı kullanıyor. Bu değişimden korktum. Ancak bugün soslarda onu bir parça tattım ve doğrusunu söylemek gerekirse, bundan daha mükemmel bir şey düşünemiyorum". Provence, gerçekten de çocuklarını iyi besliyor. İnsanların burada yüzyılın üzerinde yaşaması alışılmadık bir şey değil. Bilimsel incelemeler, zeytinyağı ve balık tadanları belli kardiyo-vaskular hastalıklardan koruyan Akdeniz mutfağının yararlı etkilerine işaret ediyorlar. Balık, kuzu, domates, kabak ile patlıcan ve bunların kekik, nane, acı biber, safran, sarımsak gibi aromatik bitki ve baharatlarla karıştırılması sonucu ortaya muazzam lezzette yemekler çıkıyor. Provence'in yaşlı kadınları sarımsağın vücuda yeni enerji getirdiğini, soğuk algınlığını ve arthritis'i, yüksek kolesterol düzeylerini ve hatta melankoliyi tedavi ettiğini söylerler. Tıpkı zeytinyağı gibi sarımsağın, ömrü de uzattığına inanırlar. Hele bir de bu yemekleri Provence'in "aslan sütü" pastis eşliğinde yiyince tadına doyum olur mu? Provence halkı, Romalı atalarının mirasını korumayı başarmış. Aslında, Provence'in Gallo-Romalı geçmişinden arkeolojik kalıntılar ve hazineler hemen her kasaba ve kentte göze çarpıyor. Romalılar tarafından Provence'da kurulmuş tek kasaba olan Orange, Avrupa'nın en prestijli Roma anıtlarından ikisini barındırıyor: MÖ birinci yüzyılda dikilmiş olan bir zafer takı ve yine aynı dönemin hâlâ da "chorégies" için kullanılan ünlü antik tiyatrosu. Vaison-la-Romaine'deki harikulade kalıntılar ise MÖ birinci ve ikinci yüzyıldan kalma. Arles'teki görkemli Roma amfi-tiyatrosu Paskalya tatiline denk düşen üç gün-üç gecelik Feria eğlenceleri sırasında boğa güreşlerini seyretmek isteyen 20 bin kişiyi ağırlayabiliyor. Bugün Vaucluse'un kentleri geleneksel festival merkezlerine dönüşmüs durumda: Avignon'un meşhur tiyatro festivali, Malemort du Comtat'daki kiraz festivali, Séguret'deki bağ bozumu kutlamaları. Yılın dört mevsimi boyunca Provence şarkı, tiyatro, dans, mutfak ve tarih ile dopdolu yaşıyor. Ondan uzak geçirdiğiniz zamana hayıflanıyorsunuz. Paris'ten hızlı trenle üç saat mesafedeki Marsilya, Akdeniz'deki en büyük liman tesislerine sahip. Provence'in geleceği Akdeniz'e bağlı. Deniz kıyısında olmasının avantajlarını Provence iyi kullanmakta, ileri teknoloji geliştirme merkezi olmanın yöntemlerini iyi biliyor. Marsilya-Provence havaalanına inerken mavi deniz, beyaz tepeler, yeşil doğa sarıyor sizi. Batı kesimlerinde Fos Körfezi'nden Berre Golü'nün kıyılarına kadar uzanan bir mekanda muazzam sanayi tesisleri. Fabrikalar, hangarlar, tren, tanker ve kamyon konvoyları. Kartpostallardaki güneşli kumsal ve yeşil, mavi ovalardan çok farklı bir endüstriyel Provence gözünüzün önünde uzanıyor. Fransa'nın demir-çelik ihtiyacının neredeyse dörtte biri (yılda 4,4 milyon ton) Batı'da Camargue sınırlarında üretiliyor son yirmi yıldır. Sollac, Avrupa'nın en modern düz çelik üretim fabrikası. Burada Ascométal denilen çelik üretiyor. Kömür ve demir cevheri ithal edilirken, işlenmiş çelik ise dışarıya satıyor. Rhone nehrini geçince ise Fransa'nın tuz üretimin yarısını sağlayan Salins du Midi'desiniz. Yüzyılın başında Henri Fabre'in Berre Gölü üzerindeki ilk uçuşlarının anısına olsa gerek havacılık ve uzay sanayii bölgede güçlü mevcudiyete sahip. Avrupa'nın önde gelen helikopter imalatçısı Eurocopter burada. Dassault Grubu da uçuş deneme merkezini yakında, Istres'te, kurmuş. Marsilya aynı zamanda yıllık 84 milyon ton ham petrol işleme kapasitesi ile Fransa ve Akdeniz'deki en önemli petro-kimyasal platform. Aix-en-Provence'a uzanan yolu aldığınızda Arbois platosunu aşmak zorundasınız. Paris'e seyahati üç saate indiren TGV'nin istasyonu burada inşa edildi. Yerel makamlar burayı çevre koruma sanayilerinin yoğunlaşacağı üçüncü bin yılın büyük teknolojik merkezi yapma çabası içindeler. Arc vadisi boyunca Aix bölgesi bilgisayar ve elektronik sanayinin bir dizi büyüklü küçüklü firmasını çekmeyi başarmış. Önce Thomson, Technicatome, Cadarache Atom Enerji Kurumu ile başlamışlar. Bugün en ileri teknoloji alanlarında on binlerce insan çalışıyor bu bölgede. Küçük Rousset köyü, halen kendi sakinlerinden daha fazla iş imkanına sahip; onun için göç çekiyor. Durance nehrini geçer geçmez Haute provence ovaları başlar. İşte burada yani Albion ile Valensol'un arasında güneyin gerçek mavi altını bulunur: Lavanta. Monaco, bir kez ziyaret edildikten sonra bir daha uğramayı isteyeceğiniz yerlerden değil. Belki de Nice-Monaco arasındaki eşsiz doğa güzelliğini görmek için son durak olarak uğranılabilir. Monaco'da hayatının en zevkli işini yapan Pierre ile akşam yemeği sırasında tanıştık. Öyküsü içimizi ısıttı. Malum, dünyanın dört bir tarafından zengin işadamları, sanatçılar, mafya babaları Rivyera kıyılarını mesken tutmuş vaziyetteler. Pahalı zevkleri var bu insanların. Elleri ceplerinden çıkmıyor. Çoğu ya son model spor araba ya da antika araba koleksiyonları sahibi. Yılın sadece sınırlı bölümünü güneyde geçirdiklerinden yılın geri kalan bölümünde arabalarının bakımlarını yaptıracak, zaman zaman bölgenin hoş yollarında onları kullanarak "paslanmalarını önleyecek" birisine ihtiyaçları var. Güvenecekleri, iş bitirici birisi. İşte Pierre'in işi bu. Rüyasında göremeyeceği arabaların sırtında sürekli. Bu iş için de hayli dolgun bir maaş alıyormuş. 19 ve 20'nci yüzyıllarda Azur kıyıları ve Provence'in ressam ve yazar konukları bölgeye akmaya başlamış. Van Gogh, Paris'te hastanelik iken güneşi izleyerek kendini Arles'a atmış. Bir zamanlar Romalılar'ın işgalindeki Rhone deltasına sıkı sıkıya demir atmış bu antik kentte, sanatçı aradığı ışığı bulmuştu. Orada birkaç ay içinde iki yüz resim yaptı. Arkadaşı Gauguin'i de yanına davet etti. Arles ve çevresinde meşhur Alyscamps'i tuvaline yansıttı. Bulvarın sonunda Saint-Honorat'in çan kulesi sarı ve mavi şeritlerle çizilmiş bir gökyüzünün arka planında çizilmişti. Van Gogh, daha sonra biraz daha açıldı; Saintes-Maries-de-la-Mer koyunu ve Akdeniz'i keşfetti. Çingeneler'in buluşma noktası olan bu köyde dalgaların şiddetini ve yelkenli teknelerin yansımalarını resme dönüştürdü. Bu eksantrik Hollandalı ressamın dünyasına birazcık dalmak istiyorsanız, Arles'deki Van Gogh Vakfı'na uğramakta yarar var. Cote d'Azur ve Provence sefası hiç tükenmez; bin kere de gitseniz içinizde sızısı kalır ayrılırken. Bir daha gitmek için ant içtirir size... Ölmeden önce gezilecek başka yerler... Dünyada gezecek, görecek, tad alınacak başka daha nereler var nereler. Birkaçını sayayım hayal gücünüzün sınırlarını genişletmek için: - Peru'nun kayıp İnka kenti Machu Picchu'ya Hiram Bingham treniyle üç buçuk saatte yolculuk, şayet dört günde Cusco'dan başlayarak yürümek istemiyorsanız.. - Yeni Zelanda'nın kuzeyindeki meşhur "Piyano" filminin de çekildiği 21 kilometrelik Pakiri Plaji'nda beyaz kumların üzerinde beyaz bir at sırtında güneş batmadan hemen önce hayatınızın en hoş gezintilerinden birisini yaşamak... - Guatemala City'nin 30 kilometre güneyindeki Paçaya Dağı'nın zirvesine rehber eşliğinde tırmanarak bir volkanın nasıl patladığını, lavların yamaçlara aktığını dünya gözüyle görmek... - Tabiat ananın kuvvetlerinin gezegenimizi nasıl şekillendirdiğini izlemek, ücretsiz tedavi sağlayan mavi jeotermal göllerde (özellikle de Blum Lagoon'da) yüzmek, siyah ve yeşil renklerin nasıl kaynaştığını bizzat gözlemek için yaşayan bir jeolojik şaheser olan İzlanda'daki Golden Circle'i ziyaret etmek... - İster operayı sevin, ister sevmeyin ama antik İtalyan kenti Verona'daki açık hava Arena amfi-tiyatrosunda muazzam renk, ışık ve ses cümbüşü yaratan Aida'yı kaçırmamak... - "Cengiz Han Savaşçı Eğitimi" adı verilen macera gezisine katılarak 10 gün boyunca tam bir Moğol gibi yaşamak, ok ve yay atmasını, geleneksel votka imalat tekniklerini, at sürüleri gütmeyi, 13'üncü yüzyılda dünyanın en büyük ve güçlü imparatorluğu olan Moğolistan'ın savaş taktiklerini, kamp kurma becerilerini öğrenmek...

Teşvikiye Cad. Sadun Apt. No: 105/6 İstanbul

Telefon: +90 (212) 227 61 52/53/54 +90 (212) 261 57 39 Faks: +90 (212) 227 61 44

Copyright © 2005 , forum istanbul

Powered by VediusCMS